İnsanlığın şehirleşme eğilimi “avcı toplayıcı” dönemin sonunda, ekip biçmesi ve o alana yerleşme gereksinimi ile başlamıştı. Arkeolojik bulgular yerleşik hayata geçen insanlık tarihini aşağı yukarı 9.500 yıl öncesine dayandırıyordu. 

Anadolu’da bulunan Göbekli Tepe ve Karahan Tepe gibi arkeolojik alanlar, bu tarihleri yaklaşık beş bin yıl kadar daha geriye götürdü. Uzman hocalarımız, bu alanlarda kayda alınan “T” biçimli sütunların, anıt değil de, yapının çatı kısmı için taşıyıcılar oldukları yönünde görüş bildirmektedir. Üzerlerindeki hayvan figürlerinin de o zamana ait süsleme, bezeme olduğu görüşü hakimdir. Ekber hocalarımız bu alanların, tapınak değil de, 14 bin yıl eskiye dayanan ve kayda geçen ilk yerleşkeler oldukları görüşünü öne atmışlardır. Ancak yine de tam tarihi belirleyecek karbon testi ancak biyolojik buluntular, saklanmış ve neredeyse fosilleşmiş tohumlar ile mümkün olabilmektedir. 

“Eincorn” denen ekildiği, ziraatı yapıldığı düşünülen ilk buğday tohumunun vatanı da Anadolu’dur. Bu durumda yerleşik hayata geçilen en eski toplumların bu topraklarda yaşadıkları varsayımı rahatlıkla öne sürülebilir. Yine de günümüzdeki devam eden şehirleşme geleneklerinin olumsuzlukları dikkate alındığında, çağımızdaki yaşayan medeniyetimizin birçok prensibi unuttuğu veya göz ardı ettiği göze çarpmaktadır. 

Çok uzun yıllara ait medeniyet devirlerinin kalıntılarının yeraltı ve yer üstü verilerinin vatanı olan bu topraklarda, şehirleşme hakkında çok fazla anektod bulunmaktadır. Tarih; onu okuyan, anlayan, gerekli dersleri çıkaranların ve bunu yapabilmek adına, ilk öncelikle onu yazabilenlerindir. Yakın tarihe baktığımızda, bu coğrafya dünyanın en büyük deprem felaketini yaşamıştır. Bu tarihi bugün bu topraklarda var olan bizler, medeniyetimiz yazmış bulunuyor. 

Şehirlerini yanlış alanlara kurmak, alüvyonlu topraklarını tarım yerine yapılaşmaya harcamak, dere yataklarına kentler inşa etmek, bugün şimdi hep birlikte yazmakta olduğumuz tarihin gerçekleri. Çevreyi koruma bilincinin oluşabilmesi için, bazı gerçeklerin şuuruna varabilmek gerekiyor. Sağlıklı şehirleşmek nedir, bu anlayışta bireyin, imar kanun düzenlemelerinin, toplumu yöneten iktidarın ve yerel yönetimlerin sorumluğu ne olmalıdır? Herkes daha fazla imar ve rant anlayışını, inşaata ve çimentoya dayalı zenginleşmeyi bir yana bırakmadan, sağlıklı, huzurlu, güvenli, yaşanabilir şehirler, sürdürülebilir bir hayat tesis edilebilir mi? Bizler bunu yapabilecek miyiz? Evet, bugün tarihi bizler yazıyoruz. 

Nekropoller, antik dönem mezar alanlarıdır. Ve birçok yerde hemen hepsi üst üste katmanlar halinde daha eski devirlere kadar aynı alan üzerinde mezarlık yapıldığı görülmektedir. Bu alanlar 1. Derece arkeolojik sit alanlardır ve her dönemin kültürü, sosyal hayatı ve ekonomisi hakkında bilgi doludur. Dönemleri hakkında akıl almaz bilgiler ihtiva eder. Ne yedikleri, neden korktukları, nelere değer verdikleri, kimlerle ticaret yaptıkları, önem verdikleri ve vermedikleri hakkında veri bankası gibidir.

Bir mezarlık düşünün ki; içindeki binlerce mezarın ölüm tarihi aynı gün olsun! 06.02.2023 bugün insanlık var olduğu müddetçe unutulmayacak…. Peki bu tarih gelecek nesillere bizler hakkında ne anlatacak?