Çevre denen varlığın bütünselliği hakkında çok fazla düşünmediğimiz açık. Yeşilova Höyüğü’nü ele alalım. Bornova’nın oldukça iç kesimlerinde, bugün Bayraklı kıyısından yaklaşık 10 kilometre içeride, 8500-9000 yıllık bir yerleşkedir. Buluntular yerleşkenin kıyıda yer alan, balıkçılıkla uğraşan insanların bulunduğu bir alanı açıklar. En basit gözlemle, bu alan yüzyıllar evvelinde kıyı çizgisinin bulunduğu alan olduğunu ortaya koyar. Gediz’in alüvyonları ile yıllar yılı dolmuş bir körfezin değişen coğrafyasını bizlere anlatır.
Aynı şekilde Ege’de, şu an kıyıdan kilometrelerce içeride kalmış balıkçı kasabaları vardır. Menemen’de bulunan Panaztepe tarih öncesi yerleşkesi de bunlara başka bir örnektir. Çoğu kimse Marmara ve Ege denizinin günümüzden yaklaşık 5000 yıl evvel çöküntü ile oluştuğunu, Ege’de şu andaki adalara eski zamanda yürünerek gidilebildiğini bilmezler. Tarihte bakabildiğiniz kadar geriye bakmak, size coğrafyanız hakkında çok önemli bildiler verir.
Özellikle dünyanın en fazla tektonik hareketliliğinin yaşandığı, kıta plakalarının kesişim noktasında bulunan Anadolu toprakları, Ege ve Marmara hakkında hayati önemi olan bilgiler, jeoloji, jeofizik bilimleri kadar, arkeoloji verileri ile de aydınlık, netlik kazanır. 6 Şubat depremi, binlerce cana mal olmuş ve Asrın Felaketi adıyla tarih sayfasına geçmiştir. Coğrafyasını, toprağının medeniyet tarihini bilen ve anlayan toplumlar için böylesi bir felakete önlem almamak, anlaşılır bir durum olamaz.
Elbette ülkemizin çok riski bölgeleri başında Marmara ve Ege’de benzer bir felakete gebedir. Çok uzun yıllar, kadim bilgilerin unutulmasına vesile olmuştur. Oysa 50, 100, 250 yıllık periyotlarda tekrarlanan büyük yer hareketleri eskilerin çok iyi bildikleri ve tedbirini alarak yaşamayı öğrendikleri deneyimlerdi. Tarihi olayları envanter tutmak, dökümanter haline getirmek, yazı ile başladığı üzere, 250 yıl ve öncesini gösteren döngüler ancak bulgular ile açıklanabilir.
Geçtiğimiz hafta binlerce insanın can verdiği kasırga felaketi, Akdeniz havzasında ancak yaklaşık 100 yılda bir görülebilen bir doğa olayıdır. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında benzer bir vakanın Edirne’yi yerle bir ettiği bilinmektedir. Normal şartlarda, okyanuslarda fırtına mevsimlerinde olagelen, bir doğa olayının, kıtalar arası iç deniz olan Akdeniz havzasında oluşması olağanüstü bir doğa olayıdır.
Golfstream akıntıları ile deniz suyu ısı dengesini kurmuş ve bu nedenle kuzey güney yarım küre boylamları boyunca kıyısı olan kıtaların iklimlerini belirleyen Atlas okyanusunda, özellikle mevsim geçişlerinde” Hurricane” yani kasırga vakaları yaşanır. Bunlar dünyanın döngüsü nedeniyle genellikle kıta Amerika’sının ekseri büyükşehir ve yerleşimlerinin yer aldığı Doğu sahillerini ve Meksika Körfezini vurur. Saatte 64 deniz mili ya da 118 kilometre hızın üzerinde esen rüzgar gücü ile oluşan kasırgalardır. Hava durumu değeri olarak 9 Bofor üzerindeki fırtınayı işaret eder. Böylesi güçlü hava akımlarının karasal alana ulaşıp felaket meydana getirebilmesi için, uzun yol kat etmesi ve bir engele vurup güç kaybetmeden uzun mesafe yol alması gerekir. Bu nedenle iç deniz olan Akdeniz’de meydana gelmesi istisna şartlar gerektirir. Ancak imkansız değildir.
Ve Kuzey Afrika kıyıları 100 yılda bir rastlanabilen böylesi bir felaket ile yerle bir olmuştur. İnsan yaşamı ve medeniyetin varlığının izlerini sorgulayan kültür toprağı katmanları boyunca alt katmanlara inildikçe, Arkeoloji bilimi geçmiş yüzyıllar ve bin yıllar boyu insanlık bilgi ve birikimlerini açığa çıkarıp, aydınlatmayı sürdürür. Medeni bir toplum ancak, tarih ve coğrafyası ile geçmişine ve geleceğine sahip çıkabilen bir toplumdur.