İzmir’in turizm vitrini Çeşme ve Karaburun ilçeleridir. Mavi denizi, koyları, plajları ve doğal güzellikleriyle milyonlarca insanın gözdesidir. Ama bugün o mavinin içinde ciddi bir alarm var. Orkinoslar ölüyor! Üstelik bu ilk kez yaşanmıyor. Geçtiğimiz yıl Çeşme ve Karaburun kıyılarına yaklaşık bin 500 ölü orkinosun vurduğu açıklanmıştı. Aradan bir yıl geçti, yaz yeniden geldi ve aynı görüntüler tekrar ortaya çıktı. Şimdi sormak gerekiyor: Geçen bir yıl boyunca ne yapıldı? Araştırmalar yapıldı mı? Numuneler alındı mı? Sonuçlar kamuoyuyla açık ve anlaşılır biçimde paylaşıldı mı? Aynı olayın tekrar yaşanmaması için hangi önlemler alındı?

Çünkü mesele artık tek tek kıyıya vuran balıklardan ibaret değil. Mesele İzmir’in denizi, mesele Çeşme’nin geleceği, mesele Karaburun’un doğal yaşamı, mesele turizm. Ve belki de en önemlisi, gelecek kuşaklara nasıl bir deniz bırakacağımız. Bugün uzmanlar, yüksek deniz suyu sıcaklığının bakteriyel hastalıkların etkisini artırabileceğine dikkat çekiyor. Çeşme Yarımadası Çevre Derneği ise sıcaklık artışının yanı sıra çevresel baskılar ve olası kirlilik kaynaklarının da araştırılması gerektiğini savunuyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı'nın önceki değerlendirmelerinde ise çiftliklerdeki orkinos ölümlerinin, mevsim normallerinin üzerindeki su sıcaklığına bağlı bakteriyel kaynaklı olabileceği belirtilmişti. İşte tam da burada kamuoyunun bilmek istediği sorular ortaya çıkıyor: Eğer neden belli ise neden sonuç tekrar ediyor? Eğer sorun yalnızca sıcaklıksa, gelecek yıllarda deniz suyu yeniden ısındığında ne yapacağız? Her yaz kıyıya vuran balıkları mı toplayacağız? Yoksa önceden önlem mi alacağız? Çünkü çevre politikası, öldükten sonra balığı kıyıdan kaldırmak değildir.

Çevre politikası, balığın neden öldüğünü önceden araştırmak ve aynı ölümün tekrar yaşanmasını engellemektir. Türkiye’de çevre sorunlarının en büyük problemi belki de tam burada başlıyor. Bir olay yaşanıyor. Görüntüler ortaya çıkıyor.Vatandaş tepki gösteriyor.Yetkililer açıklama yapıyor.Bir süre tartışılıyor.Sonra gündem değişiyor.Ta ki aynı olay yeniden yaşanana kadar.

Depremlerde aynı olay oluyor, deprem oluyor, bir ay konuşuyoruz sonra unutuyoruz. Ta ki bir deprem daha olana kadar. Geçen yıl yaşanan orkinos ölümleri bugün yeniden karşımızdaysa, demek ki sorunun köküne yeterince inilmemiş.Çünkü deniz, çöpleri ve hataları sonsuza kadar saklayacak kadar büyük değil.

Bugün Çeşme’nin denizi turizm için bir marka. Ama o denizin ekosistemi bozulursa, yalnızca balıkları kaybetmeyiz. Balıkçıyı kaybederiz. Turizmi kaybederiz. Doğal yaşamı kaybederiz. Ve sonunda İzmir’in en büyük değerlerinden birini kaybederiz.

Kamuoyunun artık açıklama değil, şeffaflık istediğini düşünüyorum. Geçen yıl alınan numunelerin sonuçları nedir? Bu yıl kıyıya vuran balıklardan alınan numunelerin sonuçları ne zaman açıklanacak? Hangi bölgelerde inceleme yapılıyor? Deniz suyu değerleri nasıl? Bakteriyolojik analizler ne söylüyor? Çevresel baskılar araştırılıyor mu? Balık çiftliklerinin ekosistem üzerindeki etkileri bağımsız biçimde inceleniyor mu?

Bunların tamamı kamuoyuna açık biçimde anlatılmalı. Çünkü Çeşme'nin denizi birkaç kurumun değil, bütün İzmir'in ortak değeridir. Ve ortak değerler, kapalı kapılar ardında değil, kamuoyunun gözü önünde korunur. Bugün kıyıya vuran orkinosları konuşuyoruz. Yarın başka bir canlı türündeki azalmayı konuşmayacağımızın garantisi var mı?

Deniz ekosistemindeki değişimler bize aslında çok önemli bir mesaj veriyor, İzmir’in denizini yalnızca yaz aylarında plaj olarak görürsek, denizin verdiği bu mesajı duyamayız. Çeşme’yi yalnızca beach club'lar, oteller ve turizm gelirleri üzerinden değerlendiremeyiz. Karaburun’u yalnızca yazlıkçıların ve turistlerin geldiği bir yer olarak göremeyiz. Buralar aynı zamanda bir ekosistemdir. Ve ekosistem bozulduğunda faturası yalnızca balıklara çıkmaz.

Kıyıya vuran her ölü orkinos, aslında bize bir soru bırakıyor: “Denizimize ne oluyor?” Bu sorunun cevabı bilimsel verilerle ortaya konulmalı. Suçlu aramak yerine gerçek neden bulunmalı. Kurumlar birbirini beklemek yerine birlikte çalışmalı.Ve sonuçlar kamuoyuna açıklanmalı. Çünkü bugün Çeşme ve Karaburun’da yaşananlar sadece bir haber değil, İzmir’in geleceğiyle ilgili bir uyarıdır. Deniz ölüyor ve biz kıyıya vuran balıkları sayıyoruz. Oysa ki balıkların kıyıya vurmamaları için gerekeni yapmalıyız. Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, beton binalar değil, temiz bir denizdir.