Konu Ortaçağ Avrupası olduğu vakit, tarih baba lafı hiç dolandırmadan“efendi” anlamına gelen “Senyör”(Seigneur) ile bağımsız ruhlu asil “Şövalye “(Chevalier) arasındaki mücadeleyi anlatmaya başlar. Malumunuz, kendilerine efendi denilen beyzadelerin bizim dilimizdeki karşılığı derebeyi olup, bunların astıkları astık, kestikleri kesiktir. Yaşadıkları topraklardaki hükümdarın emrindeymiş gibi görünseler bile, gücün istediği vergiyi peşin ödemeler mukabili kendilerine tanınan ayrıcalıklar sayesinde, verdiklerinin iki katını zavallı yoksul halktan çıkarırlar. Gerekçeleri de iktidarlarının timsali olan yüksek burçlu kalelerin çevresindeki köylerde yerleşmiş insanların güven içinde yaşamalarını sağlamaktan ibarettir. Vay zalimler vay dediğinizi duyar gibiyim. Yok mu dur o zavallı insanları koruyan bir güç değil mi? Eh arada sırada bu adaletsizliğe karşı çıkanlar da olur elbet. Kimler mi? Şövalyeler elbette. Bu kişiler saygın tavır ve eylemleriyle halkın gözünde yavaş yavaş efsaneleşirken, başkaldırı öyküleri nesillerden nesillere heyecanla aktarılır. Şövalyeler,güçlülerin yazdığı resmi tarihte olmasa bile halkın belleğine kazınmış gerçek tarihteki onurlu yerlerini daima muhafaza ederler. Bu noktada hemen “ne işimiz var orta çağda, futbol orta çağdan çok sonra başladığı içinherhangi bir bağ kurmak mümkün değil” diyecek olanlar günümüzde de futbolun efendileri ve şövalyeleri olduğunu bilmiyorlar mı? Bugün FİFA ve UEFA dendiğinde, hepinizin aklına önce futbol ve otorite gelmiyor mu? İlk bakışta, futbolun bu iki önemli ismi arasındaki ilişki, dünya futbolunun FİFA’nın tartışılmaz hükümranlığı altında toplanmış olmasıyla bir anlamda ast -üst ilişkisi olarak görülüyor ancak her şeyinde bir haddi bir hududu var elbet.
ERİŞİLMEZ GÜÇ
Futbol bağlamında, her güç gibi FİFA’nın da erişilmez gücünün sınırlanabilir olduğunu hatırlatan tavrıyla modern şövalyemiz UEFA,2026 Dünya Kupası sürerken FİFA Başkanı İnfantino tarafından takdim edilen “FİFA Forward Entreprise” projesinin geri çekilmesini sağladı. Gökten zembille inmiş gibi bir anda var olup pek çok gerçeğin gözler önüne serilmesine yarayan bu projeyle ilgili olarak çok yakın zamanda UEFAile FİFA arasında yaşanan 72 saat savaşını takip edebilmiş miydiniz? Gözünüzden kaçmış olması ihtimaline binaen kısaca anlatayım. FİFA tarafından üye federasyonlara çok daha fazla kaynak sağlamak için tasarlanmış olduğu ifade edilen bu projeye göre, Dünya Kupası dahil en büyük turnuvalarının ticari hakları yaklaşık 20 milyar dolar değerinde yeni bir iştirak altında toplanacak, sonra da bu şirketin hisselerinin büyük bir kısmı özel yatırımcılara devredilecekmiş. Bu sayede gelişmekte olan ülkelere alt yapı için kaynak aktarımı şansı doğacakmış. Aman ne güzel ne güzel. Fena mı yani, ortada pembe şekerlerle süslenmiş şöyle lezzetli bir kremalı pasta varsa bundan herkes yese iyi değil miymiş! Pasta herkese eşit oranda dağıtılacak olsa hadi bir ölçüde kabul edelim lakin ne kadar şık ambalajda sunulursa sunulsun, işin ucunun dönüp dolaşıp pastanın kimilerince biraz daha çok oranda afiyetle yeneceğine dayandığını artık çocuklar bile anlıyor. Adam çıkacak parayı verecek ve ondan sonra buyurun sizin istediğiniz kurallara göre bildiğiniz gibi yönetin diyecek ha! Daha bu Dünya Kupası’nda sıcak havalar için istisnai ve çok kısa süreli öngörülmüş su molasının bile, televizyon reklamlarının sayısı doğrultusunda ciddi derecede esnetildiğine ve oyunun neredeyse basketboldaki gibi dört devreli bir şekle çevrilmesine tanık olmadık mı? Bu yüzden her maçın neredeyse 9-10 dakika uzatma gösterilerek oynanıp oyun konsantrasyonunun yitirilmesi açısından futbolun katledilmesi örneği yetmedi mi? Ya iki sarı kartlı oyuncunun sonraki maçta oynaması rezaleti? Kara parasından şikesine yeterince elin girmiş olduğu bir ortamda futbol, futbol olmaktan çıkmaya yüz tutmuşkenyeşil sahanın senyörlerinin yaptıkları da iş mi yani. Hoş” hiçbir şey göründüğü gibi değildir” cümlesini yaşamlarının en güvenli köşesinde hazine gibi saklayanlara göre ortada anormal bir durum yok. Onlar yaşamı bilenler olarak bu oyuna gelmezler ama aç bilaç yaşayan bir insanın beynine usulca, “şahane pastadan pay alacağı “hayalini ekerseniz sizin için yapmayacağı şey kalmayacağı pek muamma olmasa gerek. Bu süreçte UEFA’nın“futbolun ruhu satılık değil” çıkışıyla başlayan savaş, çok sayıda ülke federasyonunun katılımıyla kısa süre içinde FİFA’ya karşı “turnuvaları boykot” içerikli başkaldırıya dönüşünce İnfantinoister istemez bu anlamsız ve seçim için oy devşirme nitelikli projeyi geri çekmek zorunda kaldı. Ulvi amaçlardan yola çıktığı görüntüsü verilse dahi, özdeticari kazancı ve siyaseti futbolun önüne geçirmeyi hedefleyen çok ince hesapların, UEFA forvetlerince doksana takılmış bir golle bu denli ağır mağlubiyet tatması, futbolun ruhuna aşık olanlar için unutulması mümkün olmayan ve hani Dünya Kupası’nı kazanmış olmak kadar büyük bir zafer. Parayı veren düdüğü çalar yönünden bakanlar için vuslat başka bahara artık. Hem eğri oturun doğru konuşun lütfen. Haklı değil mi yani şövalye, futbola ait varlıkların ve yönetimlerin alım satıma konu edilemeyeceğini haykırırken. Haklı değil mi söyleyin, cesur yüreğiyle öne çıkıp, sömürü düzeninin gizli kapaklı oyununu bozarken. Ne demeli. Darısı yeryüzündeki cümle mazlumun başına.