Her bir engelli derneğine destek verdiğim gibi Türkiye sakatlar derneği İzmir şubesine de her zaman destek veririm. Onların yıllardır Turgay Kızıltuğ akademisi işbirliği ile yaptıkları ve benim de destek verdiğim koro çalışması için yaşadıkları salon sorununa şahit olunca böyle bir yazıyı yazmak şart oldu.
İzmir’i İzmir yapan nedir? Sadece denizi, Kordon’u, tarihi ve güzel havası değil… İzmir’i İzmir yapan; insanının hoşgörüsü, yaşam biçimi, insana saygısı ve özgür düşüncesidir. Bütün bunlara, yerel yönetimlerin halka sunduğu hizmetleri ve sanata, sanatçıya ve kültür faaliyetlerine verdiği değeri de eklemek gerekir. İzmir yıllarca Türkiye’nin aydınlık yüzü olduğu kadar, adeta sanatın da başkenti olarak anıldı. Peki ne oldu da bu anlayış değişmeye başladı?
Son yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ve özellikle Karşıyaka Belediyesi başta olmak üzere belediyelerin kültür politikalarında yaşanan değişiklikler, özellikle amatör korolar ve tiyatro topluluklarını ciddi biçimde zorlamaya başladı. Belediyelere ait salonların sayısı azalıyor, bazı salonlar amatör toplulukların kullanımından çıkıyor, kalan salonların ücretleri ise artık emeklilerin ve dar gelirli insanların karşılayamayacağı seviyelere ulaşıyor.
ÖNCE İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRALIM
İzmir’de artık kaç amatör koro olduğunu takip etmek gerçekten zor. Adeta bir koro enflasyonu yaşanıyor, bu doğru. Elbette herkesin koro kurma ve sanat yapma hakkı var. Ancak herhangi bir altyapısı, kurumsal yapısı ve sürdürülebilirliği olmayan oluşumların çoğalması, belediyelerin önüne de çok büyük bir salon talebi getiriyor. İşte burada belediyelerin yaklaşımı önem kazanıyor. Bu talepleri kültür ve sanatın yaygınlaştırılması için bir fırsat olarak mı göreceğiz, yoksa salonları bir gelir kapısına mı dönüştüreceğiz? Bugün geldiğimiz noktada amatör koroların yaşadığı sıkıntı, ikinci seçeneğin giderek ağır bastığı izlenimini yaratıyor.
KARŞIYAKA’DAKİ RAKAMLAR DÜŞÜNDÜRÜCÜ
Karşıyaka’da amatör koroların sık kullandığı Ahmet Priştina Salonu’nun geçtiğimiz sezon 7 bin TL olan ücretinin bu sezon 30 bin TL’ye yükseldiği ifade ediliyor. Diğer salonlarda da rakamlar şöyle:
Deniz Baykal: 37 bin 237 TL
Hikmet Şimşek: 63 bin 497 lira 70 kuruş
Suat Taşer: 145 bin 137 lira 60 kuruş
Özellikle Suat Taşer Salonu için ortaya çıkan rakamın üzerine diğer organizasyon giderlerini de koyduğunuzda, bir amatör koronun bu maliyetleri nasıl karşılayacağını düşünmek bile zor. Çünkü bu korolar ticari kuruluşlar değil. Büyük bölümünü orta yaş ve üzeri vatandaşlarımız, emeklilerimiz oluşturuyor. Çoğu zaman konserlerini halka ücretsiz sunuyorlar. Salon kirasını, şef ve saz sanatçılarının ücretlerini, afiş ve diğer giderleri kendi aralarında topladıkları paralarla karşılıyorlar. Dolayısıyla salon ücretlerinin birkaç katına çıkması, doğrudan sanatın halka ulaşmasını engelleyen bir sonuç doğuruyor.
SAHNEDE SADECE SANAT YOK
Bir amatör koronun çalışması yalnızca müzik yapmak değildir. Emekli bir insanın evinden çıkıp arkadaşlarıyla buluşmasıdır. Yalnızlığını paylaşmasıdır.
Yeni dostluklar kurmasıdır. Hayata yeniden tutunmasıdır. Bazen bir engelli vatandaşımızın kendisini toplumun içinde değerli hissetmesidir. Kısacası bu çalışmalar aynı zamanda sosyal ve rehabilite edici faaliyetlerdir. Bu nedenle belediyelerin bu topluluklara sadece “salon kiracısı” gözüyle bakması doğru değildir. Sosyal belediyecilik tam da burada devreye girmelidir. Kamu yararına çalışan dernekler ve engelli kuruluşları için pozitif ayrımcılık yapılmalı, ticari amaç taşımayan ve halka ücretsiz konser veren amatör sanat toplulukları için de özel, makul ve sürdürülebilir bir tarife oluşturulmalıdır.
SAAT 22.00 MESELESİ
Karşıyaka belediyesinde Salon kullanımında getirilen katı saat sınırlamaları da ayrıca tartışılmalıdır. Bir konser veya tiyatro gösterisinin belirli bir saatte sona ermesi elbette planlanabilir. Ancak etkinlik devam ederken “saat doldu” gerekçesiyle sahne ışıklarının kapatılmasının gündeme gelmesi, sanatçıya ve sanatsevere yakışan bir yaklaşım değildir. Burada mesele birkaç dakika değildir.
Mesele, belediyenin sanata nasıl baktığıdır.
BAŞTA KARŞIYAKA BELEDİYESİ’NE VE İZMİR BÜYÜKŞEHİR VE DİĞER BELEDİYELERE SORUYORUM
Salon ücretleri hangi kriterlere göre belirlenmektedir? Bir önceki yıla göre yapılan yüksek artışların gerekçesi nedir? Ticari amaçla salon kullananlarla, halka ücretsiz konser veren amatör korolar arasında neden farklı bir ücretlendirme yapılmamaktadır? Emeklilerden oluşan korolar için sosyal belediyecilik kapsamında özel bir tarife neden uygulanmasın?
Ve en önemlisi: Belediyeler kültür salonlarını gelir elde etmek için mi, yoksa kültür ve sanatı topluma yaymak için mi işletmektedir? Bir zamanlar Karşıyaka’da Ziya Gökalp Salonu vardı. Nice koro geldi geçti o sahneden. Nice insan orada sanatla buluştu. Bugün ise o salonun sessizliği, aslında bize çok şey anlatıyor. Eğer mevcut anlayış devam ederse, güçlü bütçesi olan birkaç koro ayakta kalacak; küçük bütçelerle, büyük bir özveriyle sanat yapmaya çalışan birçok amatör topluluk ise zaman içerisinde kapanacaktır. İşte o zaman kaybeden yalnızca korolar olmayacak. İzmir’in sanat hayatı, emeklileri, gençleri, sanatseverleri ve toplumun sosyal yaşamı kaybedecek. Belediyelerin asli görevi, sanatın önüne duvar örmek değil, sanatın önünü açmaktır. Salonların ışığını kapatmak değil, o ışığın altında daha fazla insanı buluşturmaktır. Çünkü mesele sadece bir salonun kirası değildir. Mesele, İzmir’in sanat kenti olma özelliğini koruyup koruyamayacağıdır. Bugün amatör korolar İzmir’de can çekişiyorsa, artık hep birlikte şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: İzmir’i İzmir yapan o sanat ışığını ne zaman söndürmeye başladık?