Isırgan deyince çoğumuzun aklına çocukken bacağımıza değip “yakmasıyla” bizi hoplatan o yeşil bitki gelir. Oysa o minik yakıcı tüylerin arkasında, adeta şifa dolu bir hazine saklıdır. Bugün size biraz mutfağımızın kenarında sessizce duran ama kıymeti yeni yeni anlaşılan bir nimetten bahsetmek istiyorum: Isırgan otunu kurutup nane gibi kullanmak… Bilimsel adıyla Urtica dioica, halk arasında “ısırgan” diye bildiğimiz bu bitki; demir, C vitamini, magnezyum ve çeşitli antioksidanlar açısından zengindir. Tazeyken çorbası, böreği yapılır ama asıl pratik kullanım alanı kurutulmuş halidir. Isırganı topladıktan sonra, güzelce yıkayıp gölgede, havadar bir yerde kurutabilirsiniz. Tamamen kuruduğunda ufalayarak cam kavanozda saklanır. Aynı kuru nane gibi… Peki nasıl kullanılır? Çorbalara bir tutam, Yoğurdun üzerine serpiştirerek, Omlet ve mücver harcına, Bitki çayı olarak sıcak suya ekleyerek Kurutulmuş ısırganın aroması naneden daha yumuşak, daha “yeşil” bir tattadır. Özellikle kış aylarında bağışıklığı desteklemek isteyenler için güzel bir alternatif olabilir. En çok neye iyi gelir? Halk arasında ısırganın: Kansızlığa destek olduğu. Ödem atmaya yardımcı olduğu. Mevsim geçişlerinde direnci artırdığı. Saç ve cilt sağlığına katkı sağladığı söylenir. Elbette bu tür bitkisel destekler ilaç yerine geçmez; kronik hastalığı olanların ve düzenli ilaç kullananların doktora danışması şarttır. Anadolu’da eskiler ısırganı “fakir ilacı” dercesine her derde kullanırmış. Bahar gelince toplanır, kurutulur, kışa hazırlanırmış. Şimdi modern raflarda pahalı takviyeler ararken, belki de bahçemizin kenarındaki nimeti unutuyoruz. Bence abartmadan, düzenli ama ölçülü. Her gün bir kupa ısırgan çayı ya da yemeklere bir çay kaşığı kurutulmuş ısırgan… Fazlası değil, dengesi makbul. Doğa bazen yakarak öğretir; ama şifasını da cömertçe sunar. Isırgan da tam olarak böyle bir bitki…