Modern ilişkiler üzerine düşündüğümüzde en sık karşılaştığım cümlelerden biri şudur: “Doğru insanı bulamadım.” Bu ifade, ilk bakışta masum ve anlaşılır görünse de aslında oldukça derin bir yanılgıyı barındırır. Çünkü çoğu insan ilişkiyi, dışarıda bir yerde var olan “mükemmel kişi” ile tamamlanacak bir eksiklik olarak görür. Oysa terapi odasında tekrar tekrar karşılaştığımız gerçek şudur: Sağlıklı ilişkiler, doğru kişiyi bulmakla değil, doğru şekilde bağ kurabilen iki insanın bir araya gelmesiyle oluşur.
Günümüzde ilişkiler hızla başlıyor ve aynı hızla tükeniyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri, insanların ilişkiye dair beklentilerinin gerçeklikten kopuk olmasıdır. Sürekli mutlu olmak, hiç çatışma yaşamamak ya da karşı tarafın bizi her zaman anlaması gibi beklentiler, ilişkiyi sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırır. Çünkü gerçek bir bağ, sadece güzel anlardan değil, zor anlarda birlikte kalabilme becerisinden doğar. Birinin yaralarını görmek, onunla birlikte yüzleşebilmek ve kaçmak yerine orada kalmayı seçmek… İşte ilişkiyi derinleştiren şey tam olarak budur.
Peki, “doğru kişi” dediğimizde aslında neyi kastederiz? Çoğu zaman bu kişi; bizi anlayan, bizi kırmayan, ihtiyaçlarımızı bilen ve karşılayan biri olarak tanımlanır. Ancak bu tanım tek taraflıdır. Çünkü ilişkiler karşılıklılık üzerine kurulur. Karşımızdakinden beklediğimiz anlayışı, sabrı ve bağlılığı ne kadar sunabiliyoruz? İşte asıl soru burada başlar. Çünkü birçok insan, kendisinin ilişkiye ne kattığını sorgulamadan, sadece karşı tarafın eksiklerine odaklanır.
SAĞLIKLI İLİŞKİ
Sağlıklı bir ilişki, haklı olmaktan çok bağ kurmayı önemseyen iki insanın varlığıyla mümkündür. Tartışmalarda kazanan taraf olmak yerine, ilişkiyi korumayı seçmek; kırıldığında uzaklaşmak yerine geri dönüp onarmaya çalışmak; farklılıkları tehdit olarak görmek yerine merakla yaklaşmak… Bunlar ilişkiyi güçlü kılan temel becerilerdir. Ne yazık ki çoğu kişi bu becerileri geliştirmeden ilişkiye başlar ve zamanla hayal kırıklığı yaşar.
Bir diğer önemli nokta ise duygusal hazır oluş halidir. İnsanlar genellikle yalnızlık hissinden kaçmak için ilişkilere yönelir. Oysa yalnızlıkla baş edemeyen biri, bir başkasıyla sağlıklı bir bağ kurmakta da zorlanır. Çünkü ilişki, bir boşluğu doldurmak için değil, iki bütün insanın bir araya gelerek ortak bir alan oluşturması için vardır. Kendini tanımayan, duygularını düzenleyemeyen ve sınır koymakta zorlanan biri, en doğru kişiyle karşılaşsa bile ilişkiyi sürdüremeyebilir.
Burada belki de en zor ama en gerekli farkındalık şudur: Aradığımız kişi olmadan, onu bulmamız mümkün değildir. Yani sevgi, anlayış ve bağlılık beklediğimiz kadar, bunları verebilme kapasitemizi de geliştirmemiz gerekir. Kendini tanımak, geçmiş deneyimlerin etkisini fark etmek ve duygusal sorumluluk almak… Bunlar sadece bireysel gelişim değil, aynı zamanda sağlıklı bir ilişkinin temel taşlarıdır.
Sonuç olarak, “doğru kişi” arayışı çoğu zaman bizi yanlış bir yöne götürür. Asıl mesele, karşımıza kimin çıkacağından çok, bizim o ilişkiye nasıl bir insan olarak girdiğimizdir. İlişkiler bulunmaz, inşa edilir. Ve bu inşa süreci, önce kişinin kendi içinde başlar. Kendine dürüst olabilen, duygularını sahiplenen ve bağ kurmaktan korkmayan bireyler, ilişkilerinde de daha sağlam bir zemin oluştururlar.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ben nasıl bir partnerim? Çünkü bu sorunun cevabı, hayatımıza kimleri çektiğimizi ve ilişkilerimizi nasıl yaşadığımızı doğrudan belirler. Doğru kişi bir gün karşımıza çıkabilir, ancak o kişiyle kalabilmek, tamamen bizim ilişki kurma kapasitemize bağlıdır.