“İnsan; geçmişin hasretcisi, geleceğin özlemcisi, yaşadığı anın şikayetçisidir” Charles Bukowski
Geçmiş, ne olduğumuzu gelecek, ne olacağımızı belirler. Ne ironiktir ki günümüzde, ikisi arasında sıkışıp kalan insanoğlu şimdiki anı doyasıya yaşamanın savaşı içinde. Yaşamdaki sorunlarla uğraşırken bir anda da ölüvermek Tanrının bize “Hey çok kaptırma, gerçekler göründüğü gibi değildir” deme şeklidir sanki…
Ölüvermek bir kurtuluş bu karmaşanın içinde. Ama hayatımızın dibe vurmasının yaşattığı psikolojik sıkıntı ölümdende beterdir yaşam döngüsünde. Korktuklarımızın başımıza gelmesi, çaresiz kalma, başarısızlık ve başkalarından yediğimiz kazıklar…
“Hayat yenilen kazıkların bileşkesi” Bu bileşkelere karşı koyup tekrar ayağa kalkmak ise ona karşı zaferimiz! Bırakın başkalarını, kendinizi yetiştirmek her şeye rağmen huzur alanımızı muhafaza etmek en büyük başarımızdır. Kendimizin farkında olmak, gerektiğinde tedavi etmek!
İnanın şu dünyada herkesin derdi herkesin bir üzüntüsü var. Ama hiç düşündünüz mü bir gün öleceğimizi! Ağzımızın ortasına vurulan ne büyük bir kürektir bu gerçek. Oysa bir gün bu sona varacağımızı hepimiz biliyoruz.
Herkesle s.d.k yarıştırma hallerimiz, kendimizi başkalarıyla kıyaslamamız, neticesinde güçlü ya da ezik hissetmelerimiz, kompleksler ve güçlerle ilgili savaşlarımız ne geçmişimize ne de geleceğimize huzur veriyor. Hadi “Anı yaşayalım” desek, bu kez de benlik duygumuzdan uzaklaşıyoruz.
YA SONRA
Düşüncelerimiz ‘anların ’ın sonuna gelince; ‘ya sonra’ lara kalıyor…
Şu son zamanlarda sıkça söz edilen “Anı yaşa” modası, insanoğlunu duyarsızlaştırmak için verilen, yersiz bir öğüt geliyor bana. Yeni dünya düzeninde insanları kandırmak için verilen morfin gibi. İlacın etkisi geçtiğinde, kendimize daha da yabancılaşıyoruz çünkü… Herkesi eşitlemeye çalışan dünya düzeni, var olmayı hiçe sayıyor gibi. Spiritüel açıdan aynı ruhlara sahip olabiliriz, ama yeryüzündeki herbir insanın düşünceleri ve benliği farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar da psikolojik ve sosyal değişimleri getirir. Yani dünyayı yönetenler, kapitalistler; ne kadar klonlasalar, robotlaştırsalar ve psikolojimizle oynasalar, işlerio kadar kolaylaşacak… Hırslarımız, maddiyatımız, egolarımız, üstün olma arzularımız tüm insanlığı yüzeyselliğe, kendinden uzaklaşmaya ve manevi boşluğa sürükleyecektir. Zekayı kullanma becerisidir, akıllı olmak. Bu beceriniz yoksa, zekanız sizi bir canavara da, depresif bir insana dönüştürebilir. Bu yüzden, aklımıza ışık tutan tek şey farkındalıklarımız ve farklılıklarımızdır bence…
Düşünceler bizi mutlu ya da mutsuz yapabilir. Hayata bakış açınız, gerçek sizin nasıl olduğunuzla ilgilidir. Ve hiç kimse birbiriyle aynı olamaz. Tanrı bu konuda adil davranmış, iradenizi ve kimliğinizi size bırakmış!
TEORİK VARSAYIMLAR
Kendimizi tanımak, varlığımızın ve değişikliklerimizin farkına varmak ne kadar önemli değil mi?
“Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsanız hayatınızı bir amaca bağlayın, kişilere ve eşyalara bağlı değil” demiş, Einstein. Jung’ın da şöyle bir yazısına denk geldim:
“Teorik varsayımlara dayanan hiçbir benlik duygusu yoktur ve olamaz da, çünkü kendini, tanımanın nesnesi tek bir bireydir, göreceli bir istisna ve kuraldışı fenomendir. Dolayısıyla bireyi tanımlayan şey evrensel ve kurallı değil, eşsiz olma niteliğindedir. Birey, aynı şekilde tekrarlayan bir birim olarak değil, tek ve benzeri olmayan ve son tahlilde hiçbir şeyle kıyaslanamayacak ve bilinemeyecek bir şey olarak düşünülmelidir. Biyolojik bir tür olan insan, aynı zamanda istatiksel bir birim olarak da tanımlanabilir ve tanımlanmalıdır; aksi halde onun hakkında hiçbir genelleme yapılamaz. Bu amaçla, insan karşılaştırmalı bir birim olarak tanımlanabilir; aksi halde hiçbir genelleme yapılamaz. Bu da insanı tüm bireysel özelliklerinin çıkartıldığı, ortalama bir birim olarak soyut bir tablo içinde gösteren ve evrensel geçerlilik taşıyan antropoloji veya psikoloji bilimini ortaya çıkarır. Ama insanı anlamak için gereken en önemli özellikler bu çıkartılanlardır. Eğer bir bireyi anlamak istiyorsam ortalama insan hakkındaki tüm bilimsel bilgileri, bir yana atıp, tüm teorileri göz ardı ederek tümüyle yeni ve önyargısız bir tavır benimsemek zorundayım. Anlamak işine tam ve özgür ve açık kafayla yaklaşabilirim, oysa insanı bilme veya insan karakterini kavrama çabası insanlık hakkında her türlü genel bilgiyi önceden varsayar. Şimdi ister başka bir insanı anlamak ister kendimizi tanımak söz konusu olsun, her iki durumda da teorik varsayımlarımı bir kenara bırakmak zorundayım”
Analitik psikolojinin kurucularından biri olan Carl Gustav Jung bile insanoğlunun her birinin farklı olduğu tezini savunuyor kitabında. Siz hala neyin yarışındasınız bu dünyada?
“Kendini tanımak bilgeliğin başlangıcıdır. Evrenin sırrı kendini tanımakta yatar” Jiddu Krishnamurti
Her şey insanlar için. İyi yanlarımızla, kötü yanlarımızla. Değiştirin, geliştirin ya da kabullenerek yaşayın. Ama kendinizi sevmeyi unutmayın!
Ben şimdi kendimi değiştirmeye gidiyorum, kısmetse sonra da dünyayı değiştireceğim…