Volkan Konya, hekimlikten sahneye ve yazarlığa çok yönlü bir insan. Müzik dahil sanatsal çalışmalarıyla öne çıkan bir isim. Lösemili çocuklar için her alanda mücadele ediyor

Samsun’da hekimlik yapan Volkan Konya, hastaneden kitap raflarına ve müzik sahnesine ulaşan sanat hayatını Ege Telgraf’a anlattı. Deprem süreci başta olmak üzere, zorlu dönemlerde dayanışma için sahada olan Konya, lösemili çocuklar ve onların aileleriyle de dayanışma içinde olmayı sürdürüyor. Konya, “Bugüne kadar toplam 15 kez konser yaptım Samsun’da kimisinde lösemili çocuklara destek oldum, kimisinde depremzedelere, kimisinde engellilere destek oldum, kimisinde eğitim gören çocuklarımıza, ihtiyaç sahiplerine. Bu hayattan geçip gidiyoruz, elimizden bir şey gelebiliyorsa yapmalıyız diye düşünüyorum” dedi. Sözü Konya’ya bırakıyoruz…

-Değerli hocam, tiyatro sanatçısı dostum Ferhat Budak sizden söz edince doğrusu bu çok yönlü hekimi ve sanatçıyı tanımak istedim. Elbette sohbet edeceğiz, ama öncelikle sizden kendinizden biraz söz etmenizi isteyebilir miyim?

1974 yılının 12 Nisan’ında Samsun’da doğmuşum, annem İkbal Konya emekli ilkokul öğretmeni, babam Ahmet Tevfik Konya emekli işçi. Evliyim, eşim Berrin Nursen Konya Almanca öğretmeni ve özel bir okulda idareci, 26 yaşında bir oğlum (Hasat Ran Konya), 19 yaşında bir kızım (Doğa Ekin Konya) var… İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Samsun’da tamamladım… İhtisasımı da İstanbul Haydarpaşa Numune Hastanesi 4.Dahiliye Kliniğinde yaptım… Şu an Samsun Gazi Devlet Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapıyorum. Romanın Kitabı, Yitik Bir Zamana Methiyeler ve Geç Olmadan adlı üç romanım var… İsmail Çakır’ın bestesi Aşk isimli esere ait bir klibim var… Samsun’da 15 kez sosyal yardım amaçlı konser düzenledim. Şu an Samsun’da akrabamın restoranında ses ve müzik deneyimi açısından haftada 2 gün sahne de yapıyorum.

OKUDUĞUM KİTAPLAR

-Asıl mesleğinizin hekimlik olması elbette sizi canlı olmanın en temel ihtiyacı olan sağlık haliyle iç içe kılıyor. Fakat sanırım sanatla iç içe olmak için sadece insana yakın olmak yetmez. Sizin bu yönünüzü besleyen ortamı ve eğitimi anlatır mısınız?

Kesinlikle evet, insana yakın olmak yetmiyor… Hayata yakın olmak gerekiyor… Hepi topu sadece bir kez yaşayabileceğim şu hayatta var olmamın bencileyin bir anlamı olması gerektiğine inanıyorum… Çocukluğumdan bugüne hem edebiyat hem müzik beni cezbetti… Edebiyat hevesim Namık Kemal Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenim Cemil Hocamın bir kompozisyonumu beğenmesi sonrası başladı ve hızlandı. O beğeni babamla o yıllarda nadiren olan bir kitap fuarına gidişime ve yaklaşık 40 kitap almama vesile oldu. Sonrasında da bugüne kadar yaklaşık 3 bin 500 civarı kitabı okumama neden oldu. Üç roman yazdım ama aslında ben ilk şiirlerle başladım, belki birçok insan gibi… Bazı şiirlerim bazı dergilerde de yer aldı… Yine üniversite yıllarında Samsun’da yerel bir radyo olan Medya FM’de radyo programcılığı yaptım 1992-1998 yılları arasında. Bu da benim mikrofona ve müziğe aşina kıldı. Birçok sanatçının konserinde, birçok etkinlikte sunuculuk deneyimi kazandım. Öncesinde lisede hem Türk Sanat Müziği hem de Türk Halk Müziği korolarında görev aldım… Müzik öğretmenimiz Aynur Özgür hanımefendi tarafından motive edildim. Türk Halk Müziği Korosunda ayrıca Metin Solmaz öğretmenimizin de desteğini aldım. 1991 yılında Namık Kemal Lisesi Çok Sesli Türk Halk Müziği Korosu olarak Türkiye 1.si olduk. Pandemi döneminde ise hayatımda bu iki alan ivme kazandı ve artık sahnenin önüne çıktım diyebilirim… Hem kitaplar hem müzik.

-Size dair ulaştığımız bilgilerde üç kitap yazdığınız ve dördüncü kitabınızın okurla buluşmak üzere olduğu yazılı. Neler yazdığınızı ve yazıyla olan bağınızı anlatır mısınız?

Yazıyla olan bağım tamamen okuduğum binlerce kitap aslında. Okumasaydım, yazamazdım Benim yazdığım üç roman birbiriyle ayrı düşünülüp akışta birbiriyle artık tamamen bağlı üç kitap oldu ve dördüncüsü ile bu seriyi tamamlayacağım. Tümüyle hayatın içinden aldığım bilgileri, anıları ve kurgularımı kitaba aktarıyorum. Son kitabımın başında da bunu yazdım… Benim kitaplarımın özeti şu: Bilgi, Anı, Kurgu… Kısaca B.A.K. BAK’ın.

SAHNEYE ÇIKSANA!

-İnternet ortamında klipleriniz ve sahne performansınızı görüyoruz. Halk müziğinize hakimiyetinizi görüyorum. Ancak farklı tarzlarda da eser seslendiriyorsunuz. Bu alandaki çalışmalarınızı, çalışma yönteminizi anlatır mısınız?

Müziğe dair lisedeki eğitimim dışında profesyonel bir eğitim almadım. 2017’den bugüne de şefliğini H. Sevtap Bayraktar hanımefendinin yapmış olduğu DSİ 7. Bölge Müdürlüğü Türk Müziği Topluluğu’nun bir üyesiyim. Türk Halk Müziği ana beslendiğim tür. Ama evet neredeyse her türden eserleri de seslendirmeye çalışıyorum. Ancak haddimi de biliyorum. Her eseri yorumlarım, her tür bana yakışıyor gibi bir iddiam yok. Ben ses rengime uygun, yorumladığımda dinleyenleri rahatsız etmeyeceğine inandığım eserleri seslendiriyorum. Türk Halk Müziğini kulağıma fısıldayan da babam Ahmet Tevfik Konya’dır. O çocukluğumda arkadaşlarıyla bir araya geldiklerinde bağlama çalar türkü söylerlerdi, ben de dinlerdim… Sonrasında lisedeki koro çalışmaları, radyo programcılığı, koro üyeliği ve sahne deneyimi. Akrabam Hızır Çepni’nin bir akşam sohbet ederken “Kardeşim, sen çıksana benim sahneme,” demesi sonrasında da yaklaşık 1 yıldır ByKechi Restoran’da sahne yapıyorum…

ÇOCUKLARLA DAYANIŞMA

-Tabii dostlarımız sizin sosyal sorumluluk alanlarında da etkin olduğunuzu söylüyor. Lösemi hastası çocuklarla dayanışmanızı biliyoruz. Biraz bunlardan söz eder misiniz?

Bugüne kadar toplam 15 kez konser yaptım Samsun’da kimisinde lösemili çocuklara destek oldum, kimisinde depremzedelere, kimisinde engellilere destek oldum, kimisinde eğitim gören çocuklarımıza, ihtiyaç sahiplerine. Bu hayattan geçip gidiyoruz, elimizden bir şey gelebiliyorsa yapmalıyız diye düşünüyorum… Bir anımı anlatayım… Bir gün ByKechi Restoran’da sahnedeyim, ara verdim, masalardan birinden tanımadığım erkek bir misafirimiz “Hocam, bir bakar mısın?” dedi, gittim yanlarına, “Sana sarılmak istiyorum,” dedi, şaşırdım, “Elbette,” dedim ve sarıldık, sonra “Ya hocam, ben seni bir araştırdım, sen ne güzel bir adammışsın ya, sen insanlara yardımcı oluyormuşsun, senin ne güzel bir yüreğin var,” dedi, gözlerim doldu, ne diyeceğimi bilemedim ama o an anladım, sen doğru bir şeyler yapıyorsun dedim kendime.

-Müziğin, daha doğrusu sahnenin diğer sanatlardan daha yaygın hale gelme imkanının yüksek olduğunu biliyoruz. Siz müzikle uğraşmaya başladıktan sonra yazarlık yönünüzü biraz geride kaldı mı?

Kesinlikle geride kaldı, ama dördüncü kitabım için hazırlıklarımı geride de kalsa sürdürüyorum. Onu da 2027 yılı içinde çıkarmayı hedefliyorum. Hem mesai hem müzik hem sosyal projeler hem edebiyat ve bu arada aile ve hayat. Kolay değil.

-Yine çocuklara dönmek istiyorum. Bu çalışmalarınız sonucunda ailelerle de bir bağ kurduğunuzu tahmin ediyoruz. Çocuklar, aileler ve siz; bu bağı bize anlatır mısınız? Nasıl bir sohbet ve iletişim ortamınız var?

Bağ kurduğum her aile, her insan benim için özel. Hepsiyle yeri geldiğinde görüşüyor, haberleşiyor, iletişimimizi koparmıyoruz. Yapabileceğim her şey için, her zaman hazırım.

FARKLI İLLERDE OLMAK İSTERİM

-Eklemek istediğiniz bir husus varsa seve seve yazarız.

Edebiyata, müziğe, genel anlamda sanata hizmet ediyorum. Öncelikle keyif alıyorum. Hedefim ülke genelinde organizasyonlar yapabilmek ve Samsun’da başardığım bu işi, Türkiye’de farklı illerde de yapabilmek. Yapmış olduğum konserler, bilinen anlamıyla konser değil aslında, ben bir şov programı yapıyorum. Tıpkı kitaplarımda yaptığım gibi bilgiyi paylaşıyorum dinleyenlerle… Bir şarkının ya da bir türkünün hikayesi varsa onu anlatıyorum ya da bestekarın veya güftecinin bir hikayesi varsa onu anlatıyorum, hikayesi yok mu, o zaman araya bir fıkra alıyorum ya da bir anıyı paylaşıyorum, orada birlikte olduğum insanlarla keyifli vakit geçirmeye çalışıyorum. Zaman zaman kahkahalar atıyoruz zaman zaman hüzünleniyoruz zaman durup düşünüyoruz. Bir dinleyicimin sözüyle özetleyebilirim: “hocam bir duygudan bir başka duyguya, duygulardan duygulara geçiş yaptırıyorsunuz, inanılmazsınız.” Hatta bir örnek olsun, yine bir programımda bir panda hikayesi anlatmıştım, kurgulayarak olayı Avare isimli İzzet Altınmeşe’nin Türkçe olarak seslendirdiği Raj Kapoor’un eserine geçmiştim, şöyle bir yorum almıştım: “Ya hocam biz panda ile ilgili bir şeyler dinliyorduk, ne ara Avare’ye geçiş yaptık, şaşırdık vallahi…” Velhasıl aslında birçok konuda söyleyecek söz çok, belki bir gün canlı izlersiniz beni ve belki bir gün başka konularda da konuşuruz… Çok teşekkür ederim…