Adana’nın kenar mahallelerinde futbol oynayarak şehrin spor yaşamına dahil olan Ali Alphan, “Futbolun Simsarları ve Amigolar” kitabıyla ülkemiz futboluna ışık tutuyor

Ali Alphan, Adana’nın Sinanpaşa Mahallesi’nden yetişen bir isim. Kenar mahalleleri futbolla şenlenen Adana’nın yarım asır öncesinde yaşadığı futbol serüvenini anılarla harmanlayarak anlattı. Tabii günümüz futbolunun geldiği noktada sömürü çarkının nasıl işlediğini de anlattı. “Futbolun Simsarları ve Amigolar” kitabıyla bir başka Adana’ya ve ülkemizin son yarım yüzyılından futbol manzaralarına bakacaksınız. Sözü Ali Alphan’a bırakıyoruz.

Sayın Alphan, röportaj öncesi sohbetimizde politik olarak sol muhalif bir kimliğe sahip olduğunuzu ve bir geçmişinizi konuştuk. Şimdi bir futbol kitabı ile karşımızdasınız. Devrimci mücadele anıları yerine bunu yazmanızdaki sebep nedir?

Ben ve bizim arkadaşlarımız, gençlik dönemlerimizi 70 yıllarda yaşadığımız için hem şanslı, hem de şanssız bir kuşak olarak değerlendirebiliriz… Bizlerin kimlik, kişilik, dayanışma duygularımızın gelişmesine katkı sunmuştur 12 Eylül süreci…12 Eylül Türkiye demokrat-devrimci hareketleri üzerinden silindir gibi geçti. Yaşadığımız kötü süreçte gencecik yaşlarda binlerce arkadaşlarımız aramızdan ayrıldı ve sonsuzluğa uğurlandı. Anıları ve mücadelelerine hep saygı duydum. Ben o dönemler bir bankada çalışmaya başladığım için, şanslı sayılabilirim.

Sorunuzun yanıtına değinmeye çalışayım:

Devrimci kimliği ile 12 Eylül süreci ve yaşadıkları gerçekleri bütün çıplaklığıyla yazıya döken ve o günkü anılarını kitaplaştıran yüzlerce arkadaşımız olduğuna tanığız. Gelecek kuşaklara bir belge niteliğinde, bu acımaz süreci yaşamış biri olarak; yazılan anılara benzer kelimeler ve cümleleri klavye tuşuna basmak yerine, eski futbolculuk dönemi ve yaşanan süreci okuyucularla buluşturmak bana daha doğru geldi... Bildiğim futbolu enine, boyuna bugüne kadar derli toplu eski-yeni dönemleri sorgulayan kaleme alınmış birkaç kitap dışında çıkan eserlerin olmadığıdır. Yanılmış da olabilirim?

Dahası, Adana verimli toprağından sanatçı, futbolcu, yazar, çizer çok önemli kişilere ev sahipliği yapan bir kent. Futbolda da öyle. Demirspor ve Adana Spor takımları o önemlere baktığımızda bugünkü adıyla süper ligde süre almış ve başarılı dönemler geçirmişlerdir… Bir Fatih Terim, Yaşar Kartal, Füze Selami, Ali Hoşfikirer gibi onlarca profesyonel sporcu yetişmişti kentimizde. Beni bu kitabımı yazmaya zorlayan, geçmiş futbolun berrak ve temizliğine vurgu yapmak ve mahalle kültüründe futbolun birleştirici yanına, yaşadıklarımızı belge niteliğinde okuyucular ile buluşturma eğilimlerinin öne çıkma isteğiydi.

Amatör futbolculuk dönemindeki zorlukları, maç seyretmek için stadyumlara mahallelerden Sinanpaşa’dan Taşköprü’yü birlikte geçerek Adana şehir stadyumuna kaçmak için yapılan hazırlıkları unutulmasın diye… Beden Terbiyesi’nde görevli Deli Hüseyin’in stadyumun içinde kaçışlardan sonra elinde sopasıyla biz kaçakları kovalaması, amigoların karşılıksız futbol aşkı ile seyircileri coşturması adına verdiği emekler unutulmasın diye bu kitabı bütün çıplaklığı ile yazmak istedim… Umarım katkı sunmuştur…

-Siz benim de çok iyi bildiğim Adana'nın Sinanpaşa Mahallesi'ndensiniz. Çocukluk yıllarına uzanan futbol ilginizi ve futbolculuğunuzu anlatıyorsunuz. Bu kitabın ilk bölümü için bir eve dönüş hazırlığı diyebilir miyiz?

Eve dönüş hazırlığımı tam olarak ben de bilmiyorum. Bildiğim, Sinanpaşa Mahallesi’nde geçen 30 yılımızın futbolun kalbimizdeki yerini yansıtmak, yeni kuşaklara bir eski-yeni kıyaslama yapmasına katkı sunması ve ayna olacağı duygusunu yansıtması. Abartısız söylüyorum-15-20 yaş arası Kanlıkız adıyla da anılan mahallemizde amatör futbolun bize ne katkı sunduğunu bütün çıplaklığıyla orta yere sermek beni heyecanlandırmıştı. Bugünkü Seyhan Nehri kıyısında Sabancılar’a ait HiltonSa Oteli’nin tam önündeki adada, futbol adına Küçük Çarşı esnafı ile bütünleşme duygularının tarifi yok!

442 Sokak’ta oturan farklı coğrafya insanlarının Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkes’i ve her şeyden öte sağcısı ve solcusunu birleştiren bir spor dalıydı futbol… Ben ve arkadaşlarım, futbolun bu hazinesini değerlendirerek, kötü alışkanlıklardan uzak bir yaşama birlikte sarıldık, geliştik ve toplumcu yanımızı futbol ile birleştirdik.

Düşünebiliyor musunuz, yetiştiğimiz aynı sokağın köşesinde Sevda Yüklü Kervanlar’ın söz yazarı ve Müslüm Gürses’in saz üstadı (Bebili) Mehmet Genç’in avlusunda türkü eşliğinde onları dinleyerek gençliğe adım attık. O bahçede içilen kötü madde ve alışkanlıkların yanı başımızda sergilenmesine rağmen. Gençlik yıllarımızda bu kötü alışkanlıklar beni, bizleri etkileyemedi. Birlikteliği, dayanışmayı sağlayan aslında mahalle futbol kültürüydü… Güzel ve kıymetli olan buydu.

-Sizin yaşamınızda Metin Oktay, Metin Kurt gibi soldan bir duruşu olan futbolcuların etkisi olduğunu görüyoruz. Bir zamanlar Nazım Hikmet, Yaşar Kemal okuyan futbolcuların olduğu memleketimizin bugünkü futbolcu profili hakkında neler söylersiniz?

Metin Oktay ve Metin Kurt’un Türkiye futbol tarihinde önemi ve yeri ayrıdır… Yine 70’li yıllarda, Deniz Gezmiş’in asılmaması için imza toplayan ve toplumcu çizgisini gizlemeyen bir yetenekten bahsediyoruz. Geçmişte onu televizyonlardan izlerken aldığım keyfin tarifi yok! Kafa golleri, şutları, güçlü fiziği ve efendiliği günümüzde ‘çamla, çırayla’ aramaya çalışsak bulamayız! Metin Kurt ise Türkiye’de ilk futbolcu sendikası adını dillendiren ve kuran “Çizgi Metin” olarak da anılan bu efsane ayak, futbolun yüz akıdır…

“Futbol borsada değil, arsada güzeldir!” diye çok güzel futbolun çirkinliğine bir göndermede bulanan sözü evimizin duvarına çerçeveletip asacağımız futbola bakışı anlatan bir cümledir. Metin Kurt, zamanında demokrat, devrimci görüşleri nedeniyle, Milli Takımdan aforoz edilen ve futbolun ağaları, paşaları tarafından tu-kaka gösterilen kimlikte bir değerdi.

Bu ikili zamanında futbolu sorgulayan, futbol emekçilerinin haklarını savunan ve hayata geçmesi için çok çaba içinde olan kimliklere katılan bu görüşü sahiplenen bildiğim sadece o zamanlar Adana Demirspor’da ve Galatasaray’da kalecilik yapan Eser Özaltındere’dir. Bugüne geldiğimiz nokta ise futbolun yerlerde süründüğü ve çeteler tarafından yönetildiği gerçekliklerini görüyoruz. Günümüz futbolcuları, futbolu para kaynağı olarak gördükleri ve cilalanıp, parlatıldıktan sonra kendilerine aracılık edenlerin ( menejarların ) yönlendirmeleri ile çok yüklü rakamlarla büyük kulüplere transfer ediliyor… Başta TFF ve Kulüp yönetimlerinin ağırlıklı ülkeyi yöneten iktidara yaslanma halini gördükçe, Türk futbolunu izlememek daha doğru bir yaklaşım olarak görülmelidir. Ülkemiz futbolu, yeteneği tartışılmaz iyi futbolcular üretti. Dünya piyasasında bir ederi oldu ve yurt dışında, Avrupa’nın önemli kulüplerinde oynadılar.

Bugün de oynamaya devam ediyorlar… Okan Buruk, Emre Belezoğlu, Mert Hakan Yandaş, Kerem Aktürkoğlu ve Merih Demiral bu değerlendirmeye örnek olacak futbolcular.

Bazı futbolcular ise kulüp başkanının çantacısı oldu çıktı. Dünyanın en iyi futbolcusu olsan ne yazar? Ahlaklı bir kimliğe sahip olmadıktan sonra.

Bugünkü görünen futbolun yansıması ne yazık ki böyle…

Simsarlık kavramını biraz konuşalım. Belli ki bir sömürü çarkı dönüyor. Peki amigoları bu sistemin neresinde görmek lazım?

Kitabımın adı: Futbolun Simsarları ve Amigolar! Bu başlığı yazdığım kitaba koymak çokta zor olmadı. Şöyle ki; son yıllarda futbol ‘futbol olmaktan çıkmış’ aracılar, simsarlar ve futbol menajerleri söz sahibi. Futbolda kral onlar yani! Onlar, kimi parlatır, cilalarsa o futbolcu öne çıkıyor ve korkunç paralar kazanıyorlar… Bakın dört büyükleri yöneten yöneticilere, hepsi paranın gücü ile bu koltuklarda oturuyor. Bir örnek ile konuyu daha da açık net bir şekilde anlatmaya çalışayım. Ben yıllardır arabacıların takımı olarak anılan ve Çarşı grubunun da yoğun bir şekilde desteklediği Beşiktaş taraftarıyım.

Fanatik değilim ve bu bakış açısına sahip kişileri de zaman zaman Facebook hesaplarında eleştiririm yazılarımda.

Türkiye Jokey Kulubü başkanlığı yapmış bir kişiden Beşiktaş başkanı olur mu? Bilgisi, futbola yakınlığı, yetkinliği nedir bilen, sorgulayan kimse yok?

Sistem kurulmuş, yabancı ve çöp niteliğindeki futbolcu pazarına dönüşmüş Türkiye ligleri. Paran var mı? Gel kulübü yönet! Sergen Yalçın’a ne diyelim? Onun hakkında onlarca yazı yazmış biri olarak, kulüpte kalmasını doğru bulmadığımı defalarca dile getirdim ve “ondan teknik direktör olmaz!” dedim. Futbolculuğuna kelam etmem! Ama at yarışı oynama hastalığı, kaprisi, kinci ve egoları çok yüksek bir kişi olduğunu sağır sultan bile biliyor… Neyse ki gönderildi. Soruyorsunuz ya simsarlar kimler diye? Devam edeyim: futbol kulüplerinde işleyiş, tezgâh hep aynı. Son can alıcı örnek Adana Demirspor’un düştüğü durumdur. Bugün Demirspor’un geldiği yeri, ülkede futbola çöreklenmiş simsarların eseri olarak değerlendirebiliriz. Diğer taraftan amigo sorunuza yanıt vereyim: Eskiden amigolar futbolun bir yerindeydi. Emek ve tuttukları takımın sigortası konumunda yer aldılar maçlarda.

Şimdilerde amigoların esamesi bile okunmuyor! Beşiktaş-Çarşı grubunda yer alanlar dahil.

Kitapta mahalle ve futbol kültürü üzerine uzun bir bölüm var. Aslında roman olabilecek notlar var. Çukurova'nın ırgatlığı çok konuşulur. Sizce mahalleden çıkan futbolu ne kadar anlatıldı?

Eskinin Mahalle futbolu, dayanışma kültürü, olanaksızlıklar ve fiziki koşulların yetersizliği birilerince kaleme alındımı tam bilmiyorum. Ben bu konuda yaşadıklarımı kaleme almayı istedim ve gerçekleştirdim. Formalar, eşofmanlar, çivili ayakkabılar, çim saha o zaman ne gezer! Çamur, toprak sahalar ve birde top ve kaleler oldu mu koş meşin yuvarlağın peşine… Aslında doğru söylüyorsunuz. Irgatların yaşamını konu eden, Orhan Kemal ustanın ‘Bereketli topraklar üzerinde’ adlı 1980 yapımı kaliteli çekilmiş bir film var. Benzeri ve Çukurova’yı, değerlerini, ahlak ve kültürünü, yok olan mahalle dayanışmasını anlatan bir film neden çekilmesin? Zaman zaman da aklımın bir köşende yer aldı ve romanlara konu olabilecek bir anılara sahip bir geçmişimin olduğunu ben de hissettim.

Ben roman yazmada çok yetenekli olduğumu sanmıyorum. Ama film olabilecek yaşanmışlıklar kaleme alınıp değerlendirme yapıldığında senaryoya yeterince yaşantımda malzeme olabilecek verilerin olduğunu da gözlemleyebiliyorum. Çukurova ırgatlığı bir zamanlar yoksulların geçimini oluşturduğu zeminlerdi. Günümüz dede yoksul halkın geçim kaynağı olmaya zor koşullarda da olsa devam ediyor… Gerçekten bugün yok olan mahalle kültürü ve dayanışmasın yerinde yeller esiyor. Apartman kültürü; yanı başındaki oturan komşusunun kim olduğunu merak etmeyen ve selamlaşmayan bir toplum yapısının üzülerek yaratıldığına tanık oluyoruz.

-Endüstriyel futbola karşı halkın spor ve bir araya gelme ihtiyacına yönelik futbol oluşturulması için ne yapılabilir ve bu mümkün mü?

Şu aşamada olanaklı görülmüyor… Futbol bir endüstri kaynağı konumunda. Simsarı var, yöneticisi var, takımları var, çantacıları, taklacıları var! Al birini vur ötekine! Halkın bu işlere müdahil olma, yeteneklerini sergileme, adil olmayan piyasa koşullarında “At oynatması” şimdilik mümkün görünmüyor. Neden? Futbol kulüplerinin alt yapıları göstermelik. Yönetenlere bir göz atalım: Adam külhanbeyi ve futbol bilgisi evlere şenlik! Konu üzerinde hâkimiyeti olan, futbolu yeniliklere açabilecek bir yapısı ve yeteneği yok. Ne yapılabilir? Kitapta da yazdım. Başta TFF yönetiminin işleyişi ve yapısı olmak üzere yeni bir kapı aralamak için futbolun alfabesini yeniden yazarak futbolun yolunu döşemek gerekiyor. Simsarlık kültürü ile beslenmiş kişi ve yapıları temizlemeden futbolu kendi mecrasında şekillendirmeden adaletli bir yapıyı oluşturamayız. Metin Oktay, Metin Kurt yeteneği, niteliği ve kişiliğinde futbolcu üretemeyen bir futbol yapısından söz ediyoruz.