Tasarruf; elimizde olan her türlü kaynağın bir bölümünü biriktirmektir.

İsraf; gereksiz yapılan her türlü harcama, gereksiz tüketim, savurganlık, faydası olmayan tüketimdir.

Hayatımızın her aşamasında tasarruf ve israfla karşı karşıyayız.

Ve bugün,

Sürekli tüketime yönlendirilen bir millet. Mesela, sadece cep telefonlarına bile baksak, milyar dolarlarımız yabancı şirketlere gidiyor. Bu arada, ilk yerli cep telefonu ASELSAN’ın 1919 adıyla 1997 yılında üreterek piyasaya sürdüğünü, dünyada ilk cep telefonu üreten ülkelerden biri olduğumuzu da unutmamakta fayda var.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bireysel tüketimimiz tam bir savurganlık örneği göstermekte.

Gelelim kamu harcamaların da ki israfa;

Kamudaki israfın önüne geçmek ise, maalesef hiç mümkün olmuyor.

Bir yandan yap-işlet-devret yöntemiyle, yani kamu özel ortaklığıyla döviz üzerinden geçiş garantili yapılan otoyol, köprü, yolcu garantili yapılan uçak inmeyen havaalanları, hasta garantili yapılan şehir hastaneleri vb. yöntemlerle israf edilen milyarlarca dolarlar.

Örneğin en son yapılan 1300 yataklı Aydın Şehir Hastanesi.

İlk ihale bedeli 2020 eylül ayında 976 milyon TL. Dolar karşılığı yaklaşık 129,5 milyon dolar.

2026 teslim/bitiş maliyeti 65,5 milyar TL. Yaklaşık 1,5 milyar Amerikan Doları

Artış Oranı: Yaklaşık 66 kat. Bu parada 85 milyon vatandaşın hakkının olduğunu unutmamak gerek.

Bu artışa söylenecek tek bir söz var. Allahtan korkun.

Tabi kamuda israf sadece yap işlet devret ile yapılanlar değil.

Kamu idarelerinin kiralama yöntemiyle almış oldukları on binlerce makam ve hizmet araçları, haberleşme, personel, temsil ağırlama, sosyal tesis vb. pek çok harcama kamudaki israfta başı çeken bazı kalemler.

Zaman zaman Cumhurbaşkanlığı tarafından tasarruf genelgeleri yayınlansa da, son yıllarda yapılan değişikliklerle kamu idarelerinde denetim organlarının zayıflatılmasının, Sayıştay raporlarındaki tespitlerin üzerine gidilmemesinin de etkisiyle denetim eksikliği, kaynakların kamu yararı doğrultusunda verimli ve etkin kullanılması konusundaki caydırıcılığını da azaltmıştır.

Öte yandan, kamudaki denetimler sadece mevzuata uygunluk çerçevesinde yapılmakta, kaynak kullanımlarının verimliliği, faydası ve amacı de göz önüne alınmamaktadır.

Pek çok kamu kurumunda, kamu yöneticiliğinde liyakatin ortadan kalkmış olması, kamuda mali ve hukuki yaptırımların sadece mevzuata uygunluk ile sınırlı olması, basiretli bir idareci olarak hareket etmeyen idareciye karşı herhangi bir yaptırımın olmaması da verimliliği düşürmekte israfı artırmaktadır.

Mesela; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun ilk yayımlanan halinde “Kamu kaynakları ile yükümlülüklerinin yönetilmesinde, değerlendirilmesinde, korunmasında veya kullanılmasında gerekli önlemlerin alınmaması veya özenin gösterilmemesi suretiyle öz kaynağın azalmasına sebebiyet verilmesi” kamu zararına yol açan bir durum olarak sayıldığı halde, 2005 yılında yapılan kanun değişikliğiyle böyle bir durum kamu zararı olmaktan çıkarılmıştır.

Sayıştay Kanununun 7. Maddesinde; “Sayıştay tarafından gerçekleştirilen performans denetimleri mali ve hukuki sorumluluk doğurmaz” hükmü de bulunmaktadır. Bu durumda, bir yöneticinin basiretli hareket etmemesi sonucunda kamu kaynaklarını israf etmesinin, kamusal amaçlar dışında kullanmasının herhangi bir yaptırımı bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, kamuda asıl mesele tasarruf değil, israftır.