Türkiye’de iktidarın bu kadar yıprandığı, ekonomik sıkıntıların vatandaşın belini büktüğü, toplumun değişim arayışının büyüdüğü bir dönemde CHP’nin iktidar umudunun güçlenmesi beklenirdi. Ama olmadı. Çünkü siyasette bazen rakibin başarısızlığı yetmiyor; sizin de güven veren bir alternatif olduğunuzu göstermeniz gerekiyor. Mutlak butlan tartışmaları, uzlaşamayan iki liderin yarattığı ayrışma, yeni parti girişimi, AKP’ye geçen belediye başkanları, tutuklamalar ve parti içindeki bitmeyen hesaplaşmalar derken CHP, iktidar fırsatını değerlendirmek yerine kendi sorunlarıyla uğraşır hale geldi.

İnsan sormadan edemiyor: İktidar bu kadar zorlanırken, muhalefet nasıl oluyor da kendi iktidar ihtimalini zayıflatabiliyor? Oysa CHP, sıradan bir siyasi parti değil. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, 103 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin siyasi hafızasında yer edinmiş köklü bir kurum. Bugüne kadar yüzlerce parti kuruldu; ancak çok azı CHP gibi ideolojik kökleri ve toplumsal karşılığıyla bir çınar gibi ayakta kalabildi. CHP bir marka, bir gelenek, milyonlarca insanın kendisini ait hissettiği bir değerdir. Genel başkanlar değişir, yönetimler gelir geçer; ama parti ve temsil ettiği değerler kalır.

İMAMA KIZIP DİN DEĞİŞTİRİLMEZ!

Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirebilirsiniz. Siyasi kararlarını yanlış bulabilir, seçim sonuçlarını sorgulayabilirsiniz. Ancak bir genel başkana duyulan tepkiyle, Atatürk’ün kurduğu partiden umudu kesmek aynı şey değildir.

Kılıçdaroğlu’na karşı yıllarca sosyal medyada ve bazı medya kanallarında yürütülen itibarsızlaştırma kampanyalarını da unutmayalım. Eleştiri başka, hakaret ve kişiyi değersizleştirme çabası başkadır. Onun dürüstlüğüne ve siyasi ahlakına ilişkin olumlu kanaatler, elbette siyasi performansına yönelik eleştirileri ortadan kaldırmaz. Fakat siyasi başarısızlıkları tartışırken kendisine yapılan haksızlıkları da görmezden gelemeyiz. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun siyasi geçmişinde küçümsenemeyecek bir mücadele var. 2017’de Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü’nü hatırlayalım. Günlerce yürüyerek adalet talebini Türkiye’nin gündemine taşıdı. Farklı siyasi görüşlerden insanları ortak bir talep etrafında buluşturmaya çalıştı.

2019 yerel seçimlerinde, CHP’nin öncülüğünde kurulan ittifaklarla Ankara ve İstanbul başta olmak üzere önemli belediyeler kazanıldı. Böylece 25 yıl sonra Ankara ve İstanbul’da yönetim değişti. Bu sonuç, muhalefetin ortak akılla hareket ettiğinde neleri başarabileceğini gösterdi. 2023 seçimlerinde ise Kılıçdaroğlu, farklı siyasi kesimleri aynı hedef doğrultusunda bir araya getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda yüzde 48 oy aldı. İktidar değişimine birkaç puanlık mesafe kaldı. Bu deneyimler, farklı toplumsal ve siyasi kesimleri ortak bir hedefte buluşturma çabasının küçümsenemeyecek bir siyasi miras olduğunu gösteriyor. Ancak bugün asıl mesele geçmişin muhasebesi değil, geleceğin nasıl kurulacağıdır.

TARİHİ FIRSAT!

Yaklaşan kurultayda Kılıçdaroğlu’nun işin ehli, toplumda karşılık bulabilecek, güven verecek ve yeni bir heyecan yaratabilecek bir ismi işaret ettiğini düşünelim. Ardından da şöyle dediğini:

“Ben üzerime düşen görevi yaptım. Partimizin geleceği için deneyimimi ve birikimimi ortaya koydum. Şimdi bayrağı, CHP’yi iktidara taşıyabilecek bir kadroya devretmenin zamanı.”

Böyle bir hamle, yalnızca CHP’nin gündemini değiştirmekle kalmaz, Kılıçdaroğlu’nun kamuoyundaki algısının da yeniden değerlendirilmesini sağlayabilir. Düne kadar kendisini eleştirenler bile bu kez siyasi olgunluğunu konuşmaya başlayabilir. Ona haksızlık yapıldığını düşünenler, geçmişe başka bir gözle bakabilir. Parti içindeki hesaplaşmaların yerini yeni bir umut alabilir.

Elbette bir ismi işaret etmek tek başına başarı garantisi değildir. Önemli olan, doğru ismin liyakatli bir kadroyla, ortak akılla ve toplumun güvenini kazanacak bir programla yola çıkmasıdır. Ama düşünün; Kılıçdaroğlu böyle bir adım atarak bütün dünyaya, hırsının aklının önüne geçmediğini, tek derdinin koltuk olmadığını gösterse…

Bu, kendisi adına da tarihi bir siyasi çıkış olmaz mı? Bazen liderlik, yeniden aday olmakta değil, kendisinden sonra gelecek kişinin önünü açabilmektedir. Böyle bir tercih, geçmişte yaşanan tartışmaları bir anda silmez; fakat onun siyasi mirasının daha hakkaniyetli değerlendirilmesine kapı aralayabilir.

ŞAHSİ MÜLK

Ben toplumu, STK ları, örgütleri bilen biri olarak bu meseleyi kişilerin üzerinde görüyorum. CHP kimsenin şahsi mülkü değildir. Ne geçmiş genel başkanların ne bugünkü yöneticilerin ne de yarının adaylarının…

Atatürk’ün kurduğu bu parti, kişisel hesaplardan daha büyük bir sorumluluk taşıyor. Vatandaş artık yalnızca iktidarı eleştiren değil, ülkeyi yönetebileceğine inandığı bir kadro görmek istiyor. Belki de Kılıçdaroğlu’nun göstereceği böyle bir isim, hem CHP’nin önünü açacak hem de kendi siyasi hikâyesinde yeni bir sayfa başlatacaktır. Sonuçta çınarın gücü, gölgesinde kimin oturduğundan değil, köklerinin sağlamlığından gelir. CHP’nin kökleri Atatürk’tür, Cumhuriyet’tir, halktır. Genel başkanlar ise bu büyük mirası geleceğe taşıyan emanetçilerdir.

28 Ekim’de CHP’nin kurultay takvimi başlarken, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Sayın Kılıçdaroğlu, işin ehli ve toplumda karşılığı olan bir ismi işaret ederek, “Ben görevimi tamamladım” mesajı verse; bütün sosyal demokratları yeniden CHP çatısı altında birleştirecek, kişisel hesapların önüne Türkiye’nin geleceğini koyacak böyle bir hamle neden yapmasın? Belki de Cumhuriyet’in 103. yılında CHP’ye verilecek en anlamlı armağan, yeni bir ayrışma değil, yeni bir başlangıç olur.