Dünya su krizi ve biz

Başak Yasemin KUMAŞ
11 Mayıs 2021

2020 Mart ayında tüm dünyada etkisini gösteren salgın hastalık, insanoğlu yaşamını tümden sarstı. Alışkanlıklarımızı, hayata bakış açımızı değiştirdi. 18 yaş altı eğitim gören gençleri açısından durum vahim ve bilinmezlerle dolu oldu.
Oyun çağı çocuklarının yaşamları, önceki nesillerin hiç bilmediği, bu nedenle ebeveynlerin de bocaladığı yeni yaşam standartları ile kültürleri şekilleniyor. 65 yaş üstü, görmüş geçirmiş nesil, toplumdan soyutlanarak tabiri caiz ise tecrit edildi. Emek ile ekonomi çarklarını döndüren ara grup yaş sınıfına çok daha ağır yükler yüklendi.
Salgın ortamında riskleri göze alarak yaşamı idame ettirmek ve tecrit edilmiş grupların yükünü sırtlanmak onlara düştü. Bu anlamda salgın hız kesmedi hız aldı ve mutasyon geçiren türevleri ile giderek daha fazla genç ve sağlıklı nesli vurmaya yöneldi. Her gün daha fazla tanıdığımız bildiğimiz insanları bu tuhaf sürece kaybediyoruz.
Ülke yönetimleri dünyanın her yanında farklı uygulamaları yürürlüğe koyarak mücadelesine devam ediyor. Dünya genelinde pandemi ile şekillenen yeni ekonomik veriler halen bilinmezliğini koruyor. Ekonomistlere göre, dünyanın en yüksek para emisyonu yani, likit varlığın bulunduğu dönem bu dönem.
Tuhaf bir şekilde, en düşük dolaşım hızı yani volarite de bu dönemde yaşanıyor. Yani yakın tarihin en yüksek hacminde para var ancak piyasada dolaşmıyor. Bu likit nereye gidiyor? Elbet ki asıl soru dünya nereye gidiyor? Bir yanda tırmanan iklim krizi verileri, diğer yandan küresel ısınmanın tehditleri, diğer yanda pandemi.
Her ne kadar ülkeler sıfır emisyon, fosil yakıtlara karşı eylem planları, yeşil enerjiler, atık yönetimi gibi önlemler peşinde koşsa da, kutuplardaki buzulların erime hızı önlenemiyor. Diğer tarafta, dünyanın en büyük şelale yapılarından Zambiya’daki Viktorya Şelalesi gibi güçlü sistemler alarm veriyor. Aydın’da Büyük Menderes’in tamamen kurumuş olduğu geçtiğimiz hafta kayda geçti.
Yerüstü tatlı su yapıları göz ile görünür sistemlerdir. Göller, akarsular, kar ve diğer yağışlar potansiyeli daha iyi anlamamızı sağlar. Ancak başka bir sorun, özellikle zirai alanlarda önemi çok daha fazla olan yeraltı su rezervleridir. Önceki makalelerimizde Manisa gibi şehir şebekelerinin bağlandığı ve aynı zamanda tüm zirai alanlarda yeraltı rezervlerini kullanan bölgelerde tırmanan susuzluk tehdidinden bahsetmiştik.
Artan ısı değerleri ve tetiklediği Buharlaşma sonucunda, dünya ile aynı anda ülkemiz büyük bir su krizi eşiğindedir. Devlet Su İşleri ile birlikte yerel yönetimlerin acil eylem planlarını bir an evvel yürürlüğe koyması şarttır. Suyun israfının önlenmesi, lüks tüketim alanlarının kısıtlanması, tasarrufu yönünde çalışmalara özen gösterilmelidir.
Yer altı kaynak alanlarının korunması ve yeraltı su rezerv alanların genişletilmesi şarttır. Özellikle Gediz Deltası ve nehri gibi, sanayi ve evsel atıklarla kirlilik düzeyi bütünüyle kanalizasyona dönmüş yapıların önüne geçilmesi için daha ne beklenmektedir? Kirli suların arıtılması ve ikincil kullanım alanlarında tekrar değerlendirilmesi prensibi için seferberlik başlatılmalıdır.
Yerel yönetim bütçelerinde keyfi harcama kısıtlamalarına gidilerek, bu alanda yatırımlara kaynak yaratılması gerekir. İZSU’nun Halkapınar’da devam eden hizmet binası inşaatından daha kıymetli olan üzerine kurulduğu ve temeli için aylarca zemine beton enjeksiyonu yaptığı, İzmir’in yüzde 15 kaynağı olan Halkapınar yeraltı su rezervidir.

Su kirliliği ve nedenleri

sinovac-asisi

Birlikte atlatacağız!