Su sınavı kapımızda

Başak Yasemin KUMAŞ
15 Aralık 2020

Geçen yazımızda, çok yakında yağmur duasına çıkmak mecburiyetinde kalacağımız durumu değerlendirmiştik. 4,5 milyon nüfuslu İzmir ilimizin, her yıl 1,5 milyon nüfuslu Manisa ilin kullandığı miktar kadar suyunu kayıp-kaçak hanesine yazdığının altını çizmiştik.
İzmir her yıl Manisa’yı besleyecek kadar şebeke suyunu israf ediyor. Bu durumu faturalara yansıttığı zamlarla telafi etmeye çabalıyor. Oysa suyun kaybı yalnızca mali kayıp değildir. Su hayattır. Manisa son yıllara gelene kadar şebekesini ilin değişik noktalarındaki yaklaşık 2000 sondaj kuyusundan besliyordu. Ancak son yıllarda suya ulaşmak için 400’den fazla yeni kuyu açılmak zorunda kaldı. 50 metre derinlikte ulaşılan tatlı su kaynakları 400 metre derinliğe kadar çekildi.
Bölgemizin iklimsel modellemesine göre 7 yıl yağış 7 yıl kurak geçmekte. Ancak yağmurlu yıllardaki yıllık yağış oranın giderek artması ve kurak yıllardaki ısı artışından meydana gelen buharlaşmanın hızlanması, yakın gelecek için çok daha büyük bir kuraklık tehdidini açığa çıkarıyor. An itibariyle kaybedilecek zaman, kaybedilecek bir zerre suyumuz yoktur.
İzmir genelinde kayıp kaçak oranının yüzde 34.80 olması haricinde, aktif bir akarsu sistemi ile beslenmeyen Çeşme-Urla-Karaburun Yarımadası’nın rekor seviyelerdeki kayıp-kaçak miktarı düşündürücüdür. Tarım ve turizmden başkaca bir ekonomisi olmayan bölge, yazlık inşaat sektörü baskısı altındadır. Karaburun, Çeşme, Urla ve Seferihisar ilçelerimiz dahilinde yüzde 60 ile yüzde 80 arasında rekor seviyelerde kayıplar telaffuz edilmekte.
Yarımada’nın coğrafi konumu ve yapısına bakarsak, Çeşme – Karaburun yarımadası herhangi bir aktif akarsu kaynağından beslenmeyen bölgede bulunmak bakımından önemlidir. Çeşme merkez şebekesi, yağmur suları ile beslenen Kutlu Aktaş baraj gölüne bağlıdır. 2017 yılında Ildırı su kuyularından şebekeye takviye amaçla sondaj yapılmış, şebeke rahatlatılmıştı. Neredeyse kuruma noktasına gelen baraj haricinde bu yeraltı kaynağından faydalanılmasaydı Çeşme o yıl susuz kalır, milyonlarca dolarlık villa ve rezidans konutları çeşmelerinden eskisi gibi tuzlu deniz suyu akardı. 2014 yılında Büyükşehir Yasası ile birlikte, köy statüsünden mahalle statüsüne geçen Ovacık köy yerleşkesini besleyen tüm kuyular kurumuştu. Aynı yıl Ovacık köy merkezi Çeşme Merkez şebekesine bağlanmış ve köyün ihtiyacı karşılanmıştı. Bununla beraber, Germiyan Köy, Ildırı halen şebeke dışında kalan yerleşim alanlarıdır ve kendi kuyularından beslenmektedir.
Çeşme geneline bakıldığında merkezi su şebekesi, aslında merkezdeki birçok mıntıkayı da beslemez. Mamur baba yerleşkesinde çoğu mülk kendi sondaj kuyusunu kullanır ve bunlar tuzlu sudur. Şifne, Ardıç, Dalyan ve Boyalık gibi bölgelerde, çoğu site kendi yeraltı suyunu kullanır, merkezden uzak siteler için de durum aynıdır. Ovacık Azmak mevkiinde yer alan 13 büyük site kendi artezyen suyunu kullanmakta. Dalyan’ın merkezden Ayayorgi ve  Ayasandra’ya devam eden yazlık site bölgelerinde de durum aynıdır.  Bu bölgelerde kanalizasyon şebekesi de yoktur.
Çeşme kanalizasyon sistemi yapılaşmanın ancak yüzde 20 sini kapsar ve Alaçatı arkasında 2014’te devreye alınan arıtma tesisine pompalanır. Kanalizasyon 2014 de kadar hiç bir arıtma işlemine tabi tutulmadan denize tahliye edilmekteydi. Oysa susuz bölgelerde ikincil kullanıma kadar suyun arıtılması ve ikincil kullanım sahalarında değerlendirilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Ne var ki, Çeşme halen ne altyapı sistemlerini tamamlamış ne de yüzde 60’lara ulaşan kayıp kaçak oranı ile baş edebilmiştir. Şebeke sistemine beslenen suyun ancak yüzde 40’ı fatura edilebilmekte, tüm alt yapı eksiklerine aldırmadan yapılaşması hızla devam etmektedir.
Ormansız, ağaçsız, akarsusuz, bol inşaatlı ilçemizde, iklimle beraber tırmanan kuraklık ve geçtiğimiz yıl yangınlarda kaybettiğimiz orman sahaları da hesaba katılırsa, önümüzdeki birkaç yıl içinde “susuzluk” sınavıyla yüzleşeceğimiz açıktır.

corona-korona-virus-test-kit-vaka-olum-vefat-death

Salgın değil yangın!

bill-gates

Siz doktor muydunuz?