Millî mücadele zamanında top peşinde koşturduğunu sandığımız adamların, aslında vatan özgürlüğü için koşturduğunu biliyor muydunuz? Futbol deyip geçmeyin. O yıllarda İngiliz, Fransız, Rum ve siyonistler Türkiye içinde istihbarat toplamak, toplumsal olayları tasarımlamak için birçok spor kulübü kurmuştu. Mesela, Yunan ligi takımlarından AEK, Rum faaliyetleri için İstanbul'da kurulmuştu. Tüm bu casus faaliyetlerinin içinde Abdülhamit Han’ın Türkiye'de yapılacak operasyonlar için kurdurduğu bir kulüp vardı ki gerçek tarihi bizde pek anlatılmaz. Bu kulübün adı Bereketiko Jimnastik Kulübüdür (BJK), şimdiki adıyla yazacak olursak Beşiktaş Spor Kulübü. Şimdi yaslanın geriye ve tane tane okuyun. Meğerse futbol sadece yeşil sahalarda oynanmıyormuş! Türkiye’nin üç büyük kulübü açısından düşündüğümüzde; Galatasaray kulübünün kurucularını bir araya getiren etken her birinin Galatasaray Lisesi öğrencisi olmasıymış.
Fenerbahçe kulübünün kurucularını bir araya getiren etken her birinin Kadıköylü ve ağırlıklı olarak Saint Joseph Lisesi çıkışlı olmalarıymış.
Türkiye’nin ilk spor kulübü olan Beşiktaş’ın kurucularını bir araya getiren etken ise tümüne yakınının Çerkes-Abhaz-Çeçen asıllı ve savaşçı ruhlu gençler olması…
ÜNLÜ KOMİTACI
Bir önemli etken daha var ki diğer kulüplerde bunu pek göremiyoruz; Beşiktaş’ı kuran bu gençlerin birçoğu birbirleriyle akrabaydı. Şimdilerde herkes ünlü komitacı Fuat Balkan’ın Beşiktaş kulübünün bir numaralı üyesi olmasından dolayı BJK kulübünün kurucusu olduğunu zannediyor.
Hâlbuki yanlıştır. Beşiktaş’ı kuran kişi kulübün 4 numaralı üyesi olan Mehmet Şamil Şahaplı’ydı. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün ilk kurulduğu gündeki ismi Bereketiko Jimnastik Kulübü’ydü. Peki kimdir bu Bereketiko? Bereketiko Kafkasya’nın en büyük savaşçılarından biri kabul edilen Şhaplı Kubilayko Muhammed’in torunu ve Mehmet Şamil’in de baba tarafından dedesiydi. Tam adı Bereketiko Hasan’dı ki o da namlı bir savaşçıydı. Kulübü kuran Çerkez gençlerden her biri kurdukları spor teşkilatına onun Kafkasya’da nam salan ismini vermekten onur duyarak Bereketiko Jimnastik Kulübü demişlerdi. Daha sonra isim Bereketiko Jimnastik Kulübü, Osmanlı Beşiktaş Terbiye-i Bedeniye Mektebi ve en son Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak değişecekti. Avrupalı büyük güçlerin ve İstanbul’da yaşayan azınlıkların kurdukları spor kulüplerini bir istihbarat merkezi olarak kullanmalarına cevap niteliğinde olan Beşiktaş’ın kurucuları arasında Abdülhamid Han’ın özel muhafızı olan namı diğer Boksör Kenan da vardı. Şimdi gelelim bam teline; Bugün Beşiktaş tutkunu olduğunu söyleyen bazı gençlerin bile ismini bilmediği Mehmet Şamil Şhaplı, Osman Ferit Paşa’nın oğluydu. Osman Paşa Osmanlı'nın gözü gibi baktığı mübarek Medine’nin Osmanlı tarafından atanan muhafızıydı. Sultan Abdülhamid tarafından bu göreve layık görülmüştü. Medine’de bulunduğu sıralarda Kafkasya’nın en büyük savaşçısı olan Şeyh Şamil’in oğlu Gazi Muhammed Paşa ve ailesiyle sık sık görüşme fırsatı bulmuştu. Bu görüşmeler nihayetinde oluşan yakınlıkla Gazi Muhammed Paşa’nın tek kızı olan Emire Nefiset Hanım ile evlenmişti. Bu evlilikten doğan 11 çocuktan Hüseyin Bereket, Hamza Osman Erkan ve Mehmet Şamil Şhaplı Beşiktaş’ın gerçek kurucularıydı. Yani Beşiktaş’ı kuran gençler, Kafkas dağlarının en büyük iki savaşçısı olan Kubilay Muhammed ve Şeyh Şamil’in ortak torunuydu. Bu iki müthiş savaşçıya Kafkas halkları tarafından verilen unvan ise Kafkas Kartalı’ydı. Bu bağlamda kurucularının hepsi Kafkasyalı Çerkes-Abhaz-Çeçen kökenli olan Beşiktaş’a sembol olarak kartalın seçilmesi asla tesadüf değildi. Beşiktaş’ın kuruluşuna hakim olan güçlü Çerkes damarı hala yaşıyor mu diye merak edenleriniz olabilir. Beşiktaş’ın onursal Başkanı da olan eski MİT mensubu, rahmetli Süleyman Seba, Abhaz kökenlidir dememiz en anlamlı cevap olacaktır. Gelelim diğerlerine… Bugün pek anlatılmasa da bağımsızlıkçı bir ideal üzerine kurulan Beşiktaş’ın gençleri çok büyük hizmetlerde bulunmuştu.
TEŞKİLAT-I MAHSUSA
Mesela Beşiktaş Kulübü’nün bir numaralı üyesi olan Fuat Balkan, Teşkilat-ı Mahsusa tarafından İngilizlere karşı Hindistan Müslümanlarını örgütlemek için bölgeye gönderilmişti. Fuat Balkan’ın sıkı ilişkiler içinde bulunduğu ve aynı hücrede görev yaptığı Muhammed Ali Cinnah yıllar sonra Hindistan’dan ayrılarak Pakistan İslam Cumhuriyeti’ni kuracaktı. Cinnah’ın hücredeki kod adı ise Bozkurt’tu. Tam teferruata girmiyorum ama Pakistan İslam Cumhuriyeti bayrağında yer alan ay yıldız bir Teşkilat-ı Mahsusa yadigarıydı. Fuat Balkan’ın bölgede yaptığı faaliyetler Hint hilafet Komitesi ve Müslüman Hintliler arasında müthiş bir sempati doğurmuştu. Öyle ki Osmanlı Devleti zor durumda kaldığında İngiliz propagandasının kandıramadığı birçok Hintli Müslüman maddi ve manevi desteklerini esirgememişti
Bu gençlerden biri olan Abdullah Paşaveri ceketini satarak Türk ordusuna gönüllü yazılan bir büyük kahramandı ki mezarı bugün Beşiktaş Maçka Kabristanı'nda bulunmaktadır. Balkan Savaşları demişken Beşiktaş Kulübü'nün renkleri kırmızı-beyazken Balkanların kaybedilmesinden sonra alınan kararla matem amaçlı siyah rengin kabul edildiğini belirtmek gerekir. Kaldı ki aynı kaygıların Trablusgarp için de duyulması birçok Beşiktaşlı genci harekete geçirmişti. Mesela Abdülkadir Cami Baykurt, Beşiktaş’ın 21 numaralı kurucu üyesiydi. Asker kökenliydi. Sürgün süsü verilen gizli görevle yıllar sonra meydana getirecekleri Trablusgarp direnişinin altyapısını hazırladı. Bütün sahayı didik didik etti. Çölün en bakir yerlerine gitti. İsmi bile duyulmamış kabileleri ziyaret etti. Çölün en savaşçı aşiretleri ile temasa geçti. Onlarla sıkı ilişkiler kurdu. Toplum nezdinde büyük ağırlığı bulunan din adamlarına halkı İtalyan emellerine karşı uyarması için telkinlerde bulundu. Buraları İtalyanlara dar ettiler. Bu arada Kuşçubaşı Eşref, Süleyman Askeri, Ömer Naci ve Ömer Seyfettin gibi gençler Trablusgarp direnişi için gizli toplantılar tertip etti. Toplandıkları yer ise Beşiktaşlılara yabancı bir yer değildi. Beşiktaş Başkanı olan Mehmet Şamil Şhaplı’nın Beşiktaş’ın ilk kulüp binası olan Serence Bey Konağı… Yani anlayacağınız Trablusgarp direnişinin örgütlendiği semt ve yer (bina) Beşiktaş’a ait idi. Zaten bu direnişin başında bulunan Enver bir Beşiktaşlı idi. Bir de Çanakkale ve Beşiktaş meselesi var tabii. Beşiktaş Futbol Takımı o dönemde en önemli ismi olan santrafor Asım’ı Çanakkale’de kaybetmiş mesela. Bir de şair Kazım vardır ki mutlaka bilmek gerek.
Bir maç sonu soyunma odasında Dr. Mehmet arkadaşlarına yaptığı konuşmada onlara şöyle seslenir;
“Arkadaşlar Türk varlığı tehlikede. Bütün vatan ve başkent hedef alınmıştır. Ölüm kalım savaşına tutuşan milletin kaderini paylaşmayacak mıyız?”
Takım arkadaşlarından Kaptan Kazım bu konuşmaya destek verir: “Ya bugün şerefimizle savaşır şehit oluruz ya da yarın, şerefsizce ölürüz (Bilgiler tarih kitaplarından alıntıdır.)
”Onlar şerefleriyle öldüler… Günümüzde ise mücadele yine aynı. Ancak silahımız zekamız. Kaptan Kazım’ın o zamandaki haykırışı ilham verdi bana birden. Ya aklımızı kullanır seçimlerimizi doğru yaparız ya da sömürgecilerin kuklası oluruz demek geldi içimden… Anılarına saygıyla…