Okul saldırılarının ardından gözler güvenlik görevlilerinin yanında nöbet tutan bekçilere çevrildi. Aileler kesinlikle okula alınmıyor. Oysa ailelerin saldırılarla alakası nedir, çözemedim. Neyse…
Bazı okullar güvenlik görevlisi ihtiyacını veli desteğiyle sağlıyor, kaç okulda güvenlik görevlisi var ki? Bekçiler ne kadar bekleyecek ki?
Velilerin hemen hemen her okul çıkışı tartıştığı bu durum, bizi çocukluğumuza götürüyor. Okul girişlerindeki güvenlik kulübelerinde özellikle ilk ve ortaokullarda okul nöbeti denen bir sistem vardı. Tüm öğrenciler sırayla okulda nöbet tutardı. Hem bina da evrak işlerinin getir götürü hem de, bahçedeki kulübede giriş ve çıkışların kontrolü sağlanırdı.
Kendi kendimizin hem memuru hem bekçisiydik yani, güvenlik bizdik. Devlet okulu böyle işlerdi. Evet bir sorun olmazdı ama neden biz eğitime ara verip “ maaşlı çalışanın” yapacağı işi yapardık?
Öğretmen sınavda sorduğu soruyu nasıl yapamadığımızı sorunca, “Ben o gün okul nöbetçisiydim” demeyen var mı? Özel okul öğrencisinin ders işlediği yerde, devlet okulu öğrencisinin kulübede kayıt aldığı bir sistemdi 90’lar ve 2000’ler.
Elbette çok iyi öğrenciler yetişti ancak suistimaller, güvenli ortam sayesinde sorun olmadı. Bugünse tüm mücadelemiz yeniden bu güvenli ortamı sağlamak için. Artık ne velilerin para toplayıp güvenlik görevlisi istihdam etmesi ne de devletin bekçi görevlendirmesi yeterli. Çocuklarını ezdirmeyecek neslin sınavı daha büyük; adalet algısı sarsıldı, şüphe yayıldı.
“Eti senin kemiği benim”cilik sona erdi, hesap verilebilirlik tartışmaya açıldı. Daha kötüsü değerler değil, duygular merkeze kondu, bilinçsiz eller tehlikeli çocuklar büyüttü, yetki sahipleri bu tehlikeleri zararsız hale getirecek, topluma kazandıracak hiçbir şeyi yapmadı.
Şimdi düşünmenizi istiyorum, ortaokul öğrencisinin derse girmeyip güvenliği sağladığı günler ile dehşet dolu bugünlerin farkı nasıl kapanır?