Çocuk deyince akla oyun gelir. Ama bazı oyunlar vardır ki sadece eğlendirmez; aynı zamanda büyütür, geliştirir, hatta karakter inşa eder. İşte tiyatro tam da böyle bir alan. Çocuğun sahneyle tanışması, aslında onun kendisiyle tanışması demektir. Tiyatroya çıkan bir çocuk, önce sesini keşfeder. Sonra duygularını… Bir bakarsınız içine kapanık dediğiniz çocuk, sahnede koca bir salonu etkisi altına almış. Çünkü tiyatro, çocuğa “kendin ol” derken bir yandan da “başkası gibi hissetmeyi” öğretir. Empati dediğimiz o kıymetli beceri, en doğal haliyle burada gelişir. Bugünün çocukları maalesef ekranlarla büyüyor. Tabletler, telefonlar, bilgisayarlar… Parmaklar hareketli ama zihin çoğu zaman pasif. Oysa tiyatro, çocuğu yerinden kaldırır, hareket ettirir, düşündürür. Replik ezberlerken hafızası güçlenir, sahnede dururken özgüveni artar. Hata yapmayı öğrenir, hatta hata yapmaktan korkmamayı… Bir de işin sosyal tarafı var. Tiyatro bir ekip işidir. Çocuk, sahnede tek başına parlamanın değil, birlikte başarmanın değerini anlar. Sırasını bekler, arkadaşını dinler, gerektiğinde geri planda kalmayı öğrenir. Bunlar okul kitaplarında yazmayan ama hayatta en çok işe yarayan becerilerdir. Velilere küçük bir öneri: Çocuğunuzun oyuncu olması gerekmiyor. Ama en azından bir tiyatro sahnesine adım atmasına izin verin. Belki bir okul oyununda küçük bir rol, belki bir kurs, belki de sadece bir izleyici olarak… Çünkü tiyatro sadece oynayanı değil, izleyeni de büyütür. Unutmayalım; sahnede ışıklar çocukların üzerine vurur ama aslında aydınlanan onların iç dünyasıdır.