1 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni yasama dönemine başlayacak. Ankara’da yeniden yoğun bir gündem başlayacak; komisyonlar toplanacak, kanun teklifleri verilecek, kürsülerden memleketin meseleleri konuşulacak. Peki yıllardır çözüm bekleyen kamu emekçisinin sorunları bu gündemin neresinde olacak? Bence bugün sorulması gereken sorulardan biri tam olarak bu. Çünkü hangi kamu kurumuna giderseniz gidin benzer cümleleri duyuyorsunuz. Memur maaşından, kiradan, marketten, çocuğunun okul masrafından konuşuyor. Ayın başında aldığı maaşın daha ayın ortası gelmeden nereye gittiğini hesaplıyor. Bir tarafta temel ihtiyaçların maliyeti artarken diğer tarafta çalışanların alım gücü üzerindeki baskı giderek büyüyor. Eskiden memuriyet denildiğinde en azından belli bir ekonomik güvence akla gelirdi. İnsanlar zengin olmazdı belki ama ay sonunu nasıl getireceğini de bu kadar düşünmezdi. Bugün ise birçok kamu çalışanı kredi kartıyla, ek hesapla ya da borçlanarak hayatını çevirmeye çalışıyor.Üstelik mesele yalnızca maaş değil.Kamuda yıllardır biriken ciddi bir ücret ve özlük hakkı sorunu var. Aynı işi yapan insanlar arasında farklı statülerden kaynaklanan farklar bulunuyor. Çalışırken alınan bazı ödemelerin emekliliğe yansımaması nedeniyle emekli olunduğunda gelir ciddi biçimde düşüyor. Ek gösterge konusunda beklentiler devam ediyor. Yerel yönetim çalışanlarının kendilerine özgü sorunları ise çoğu zaman ülke gündeminin arasında kaybolup gidiyor. Yıllardır sahada sendikal mücadele veren biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Kamu çalışanı artık kendisine yeni sözler verilmesini istemiyor. Verilmiş sözlerin yerine getirilmesini bekliyor.

Örneğin 3600 ek gösterge meselesini kaç yıldır konuşuyoruz? Bir düzenleme yapıldı ancak tartışmalar sona ermedi. Kapsam dışında kalan kamu çalışanlarının beklentileri devam ediyor. Yeni yasama döneminde konu yeniden ele alınmalı ve kamuda çalışma barışını güçlendirecek daha kapsayıcı bir düzenleme yapılmalıdır.

Bir diğer önemli başlık ise emeklilik. İnsan ömrünün en verimli yıllarını kamu hizmetine veriyor. Otuz yıl, otuz beş yıl çalışıyor. Sonra emeklilik zamanı geldiğinde önüne hesabı koyuyor ve “Bu maaşla nasıl geçinirim?” diye düşünüyor.Yıllarca devletine hizmet etmiş bir insanın emekli olmaktan korkması normal değildir. Çalışırken elde edilen gelir ile emekli aylığı arasındaki farkın bu kadar büyümesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorundur. İnsanlar emekliliği huzurla karşılamalı, geçim kaygısıyla değil. Yerel yönetimlerde çalışan arkadaşlarımızın durumunu da ayrıca konuşmamız gerekiyor. Zabıtası, itfaiyecisi, tahsildar, teknik personeli, sosyal hizmet çalışanı… Bir kentin günlük hayatının devam etmesi için binlerce belediye emekçisi gece gündüz görev yapıyor. Sabah vatandaş işe giderken de, gece herkes evindeyken de belediye çalışanları sahada.

Geçtiğimiz günlerde İtfaiye Haftası nedeniyle itfaiye emekçilerimizin sorunlarını bir kez daha gündeme getirdik. Yangının içine giren, depremde enkaza koşan, selde vatandaşın yardımına yetişen bu insanların yalnızca özel günlerde “kahraman” ilan edilmesi yetmiyor.İtfaiyeciliğin meslek olarak hak ettiği statüye kavuşması, fiili hizmet süresi zammı başta olmak üzere çalışma koşullarından kaynaklanan hakların ele alınması, ek gösterge ve diğer özlük haklarının düzenlenmesi gerekiyor.

Aynı şekilde zabıta emekçilerinin de yıllardır bekleyen talepleri var. Her Zabıta Haftası’nda zabıtayı, her İtfaiye Haftası’nda itfaiyeciyi hatırlayıp ardından sorunları bir sonraki seneye bırakacaksak hiçbir yere varamayız. Bir de işin sendikal tarafı var. Burada bizim de kendimize dönüp bakmamız gerektiğine inanıyorum. Sendikacılık yalnızca toplu sözleşme masasına oturmak değildir. Üyenin derdini kendi derdin bilmektir. İşyerine gitmek, çalışanı dinlemek, haksızlık karşısında kimin yaptığına bakmadan ses çıkarmaktır. Sendikanın iktidarı ya da muhalefeti olmaz. Sendikanın tarafı emektir. Bu çizgiyi kaybettiğimiz gün sendikacılığın toplumdaki güvenini ve anlamını da kaybetmeye başlarız. Şimdi önümüzde yeni bir yasama dönemi var.Elbette Türkiye’nin konuşulması ve çözülmesi gereken çok önemli meseleleri bulunuyor. Ancak milyonlarca kamu çalışanının ekonomik ve sosyal sorunları da bu ülkenin temel meselelerinden biridir. Memurun alım gücü korunmalı, emeklilikte yaşanan gelir kaybına çözüm bulunmalı, ek gösterge düzenlemesindeki eksiklikler giderilmeli, belediye emekçilerinin yıllardır bekleyen özlük hakları sonuçlandırılmalıdır. Bütün bunlar yapılırken kamu çalışanlarının örgütlü iradesi gerçekten dinlenmelidir. Çünkü kamu emekçisi ayrıcalık istemiyor. Yıllardır söylediğimiz şey aslında çok basit aslında. Çalışan emeğinin karşılığını alsın. Emekli olduğunda insanca yaşayabilsin. Görevini yaparken hakkının korunduğunu bilsin. Çocuğunun geleceğini düşünürken çaresizlik hissetmesin. 1 Ekim’de Meclis’in kapıları yeniden açılacak. Dileğimiz, kamu emekçilerinin yıllardır biriken sorunlarının yine başka bir yasama dönemine bırakılmamasıdır. Çünkü artık bekleyecek fazla zaman kalmadı. O dosyaların içinde yalnızca kanun maddeleri, oranlar ve rakamlar yok. Milyonlarca kamu emekçisinin alın teri, ailesi, geleceği ve hayatı var.