Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı geçtiğimiz günlerde yerel yönetimlere bir yazı gönderdi. Yazının içeriği, teknik bir uyarıdan çok, siyasi bir talimat gibiydi. Denildi ki: “Memurlara sosyal denge tazminatını yüzde 120’nin üzerinde ödemeyin.”
Bu satır, Türkiye’nin dört bir yanında belediyelerde yıllardır emek veren memur emekçilerini hedef aldı.

Oysa bu yeni bir durum değil. Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın benzer yazıları yıllardır periyodik olarak gönderdiğini biliyoruz. Her birkaç yılda bir aynı cümlelerle hatırlatma yapılır, belediyelere üstü kapalı bir baskı kurulurdu. Zamanla bu durum, rutin hale geldi. Ancak bu defa farklı olan, bu talimatın doğrudan uygulanması oldu.
Ve ilk pilot uygulama, İzmir’in Çiğli Belediyesi’nde yapıldı.

Ne acıdır ki Çiğli Belediye Başkanı bu fırsattan istifade etti. Bakanlığın yazısını gerekçe göstererek memur emekçilerinin sosyal denge tazminatını brüt 33 bin liradan 13 bin liraya düşürdü. Yani emekçinin cebinden bir kalemde 20 bin lira eksildi. Üstelik toplu iş sözleşmesi hâlâ yürürlükteyken!
Bu karar, sadece hukuka değil, vicdana da aykırıdır. Çünkü hukukun en temel ilkesi bellidir: “Sözleşme tarafları, sözleşme devam ederken keyfi değişiklik yapamaz.”
Ancak burada hukukun yerini talimat, adaletin yerini korku, emeğin yerini bürokrasi almış durumda.

Bir zamanlar memur olan, aynı sorunları yaşamış bir belediye başkanının bugün emekçinin hakkını budaması, bu hikâyeyi daha da acı hale getiriyor. Çiğli Belediye Başkanı, iktidarın bürokratik talimatını fırsata çevirerek, kendi çalışanına sırtını döndü. Oysa bir belediye başkanı, öncelikle kendi emekçisinin yanında durmalı, yukarıdan gelen baskıya karşı dimdik durmalıydı. Ama o, koltuk korkusunu vicdanının önüne koydu.

Tüm Yerel Sen olarak biz, Çiğli Belediyesi’nde yetkili sendika değiliz. Ancak her zaman söylüyoruz: Bizim yetkimiz tabelada değil, yürekte. Emekçinin alın teri nerede gasp ediliyorsa, biz oradayız.
Bu yüzden Çiğli’deki emekçi kardeşlerimizi yalnız bırakmadık, eylem kararı aldık. Çünkü bu mesele yalnızca Çiğli’nin değil; Türkiye’deki bütün belediye memurlarının ortak meselesidir.

Bugün Çiğli’de yaşanan, yarın başka belediyelerde tekrarlanabilir. Çünkü bir yerden başlatılan her saldırı, karşı durulmazsa genelleşir. Çiğli bugün bir “pilot belediye” değil; emek mücadelesinin onur sınavıdır.

Kiralara yetişemeyen, maaşının yarısını mutfağa, kalanını faturalara ayıran memur emekçisi bugün nefes alamaz hale geldi. 20 bin liralık bir kesinti, bir memurun evini boşaltmasına, çocuğunun okul masrafını karşılayamamasına, mutfağındaki tencerenin susmasına neden oluyor.
Masa başında yazılan bir talimat, sahada bir ailenin geçim mücadelesini altüst ediyor. Bunu görmeden kalem oynatanlar, o kalemin ucunda bir hayat olduğunu unutmamalı.

Sosyal denge tazminatı bir lütuf değil, bir haktır. Yerel yönetim emekçilerinin ekonomik adaletsizlik karşısında ayakta kalmasını sağlayan bir güvencedir.
Ancak iktidar, yıllardır yerel yönetimlerdeki sendikal örgütlülüğü zayıflatmak, kazanılmış hakları geri almak istiyor. Emekçiyi bölmek, dayanışmayı dağıtmak istiyor.
Ama yanılıyorlar. Çünkü örgütlü emek korkmaz. Emekçinin hakkını koruma iradesi hiçbir genelgeyle bastırılamaz.

Bugün Çiğli’de eylemde olan memur kardeşlerimiz yalnızca maaşları için değil, onurları için direniyorlar. “Ben sözleşmeye sadık kalırım, hukuka uyarım, emeğin hakkını korurum” diyen her belediye başkanı bu ülkenin vicdanını temsil eder.
Ama tam tersi yönde davrananlar, yalnızca koltuklarının değil, tarih önünde yüzlerinin de hesabını vereceklerdir.

Biz Tüm Yerel Sen olarak her belediyede, her şehirde, her meydanda emekçinin sesi olmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu mücadele sadece bugünün maaşı için değil, yarının adaleti içindir. Eğer bugün sessiz kalırsak, yarın “sosyal denge” değil, “sosyal çöküş” konuşulur.

Sözümüz açık:
Bu ülkenin yerel yönetim emekçileri talimatla değil, alın teriyle yaşar.
Bu halkın belediyeleri bakanlık yazılarıyla değil, halkın vicdanıyla yönetilir.
Ve hiçbir kağıt, hiçbir imza, hiçbir korku; emeğin onurundan güçlü değildir.

Bugün Çiğli’de başlayan bu mücadele, yarın tüm Türkiye’ye umut olacaktır. Çünkü her saldırı, direnen emekçinin yüreğinde dayanışmayı büyütür.
Biz o dayanışmanın adıyız.
Biz Tüm Yerel Sen’iz.