Hastanelerde yeşil kavramı, kullanılan enerji ve suyun daha verimli kullanılmasını sağlamak, tüm israfları ortadan kaldırmak, çevre dostu bina tasarımları sağlayarak toplumun sağlık düzeyine olumlu katkı yapmak olarak ifade edilmektedir

Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Işık; tedavi sürecine yardımcı olan, doğal kaynakları verimli ve çevre dostu bir şekilde kullanan, uygulandığı,  hasta refahını artıran, sürdürülebilir veetkin atık yönetiminin çevreye duyarlılığı sürekli devam eden hastaneleri “Yeşil Hastane” olarak tanımlıyor. Orta büyüklükteki bir hastanenin günlük enerji tüketimiyle küçük bir yerleşim yerinin enerji tüketiminin eşit oranlarda olduğunu belirten Işık, hastanelerde çevre dostu uygulamaların önemine dikkat çekiyor.
Hem çevre hem de insan sağlığına etki eden yapılar olarak hastanelerin yoğun enerji ve kaynak kullanımını nasıl değerlendirirsiniz?
Sağlık hizmetlerini; koruyucu, tedavi edici, iyileştirici ve sağlığın geliştirilmesine yönelik “özellikli” hizmetler olarak tanımlayabiliriz. Hizmetin kapsamının ve süresinin hekim tarafından belirlenmesi, ertelenemez oluşu, hataların tolere edilememesi gibi özellikleri sağlık hizmetlerine kendine özgü bir tanım kazandırıyor. Hastaneler, sağlık hizmetlerinin en önemli sunucusu.
7/24 kesintisiz hizmet sunan hastanel er, teknolojiyle donanmış ve emek-yoğun çalışılan yapılar. Özellikle ısıtma, havalandırma ve iklimlendirmenin yanı sıra tıbbi-tıbbi olmayan ekipmanların kullanılması nedeniyle yüksek enerji tüketiyor; su ve diğer kaynakları en yoğun şekilde harcıyor. Öyle ki orta büyüklükteki bir hastanenin günlük enerji tüketimiyle küçük bir yerleşim yerinin enerji tüketimini eşit oranlar da düşünebiliriz. Yapılan çalışmalar, benzer büyüklükteki ticari işletmelere göre hastanelerin iki buçuk kat daha fazla enerji tükettiklerini ortaya koyuyor.
Enerji, canlıların yaşamı, daha da ötesi evrendeki tüm süreçlerin işleyişi için son derece gerekli. Olası bir enerji krizinin tüm sektörleri olumsuz etkileyecek olması kaçınılmaz. Ancak sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve ertelenemez oluşu, diğer sektörlerden belirgin şekilde ayrılmasına neden oluyor.

İKİ TEMEL ENERJİ

Hastaneler işlevsel bağımlılığı yüksek tüm süreci olumsuz etkiliyor. İki temel enerji gereksinimleri var:
* İlki sağlık hizmeti sunumu ve tıbbi ekipman için elektrik, diğeri ise sterilizasyon, mekan ve suların ısıtılmasına yönelik termal gereksinimler. Elektrikte yaşanacak bir aksaklık, tanı ve tedavi amaçlı kullanılan birçok cihazın kullanılamamasına veya arızalanmasına neden olabilir.
Bu durum ise tedavi için gerekli tanı koymada gecikmelere, ameliyatların ertelenmesine, kalıcı sakatlıklara ve hatta ölümlere neden olabilir. 
Güvenilir elektriğe erişimi olmayan hastanelerde, belirli derecede saklanması gereken aşı ve ilaçlar saklanamaz, tıbbi ekipman ve cihazlar sterilize edilemez veya kullanılamaz ekipmanın çalıştırılması gibi temel İnsanı sağlığına kavuşturmak için var olan yapıların aslında “sağlıksız yapılar” olması çelişkisini yorumlar mısınız?
Geçmişten günümüze yaşanan süreçte hastanelerin genellikle “sağlık odaklı” olmaktan çok hastalığın ileri evrelerini iyileştirmeye odaklı, hızla uzmanlaşan “hasta bakım sistemleri” üzerinde yoğunlaştığını izliyoruz. Hastaneler bir yandan tedavi ederken diğer yandan çevre ve insan sağlığını olumsuz etkileyen sonuçlar da doğurabiliyor. Sağlık sektörünün küresel sera gazı emisyon larının yüzde 4-5’ine katkıda bulunduğu düşünülüyor. Hastaneler karmaşık alt yapıları olan, yüksek teknoloji kullanan ve belirli standartlara göre inşa edilmiş, en maliyetli organizasyonlar arasında.
Bu yapılardaki eksiklikler veya yanlışlıklar yalnızca estetik veya rahatsızlık verici olumsuzluklara değil, aynı zamanda insan ve çevre sağlığı üzerinde olumsuzluklara da yol açabiliyor.
Hastane kaynaklı enfeksiyonların özellikle yoğun bakım hastaları üzerinde ölümle sonuçlanan etkilere neden olabil diğini biliyoruz. Hasta odalarının niteliği, hava yoluyla bulaşan enfeksiyonlar ve kontamine yüzeylere dokunarak bulaşma riski üzerinde etkili. Yine hastane personeli ve çok sayıda enfekte hasta istemeden de olsa hastalığa katkıda bu lunabiliyor. Hastanede yaşanan düşme olaylarını da azımsamamalıyız. Düşmeler, ciddi yaralanmalara, hastanede kalış süresinin uzamasına ve dolayısıyla maliyetlerin artışına neden olabiliyor. 
Yetersiz aydınlatılmış alanlar, kaygan zeminler, çok yüksek veya çok alçak lavabolar bu tür olayların yaşanmasında etkili faktörler. Hastanelerdeki gürültü seviyesinin yüksek olması hastaların uyku kalitesini olumsuz etkilerken odalarda ve muayene ortamında hasta mahremiyetinin gözetilmesi de önemli bir konu.
Araştırmalar, hastaların iyileşmesi üzerinde doğanın rolünün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Sabah güneş ışığı alan, daha aydınlık, doğuya bakan odalara rastgele atanan manik depresif hastaların batıya bakan odalara sahip olanlara göre yaklaşık dört gün daha kısa hastanede kaldıklarını ortaya koyuyor. Çevre sağlığı açısından bir  diğer önemli nokta; evsel, patolojik, radyoaktif, tıbbi, ilaç ve kesici-delici özelliğe sahip birçok hasta atığının oluşması.
Atıkların genel olarak yüzde 85’i tehlikesiz olarak sınıflandırılırken yüzde15’i bulaşıcı, toksik veya radyoaktif, yani “tehlikeli” olabiliyor. Tıbbi ekipmanların büyük çoğunluğunun tek kullanımlık malzemeler haline gelmesi de hastanelerde daha fazla atık oluşmasının nedenlerinden. Sevindirici olan, bu konuda farkındalığın her geçen gün artması ve hem etkili hem de güvenli atık yönetimi uygulamalarının organizasyonlar tarafından gündeme alınması.
Sözünü ettiğiniz koşullarda, mevcut hastanelerin “yeşil hastanelere” dönüşümü için bir harita çizebilir miyiz? Yeşil hastane derken tam olarak neyi kastediyoruz?
Kaynakların sınırlı oluşu, sınırlı kaynakların kullanımının insana ve çevreye etkileri, ortaya çıkan atıkların toplanmasından imhasına kadar geçen süreçteki yetersizlik veya eksiklikler, organizasyonların yoğun rekabet ortamında hayatta kalabilmek için maliyetleri aşağıya çekme çabalarını ve farklı strateji ve uygulamaların gerekliliğini ortaya koydu. “Yeşil” veya “yeşil bina” kavramı bu stratejilerden biri olarak gündeme geldi.
 “Yeşil hastane” kavramını en genel tanımıyla, tedavi sürecine yardımcı olan, doğal kaynakları verimli ve çevre dostu bir şekilde kullanan, etkin atık yönetiminin uygulandığı, hasta refahını artıran, sürdürülebilir ve çevreye duyarlılığı sürekli devam eden hastaneler için kullanabiliriz. Yeşil hastanelerin öncelikle binanın yaşam döngüsü boyunca yerleşiminden tasarımına, inşaatından işletmesine, bakımından yenilenmesine kadar tüm süreçleri çevreye duyarlı ve kaynakları verimli kullanmaya yönelik olmalı.
Hiç şüphesiz yeni kurulacak hastaneler için süreçlerin fizibilite aşamasında planlanması ve hayata geçirilmesi daha kolay, ancak mevcut hastanelerin 7/24 kesintisiz hizmet sunma zorunluluğunu düşünürsek dönüşüm biraz daha karmaşık olacak.
Yeşil hastanelere dönüşüm uygulamalarını hangi bileşenler üzerinden açıklayabilirsiniz?
Yeşil hastane oluşumunun veya dönüşümünün teşvik edilmesinde her düzeyde liderlik esas. Çevre sağlığı, güvenliği ve sürdürülebilirliğin temel kurumsal öncelik haline getirilmesi şart; bu da kurum kültüründe büyük bir değişiklik anlamına geliyor. Etkili bir liderlik sürecinin yanı sıra yeşil hastane politikalarının geliştirilmesi ve uygulanması, hastanedeki çeşitli bölümlerin üst kademe çalışanlarından bir ekip oluşturulması, yeşil hastane yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak stratejik, operasyonel ve bütçe planlarının hazırlanması, çevresel sürdürülebilirlik ve sağlık hizmet standartları konularında akreditasyon kuruluşları ile işbirliği yapma gibi bir dizi faaliyetin yerine getirilmesi gerekiyor. 
Diğer bir önemli uygulama ise enerji verimliliği.
Şayet hastaneler yeşil hastane olma yolunda bir adım atmayı istiyor ise en iyi adım etkili bir enerji yönetimi ile başlamaları. Hastaneler; ameliyathane, eczane ve iç koridorlarında yapay aydınlatmanın ağırlıklı kullanıldığı organizasyonlar. Ancak iyi bir hastane tasarımı, gün ışığı kullanımını en üst düzeye çıkarmalı ve yapay aydınlatma gereksinimini optimize etmeli. Yanı sıra sağlık hizmeti sunumunda kritik öneme sahip olmayan alanların aydınlatılmasında güneş panelleri kullanılabilir. 

Düşük enerjili LED ampullere geçiş, enerji tasarruflu ürünlerin kullanılması, hizmet içi eğitimlerle personelin bilinçlendirilmesi gibi çalışmalarla da hastanelerde tasarruf   sağlanabilir. Yeşil hastane için iç mekan ve hava kalitesi kritik öneme sahip. Hastane alanı çok sayıda patojen ve bakteriye maruz kaldığından sürekli olarak taze ve filtrelenmiş hava sağlamak için iyi tasarlanmış havalandırma sistemi ve temiz odalara sahip olması hayati önem taşıyor. Bunu sağlamak için ise iç mekanda kullanılan bitkiler, iç mekan boyaları, uygun temizlik ürünleri, bakteri ve mantar oluşumuna dirençli uygun iç mekan döşeme ve malzeme leri etkili oluyor.  (DEVAM EDECEK)