Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 600 milletvekili görev yapıyor. Peki vatandaşın hafızasında mesela tarım denildiğinde akla gelen kaç milletvekili var? Ekonomi konuşulduğunda, enflasyon vatandaşın sofrasındaki ekmeği küçültürken, işsizlik gençlerin umutlarını tüketirken, emekli geçim mücadelesi verirken toplumun "İşte bu isim bizim sesimiz oluyor." dediği kaç milletvekili sayabiliriz? Ne yazık ki sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor. Oysa milletvekilliği; sadece seçim dönemlerinde oy istemek, Meclis'te kırmızı koltuğa oturmak veya parti grup toplantılarında alkış tutmak değildir. Milletvekilliği, millet adına konuşmak, denetlemek, çözüm üretmek ve gerektiğinde kendi partisi dahil herkese karşı kamu yararını savunabilmektir. Bugün Türkiye'nin gündemi son derece ağırdır. Çiftçi artan maliyetler altında üretmekte zorlanıyor. Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor. Sanayici belirsizliklerle boğuşuyor. Gençler gelecek kaygısıyla yaşıyor. Emekli ay sonunu getiremiyor. Enflasyon milyonlarca insanın alım gücünü her geçen gün biraz daha eritiyor. Böylesine ağır bir tabloda Meclis'in ve muhalefetin gündemi, vatandaşın gündemiyle aynı olmak zorundadır. Ne var ki toplum, çoğu zaman kendi sorunlarından çok siyasi partilerin kendi iç çekişmelerini izlemek zorunda kalıyor. Siyasi partiler, listeleri hazırlarken liyakati, uzmanlığı, toplumdaki karşılığı ve temsil gücünü her zaman öncelik haline getirebiliyor mu? Yoksa bazen kişisel yakınlıklar, parti içi dengeler, sadakat ilişkileri veya farklı hesaplar daha mı belirleyici oluyor?
Bu sorular sadece bir partiyi değil, Türkiye'deki tüm siyasi partileri ilgilendiriyor. Çünkü eksik temsil, hangi görüşten olursa olsun, sonunda bütün ülkeye fatura çıkarıyor. Belki de artık siyasi partilerin kendilerine şu soruyu sormalarının zamanı gelmiştir: "Biz milletvekili listesi mi hazırlıyoruz, yoksa Türkiye'nin geleceğini mi şekillendiriyoruz... Son dönemde muhalefet cephesinde yaşanan ayrışmalar da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Elbette partiler bölünebilir, yeni siyasi hareketler doğabilir, Meclis'teki dengeler değişebilir. Demokrasi bunu doğal karşılar. Ancak asıl önemli olan, hangi partinin kaç milletvekili olduğundan çok, o milletvekillerinin ülkeye ne kattığıdır. Bugün solda oluşan yeni tabloda da en büyük tehlike, sadece sayısal üstünlük sağlamak adına aynı anlayışın devam ettirilmesidir. Eğer yine aday listeleri; sadakate, yakın ilişkilere, parti içi dengelere veya belirli gruplara yakınlığa göre hazırlanacaksa, değişen yalnızca parti tabelaları olacaktır. Vatandaşın hayatında ise hiçbir şey değişmeyecektir.
Çünkü Türkiye'nin temel sorunlarından biri de tam burada başlamaktadır.
Milletvekili listeleri hazırlanırken liyakat yerine sadakatin, uzmanlık yerine yakınlığın, toplumsal karşılık yerine parti içi hesapların öne çıkması; bugün yaşadığımız temsil sorunlarının en önemli nedenlerinden biridir.
Milletvekilliği bir ödül değildir. Bir vefa borcu değildir. Bir makam dağıtımı hiç değildir. Milletvekilliği; bilgi, birikim, cesaret, çalışma azmi ve topluma karşı sorumluluk isteyen ağır bir kamu görevidir. Türkiye'nin artık sadece siyaset bilen değil; ekonomiyi bilen, tarımı bilen, sanayiyi bilen, hukuku bilen, eğitimi bilen, teknolojiyi takip eden ve sahadan kopmamış milletvekillerine ihtiyacı vardır. Muhalefetin görevi sadece iktidarı eleştirmek değildir. Muhalefet, aynı zamanda umut üretmek zorundadır. Vatandaş artık şikâyet dinlemek istemiyor.
Çözüm duymak istiyor.
Slogan görmek istemiyor.
Proje görmek istiyor.
Kavga izlemek istemiyor.
Güven duymak istiyor.
Önümüzdeki seçimlerde bütün siyasi partilerin, özellikle de kendisini DEĞİŞİMİN adresi olarak görenlerin, aday belirleme süreçlerini yeniden düşünmeleri gerekiyor. Çünkü güçlü bir demokrasi, sadece sandıkla kurulmaz. O sandıktan çıkan isimlerin niteliğiyle güçlenir. Bugün doldurulan her kırmızı koltuk, aslında yüz binlerce vatandaşın emanetidir. O emaneti taşıyacak kişiler; itaatleriyle değil, liyakatleriyle, sessizlikleriyle değil, üretkenlikleriyle, sloganlarıyla değil, çözümleriyle öne çıkmalıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla milletvekili değil, daha fazla nitelikli milletvekilidir.
ÇÜNKÜ KIRMIZI KOLTUKLAR DOLARKEN, MİLLETİN SORUNLARI BOŞ KALIYORSA EKSİK OLAN MECLİS'İN SANDALYE SAYISI DEĞİL, TEMSİLİN KALİTESİDİR!