Epeydir futbol ve yaşam birlikteliği hakkında bir şeyler yazmaya gayret ediyorum ancak yazı konusunu örnekleme dışında, bir futbolcu hakkında oturup sayfalar dolusu yazı yazacağım aklımın ucuna dahi gelmezdi. Futbol yazıyorsun, elbet futbolcuyu da yazacaksın, ne var bunda diyenlerinize hak veriyorum vermesine ama o sadece bir futbolcu olsa haklısınız. İddia ediyorum ki o, futbol dünyasında sonsuza dek anlatılacak üç efsaneden biridir efendim. Hatta “Futbol nasıl oynanır” içerikli tüm kitapların her birinin önsözüne Pele ve Maradona isimleriyle birlikte Messi’nin de isminin yazılması şarttır ki bu kendisinin futbol tarihindeki üç silahşorlardan biri olarak sonsuza dek yaşamasını sağlayacaktır. Dışardan bakıldığında oyun alanında yaptıkları son derece basit göründüğünden, dimağlarda bir an için onun sahada yaptıklarını herkesin kolaylıkla yapabileceği düşüncesi doğabilir. Oysa futbolun ana özdeyişlerinden biri olan “zor olan basiti yapmaktır” söz diziminde tarif edileni yapabilmek öyle herkesin harcı değil.

Gözlerinizi kapayın ve devler dünyasına adım atmış bir çocuğu hayal edin. Mücadele alanı türlü güçlüklerle bezenmiş bu vahşi arenada ufacık birinin ne gibi bir şansı olabilir? Ona tanınacak zaman diliminde daha adını söylemeye vakit kalmadan, benzerleri gibi düzenin acımasız çarkları arasında yok olup gitmesine hiçbir şeyin mani olamayacağı gayet açık değil mi? Hayır efendim. Söz konusu “MESSİ” ise hiç de öyle değil işte. Onun meydan okuyuşu, kuru kuruya bir meydan okuma değil çünkü. Akıl denilenin, nice gücün üzerine çıkacağının bilincine varmış bir kimlik olarak, bozkır rüzgarlarının koynundaki en çılgın atların dahi dizginlerini elinde kolayca tutabilmesi hasebiyle “efsane” sözcüğüne muhteşem bir örnek o. Messi bir futbolcunun sahada yapabileceği her şeyi, yani taktik, güç, mevki gibi futbolda önem taşıyan birçok önemli veriyi avucunda tutuyor. Taktik konuşulacaksa bir takımın oyun taktiğinin beyni olmaya, güçten söz edilecekse yaş ile fiziksel performansın harmanlamasında disiplinin rolüne eşsiz bir örnek teşkil ediyor. Hele futbol alanındaki mevki sözcüğünün arkasına saklanmadan, oyunun gidişine göre asıl mevkisini terk edip takım için varını yoğunu ortaya koyan bir büyük değer olması onu bu yüzyılın bir başka ikonu olarak gösterilen Ronaldo ile karşılaştırmaya çalışanların yanılgılarının en güzel yansıması olarak duruyor. Portekizli Ronaldo sadece ve sadece 70’li yıllarda televizyonda izlediğimiz “6 milyon dolarlık adam” dizisinde tanıdığımız Steve Austin gibi özel fiziki güçlere büründürülmüş yürüyen bir makine. Hatta daha ileri giderek söyleyeyim ki, Ronaldo endüstriyel futbol konuşulurken baz alınacak devasa bir projenin baş aktörü. Oysa eminim sizde görmüşsünüzdür muhakkak, Messi’nin televizyondaki yakın plan çekimlerden yansıyan alçak gönüllü, çocuksu yüz ifadesini. O, sanki arka bahçeye insek bizimle keyif alarak minyatür kale oynayacak mahalle takımından bir arkadaşımız gibi. Bu çok farklı özelliklere sahip adam an geliyor koskoca sahada görünmez adam gibi kaybolabiliyor ve spikerin “Messi Messi Messi” diye, yanına ikinci bir isim eklemeksizin bağırdığı anların sonunda bir de bakıyorsunuz ki top ağlarda. İşin bütün sırrı burada zaten. Kaybolabilmek yaşadığımız zamanın her anında sessizce ve istendiğinde geri dönebilmek, size bahşedilmiş hayatın emrinde olarak. Her zaman için iyiyi, doğruyu şiar edinmiş olarak elbet. Biliyorum efendim, oldukça zor bir şeydir şu son söylediğimi yapabilmek lakin kendinize şu soruyu sorun derim. Hangisinde daha çok anlam taşırdı varlığınız.

Başkalarının menfaat karşılığı size sunduğu mevkilerdeki sahte alkışlarla başınız döndüğünde mi? Yoksa boş bir salonda ayakta bekletilerek devletin itibarını yok saymayı hedefleyen kötü niyete karşı, tüm mal varlığını satarak edindiği pembe incili kaftanı yere serip üzerine oturduktan ve görevini yaptıktan sonra arkasına bile bakmadan salondan ayrılarak kalan yaşamını sessiz sedasız yoklukla sürdüren Muhsin Çelebi’nin duruşundaki tarifi mümkün olmayan asalette mi? Ömer Seyfettin’in Pembe İncili Kaftan isimli muhteşem hikayesindeki kahramanın temsil ettiği zihniyet belleklere nakşolduğu gündür bence insanoğlunun kemale erme sürecinin son noktası. Messi’yi elimden geldiğince tasvir etmeye çalıştım bugün, attığı veya attırdığı nice gollerle sınırlı kalmadığı için futbol dünyasındaki varlığı. Niyetim onu sizlere erişilmez bir kimlik yahut bir masal kahramanı gibi sunmak değildi bilesiniz, çünkü o ne ejderhaları yenen bir prens ne de tapılası insanüstü bir varlık. Hakkında söylenebilecek tek şey var. Daha iyisi gelene dek, en iyisi Messi.