Bir kitap okuyorum. Yazarı Robert Sapolsky, Stanford'da nörobilimci. Çıkış noktası "Biz insanlar neden bu kadar çok hasta oluyoruz da vahşi doğadaki bir zebra ülser olmuyor?"

Zebra Afrika savanasında otluyor. Aniden çalıların ardından bir aslan fırlıyor. Zebranın kalbi küt küt atmaya başlıyor, kasları geriliyor, hayatı için koşuyor. Birkaç dakika sonra ya aslan vazgeçiyor ya da zebra kurtuluyor. Zebra duruyor, etrafına bakıyor, başını eğip otlamaya devam ediyor.

Şimdi düşünün. Sabah trafikte sıkıştınız, kalp atışınız hızlandı, gerildiniz. Akşam eve döndünüz, faturalar masada.Yattınız zihniniz yarın yapmanız gerekenlerde. Sabah zihninize giren aslanlar, uyandığınızda hala oradalar.

Peki neden zebraların aslanları gitti de sizinkiler duruyor? Üstelik aynı kortizol, aynı amigdala, aynı stres sistemi. Zebra aslan gittiğinde alarmdan çıkabiliyor da siz niye çıkamıyorsunuz?

Fark beynimizin önündeki prefrontal kortekste. İnsanı diğer hayvanlardan evrimsel olarak ayıranbu bölgenin gelişmesi. Geleceği planlama, geçmişi yeniden yaşama, "ya şöyle olursa" diye senaryolar üretme yeteneği bizden başka hiçbir canlıda bu kadar güçlü değil. Bu yetenek hem bir hediyehem de bir yük.

Hediye, çünkü yarına hazırlanıyoruz. Yük, çünkü aynı sistem henüz yaşanmamış olayları gerçekmiş gibi yaşatıyor. Zebranın "yarın aslan yine gelir mi acaba?" diye uykusu kaçmaz, bizimki kaçar.

Burada ince bir fark var: Duygusal alarm zilimiz amigdala, tehdidi görür görmez çalar. Prefrontal korteks ise normalde 'dur, bu gerçek değil' diyerek dindirir. Yani aynı prefrontal korteks hem kaygıyı üretir hem dizginler. Amigdala baskın geldiğinde dindirici çalışmaz; kaygı bir türlü bitmez.

İşte korku ile kaygının farkı burada.Korku, gerçektehlikeye verilen bir tepkidir. Kaygı ise henüz olmamış, belki hiç olmayacak, sadece zihnimizde dolaşan bir tehdide verilen tepkidir. Zebrada korku var, kaygı ise yok. Bizde her ikisi de var. Hatta kaygı daha çok.

Kaygı kalbimizi yorar, tansiyonumuzu yükseltir, bağışıklığımızıçökertir, sindirimimizi uykumuzu bozar. Sürekli yüksek stres hormonu kortizol, beynimizin hafıza merkezi hipokampüsü zamanla küçültür. İsimler dilimizin ucunda kalır, 'anahtarı nereye koymuştum?' diye dönüp dururuz.

Hepsinin ortak noktası şu: zebranın bedeninde alarm bittikten sonra başlayan o "onarım" zamanı, bizde başlamaz.Çünkü bizim alarmımız zihnimizde hep çalar.

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

1.Trafikte sıkıştığınızda, ay sonunu düşünürken"Bu gerçek bir aslan mı, yoksa zihnimde dolaşan bir aslan mı?" diye kendinize sorun. Sadece bunu fark etmek bile prefrontal korteksi devreye sokar; amigdalaya "biraz sakin ol" der.

2. Bedeninize "aslan gitti" mesajını verin. Kısa bir yürüyüş, nefes çalışması bedene "tehlike geçti" sinyali yollar.

3. Sosyal temas kurun. Bir telefon görüşmesi, bir kahve sohbeti, sevdiğiniz birine sarılmak, sinir sisteminize biyolojik düzeyde "yalnız değilsin, güvendesin" der.

4. Kafanızdaki aslanlara isim verin. "Yine işten kovulma korkusu", "yine annemin sözüne takılma"... Tanıdığınız aslan, daha az aslandır.

Bayram tatilinde deneyelim: kafanızda bir aslan koşarken bir an durun ve sorun: "bu gerçek mi?" Bazen sadece bir soru bile aslanları kovmaya yeter.