Her gün yürüdüğüm yolda mimozalar açmış, oysa ben görmedim. Üstelik o yoldan her gün geçerim. Baktım ama görmedim. Çünkü bazen mesele görmek değil, dikkat etmektir. Ve dikkat edilmeyen bilgi hafızamıza yerleşmez. Beyin bilgiyi tek bir sistemde tutmaz. Farklı görevler üstlenen üç farklı hafıza sistemi vardır.

Kısa süreli hafıza ilk duraktır. Birinin telefon numarasını duydunuz, hemen aradınız ve bitti, birkaç saniye içinde silindi. Kapasitesi küçük, süresi kısadır.

Çalışma belleği ise kısa süreli hafızanın aktif halidir. Bir karta bakarsınız, diyelim ki 347. Sayıyı zihninizde tutarsınız ve aynı anda son rakamın iki katını hesaplarsınız: 14. Yani hem bilgiyi tutuyor hem de onun üzerinde işlem yaparsınız.

Uzun süreli hafıza ise kalıcı depodur. Kapasitesi neredeyse sınırsızdır. Yavaş öğrenir ama öğrendiğini kolay kolay bırakmaz. Çocukluğunuzdan bir koku, yıllarca unutmadığınız bir yüz, ezbere bildiğiniz bir şiir... Hepsi burada saklanır.

1885 yılında Alman psikolog Hermann Ebbinghaus, yüzlerce anlamsız hece listesi ezberledi: "DAX", "BUP", "ZOL"... Ve farklı aralıklarla ne kadarını hatırladığını ölçtü. Sonuç çarpıcıydı: Yeni öğrenilen bilginin yarısındanfazlası ilk 24 saat içinde kayboldu. Öğrenmeden 20 dakika sonra bilginin yaklaşık yüzde 40'ı, bir saat sonra yarısından fazlası, bir günde üçte ikisi unutuldu.

Ebbinghaus aynı zamanda çözümü de buldu: Tekrar. Ne kadar erken, ne kadar sık tekrar edilirse, bilgi o kadar güçlü yerleşiyor. Buna bugün "aralıklı tekrar" deniyor.

Yani sorun hafızanızın kötü olması değil. Sorun, bilgiyi yeterince uzun süre tutamamak. Ve bu çözülebilir bir mühendislik konusudur.

Kısa süreliden uzun süreline geçiş kendiliğinden olmaz. Bunun için beynin iki bölgesi birlikte çalışır: Hipokampüs ve neokorteks.

Hipokampüs hızlı öğrenen sistemdir. Yeni bir bilgiyle karşılaştığınızda onu anında kaydeder ama kapasitesi sınırlı ve geçicidir. Tıpkı bir not defteri gibi her şeyi yazar, ama dolunca eski notların üstüne yazar.

Neokorteks ise kalıcı depodur. Beynin kıvrımlı dış yüzeyi. Dil, anlam, anılar, kavramlar burada saklanır. Yavaş öğrenir ama öğrendiğini bırakmaz.

Asıl ilginç olan şudur: Bu aktarımın büyük kısmı biz uyurken gerçekleşir. Derin uyku sırasında hipokampüs, gün içinde kaydettiği bilgileri sessizce tekrarlar. Bu tekrar sırasında bilgiler neokortekse taşınır ve burada kalıcı hale gelir.

Yani öğrenmenin önemli bir kısmı biz farkında bile değilken gerçekleşir. Bu yüzden mimozaları görmek yetmezdi. Onlara dikkat etmem, zihnimde işlemem ve iyi uyumam gerekiyordu. Ancak bu üçü birlikte olduğunda bilgi gerçekten kalıcı hale gelirdi.

Ebbinghaus'un unutma eğrisini bilen biri için iki şey değişir: Birincisi, öğrendikten hemen sonra kısa bir tekrar yapmak, bir cümle, bir not, bir sesli özet. İkincisi, aynı bilgiyi birkaç gün sonra bir kez daha gözden geçirmek.

Ama beyin için bundan da güçlü bir araç var. Soyut bilgiyi somut bir mekana yerleştirmek. Bunu ilk kez MÖ 5. yüzyılda bir Yunan şair keşfetti ve yüzyıllar sonra nörobilim neden işe yaradığını açıkladı: Hafıza Sarayı

Not: Önümüzdeki hafta hatırlama biçimimizi değiştirecek bir yöntem: Hafıza Sarayı