İzmir Körfezi neredeyse yarım asırdır kirlilikle boğuşuyor. Hiç unutmuyorum 70'li yıllarda ilk kez geldiğim Karşıyaka'da, tahminen bugünkü Nikah Sarayı'nın olduğu noktada insanların denize girdiğini gözlerimle görmüştüm. Tabii ki kirlilik birden oluşmadı. O dönemde İzmir'in nüfusu 400 bin kişi kadardı. Az nüfus, az kirlilik demektir. Ama bu kent yıllar içerisinde o kadar göç aldı ki nüfusun artması ile zaten, neredeyse altyapısı olmayan İzmir, evsel ve sanayi atıklarının doğrudan Körfez'e boca edilmesiyle adım adım kirliliğe teslim oldu.

Ta ki, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası demokrasiye tekrar geçilmesi ve 1984 yılında yapılan yerel seçimlerde belediyenin “Büyükşehir” statüsü kazanması, artık çevre konusuna da önem verilmesine imkan tanıdı. Başkan Dr.Burhan Özfatura'ydı ve partisi de iktidardaki Turgut Özal'ın Anavatan'ı idi. Bugünkünün aksine iktidar ile yerel yönetim “aynı” partidendi. Bunun avantajını iyi kullanan Başkan Özfatura, dünyanın sayılı projelerinden "Büyük Kanal" için düğmeye bastı. İlk dönem hazırlığının ardından kazma vurulmuştu ama tarihler 1989'u gösteriyordu. Yani yine yerel seçimler gelip çatmıştı.

Özfatura, kendisine tembih edilen "Sakın yerin altına değil yerin üstüne yatırım yap" sözünü tutmamış ve 5 yılın sonunda koltuğunu Yüksel Çakmur'a bırakmak zorunda kalmıştı. Yerine gelen Çakmur, 5 yıl boyunca “dişe dokunur bir iş” yapmadı. O yıllar körfez için kayıptı. 1994 gelip çattığında Özfatura bir kez daha Büyükşehir koltuğundaydı. Kolları sıvadı Büyük Kanal'a devam etti. Beş yılı tamamladığında Körfezi kurtaracak proje ana kuşaklama kanalı, pompa istasyonları ve arıtma tesisleri ile hemen hemen tamamlanmış, geriye kentin kanalizasyon altyapısının ayrıştırılarak sisteme bağlanması kalmıştı.

Ancak ne var ki ikinci Özfatura dönemi sona ererken, bu kez koltuğa Ahmet Piriştina oturmuştu. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. 1999'da başlayan süreçte aceleci davranan Büyükşehir bürokratları Başkan Piriştinayı’da ikna ederek sistemi bozdu. Ayrık sistem bir kenara atılırken, pompalar çalıştırıldı. Birkaç sene boyunca Körfez’e kirlilik girişi durdu. Deniz maviye dönmüş ancak insanlar henüz Körfez’in o mavi sularında serinleyememişti. Piriştina dönemi Emr-i Hakk’ın vaki olması ile üzücü bitti.
Artık Aziz Kocaoğlu devri başlamıştı. Aziz bey başkan olduğu 14 yıl boyunca "Yüzülebilir Körfez" hayali ile yaşadı. Kendisinden sonra gelen Tunç Soyer ise Körfez'de yüzdüğünü söylerken, kirli körfezden değil de Urla açıklarından fotoğraf verdiği ortaya çıktı. Piriştina-Kocaoğlu-Soyer'in başkan oldukları 30 yıl boyunca Körfez hep kötüye gitti. Ve Cemil Tugay başkan olduğunda kucağında “kokunun ayyuka çıktığı” ve “balık ölümlerinin” görüldüğü bir ķörfez buldu. Bu konuda adeta "Günah Keçisi" ilan edilen Tugay, 4.fazı açarak yıllar önce yapılması gerekeni yaptı.

Şimdilerde üst üste çalıştay düzenliyor ama bu çalıştaylarda konuşmaktan başka bir şey yapılmıyor. Tabiri caizse havanda su dövülüyor. Tugay'ın son çalıştayda Gediz'in körfezi kirlettiğini söylemesi, “acaba hedef mi saptırıyor” algılarına neden oldu. Tugay'ın körfeze dökülen derelerden dert yanması da ilginç. Halbuki dereleri kirleten kaynakları bulup bertaraf etmek de temizlemek de kendisinin görevi.

Bir çift laf da Ankara’dakilere. Balıklar öldüğünde Çevre Bakanımız Sayın Murat Kurum apar topar İzmir’e gelmiş, TÜBİTAK’ın Marmara Gemisi’nde açıklamalar yapmıştı. Ardından da Bilim Kurulu oluşturuldu. Nerede şimdi o kurul? Birilerinden bir şeyler isterken, verilen sözlerin de unutulmaması gerekmiyor mu?.
Kısacası Körfez için bilinmeyen “kirli” olan bir bilgi yok. Gördüğünüz gibi yapılan yanlışlar da yapılması gerekenler de ortada. O halde neymiş "bilgi kirliliği" değil maalesef "ilgi kirliliği" yaşanıyormuş.