Birkaç yıl önce yapay zeka tarafından yazılmış bir metinle karşılaştığımızda şaşırıyorduk. Cümlelerin düzgünlüğüne, birkaç saniye içinde sayfalarca metin üretebilmesine hayret ediyor, gelecekte hayatımızda nasıl bir yer kaplayacağını tartışıyorduk. O gelecek beklediğimizden biraz hızlı geldi.
Günümüzde siyasetçilerin konuşma metninden köşe yazarının makalesine, şirket yöneticisinin LinkedIn paylaşımından belediyenin duyurusuna, sosyal medya içeriklerinden mahalledeki esnafın kampanya broşürüne kadar yapay zekanın izlerini görmek mümkün. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki artık yapay zeka tarafından yazılmış metinlere değil, gerçekten bir insan tarafından yazıldığı belli olan cümlelere şaşırmaya başlayacağız gibi görünüyor.
Elbette siyasetçiler konuşma metinlerinin tamamını dün de kendileri yazmıyordu. Bakanların, belediye başkanlarının, parti liderlerinin danışmanları, basın ekipleri, metin yazarları vardı. Şirket yöneticilerinin açıklamalarını iletişim departmanları hazırlıyor, markaların sosyal medya paylaşımlarını ajanslar yazıyordu. Burada yeni olan başkasının sizin adınıza yazması değil.
Değişen şey, farklı insanların giderek aynı kişiye yazdırıyor gibi görünmesi. Bir süredir siyasi açıklamalara, kurumsal duyurulara ve sosyal medya metinlerine dikkatli bakınca aynı kelimelerin, aynı cümle yapılarının, aynı iyimser ve steril dünyanın tekrar tekrar karşımıza çıktığını görüyoruz. 'Kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz, hep birlikte daha güçlü yarınlara, ortak akılla geleceği inşa ediyoruz' gibi aslında hiçbir şey söylemeden çok şey söylüyormuş izlenimi veren cümleler hayatımızın her alanını kaplıyor.
Gazetecilik açısından durum biraz daha düşündürücü. Yapay zeka gazetecinin işini kolaylaştırabilecek olağanüstü bir araç. Araştırmanın başlangıç noktasını oluşturabilir, yüzlerce sayfalık verinin içinde aradığımız bilgiyi bulmamıza yardımcı olabilir, gözden kaçırdığımız bağlantıları gösterebilir, yazım yanlışlarını düzeltebilir. Bunların hepsi gazetecilik için önemli imkanlar. Ancak iş köşe yazarlığına geldiğinde sınır biraz daha hassaslaşıyor.
Çünkü okur bir köşe yazısını yalnızca bilgi edinmek için okumuyor. O kişinin dünyaya nasıl baktığını, neye sinirlendiğini, neyi önemsediğini, olaylar arasında nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyor. Bir köşe yazarının bütün düşünce sürecini yapay zekaya bırakıp ortaya çıkan metnin altına kendi fotoğrafını koyması, ister istemez 'Burada kimi okuyoruz?' sorusunu beraberinde getiriyor.
HER ALANI SARDI
Üstelik mesele gazetecilik ya da siyaset gibi büyük alanlarla sınırlı değil. Sosyal medyada birkaç dakika dolaşmak bile yeterli. Restoranından emlakçısına, turizm acentesinden güzellik salonuna kadar herkes 'benzersiz deneyimler, unutulmaz anılar, siz değerli misafirlerimiz ve kaliteden ödün vermeden' diye konuşmaya başladı. Mahallede 30 yıldır müşterisine 'Abi domates bugün çok güzel' diyen esnafın broşüründe bir anda 'Siz değerli müşterilerimize kaliteli ve ekonomik alışveriş deneyimi sunmaya devam ediyoruz' yazıyorsa çağın geldiği noktayı anlatmak için uzun akademik araştırmalara da çok ihtiyaç yok sanırım.
Burada yapay zekayı suçlamak da bana çok anlamlı gelmiyor. Sonuçta önümüzde insanlık tarihinin en kullanışlı araçlarından biri duruyor. Birkaç saniye içerisinde fikir verebiliyor, araştırmayı hızlandırabiliyor, alternatif gösterebiliyor ve saatler sürebilecek işleri dakikalara indirebiliyor. Tartışılması gereken nokta yapay zekanın bunları yapabilmesi değil, bizim ona hangi işleri teslim etmeye başladığımız. 'Bunu daha iyi nasıl yazabilirim?' sorusuyla 'Benim yerime ne düşünebilirsin?' sorusu arasında küçük gibi görünen ama aslında oldukça önemli bir mesafe var.
Belki de önümüzdeki dönemin en büyük paradokslarından biri burada ortaya çıkacak. Bugüne kadar kusursuz yazılmış metni değerli kabul ettik. Yazım hatası olmayan, cümleleri düzgün, kelimeleri doğru seçilmiş metin profesyonelliğin göstergesiydi. Yapay zeka bunu artık birkaç saniye içerisinde yapabiliyor. Bu nedenle gelecekte değerli olan şey kusursuzluk değil, kişilik olabilir. Biraz yamuk duran bir cümle, beklenmedik bir kelime, gereğinden fazla uzayan bir anlatım ya da yalnızca o kişiden çıkabilecek bir ifade bize daha gerçek gelebilir.
Yapay zeka hayatımızı ele geçiriyor demek kolay. Biz hayatımızın bazı parçalarını ona düşündüğümüzden çok daha hızlı teslim ediyoruz. Teknolojinin bize yardımcı olmasıyla bizim yerimize düşünmeye başlaması arasındaki çizgiyi nerede çekeceğimizi ise henüz tam olarak bilmiyoruz. Yakında internette gördüğümüz her metnin sonunda zihnimizde aynı soru belirebilir: Bu cümleyi gerçekten kim yazdı?