Günümüzde trend bir yaklaşım olması bakımından elbet ki çok kıymetli. Çevreyi korumak. Duyarlı vatandaş olmak, duyarlılık göstermek çok önemli. Ve elbet ki, neredeyse neandertal evriminde kalmış olan, 5 duyusunu tam ve eksiksiz kullanmayan, kafatası içindeki organı ile kendi vücuduna hüküm kuramayan, yaşadığı sosyal çevreyle veya habitatıyla iletişimi bulunmayan niceleri ile aynı atmosferi soluyorsak, çevre duyarlılığı geliştirme çabalarımız takdire şayan. Ekonomik nedenler, geçim zorlukları gibi bahaneler ardına saklananlar daha ziyade orta ve dar gelirli toplumlarda görülür. Bu durum gelişmiş gelir seviyesindeki toplumların daha duyarlı veya daha çevreci olduğu yanılgısını beraberinde getiriyor. Çok yazımızda çok örneklerle durumu açıklamaya çabalamıştık. Daha zengin ülke, daha gelişmiş ülke daha çevreci, daha duyarlı ülke demek olmuyor. G8 ve G20 gibi dünya devi ülkelerin ekonomik işbirliği toplantıları, yıllar yılı protesto gösterilerine sahne olur. Bu da kendi içinde çok demokrat başka bir tiyatro gösterisine dönmüştür. Gelişmiş ülkelerin en büyük şirketleri ve sanayileri, bugün dünyanın geri kalanını insafsızca kirletmeye ve sömürmeye devam ediyorlar.
LONDRA’DA ZİRVE
Londra’da o zirveye bataryalı aracı ile giden çevreci, protestosunu, medeni ve aydın bir toplumun duyarlı ferdi olarak huşu içinde, yine lityum bataryalı aracıyla evine dönüp tamamlıyor. Son teknoloji aracının nerede hangi koşullarda üretildiğinden, Kenya’da lityum madenlerinde ayda 5 on paraya çalıştırılan Kenyalılar’dan, ölmüş pillerin zehirli atık olarak götürülüp gömüldüğü alanlardan bir haber, duyarlı ve mutlu yaşamına devam ediyor. Aracının Malezya’da neredeyse köle formatında çip üreten işçilerden de haberi yok. Büyük zehirli atık depolarının oluşturulduğu Endonezya’dan da. Çünkü o modern, oldukça çevreci, bu nedenle duyarlı ve mutlu bir İngiliz. Yıllık rutin tatilinde geldiği Bodrum’da, “oh my God!” bu ne çevre kirliliği, bu çöpler, bu betonlaşma da ne ? diyor. “ah şu Türkler!” Evet toplumumuz, bazı erdemlerinin farkında bile değil. Bunun en büyük sebebi elbette, erişebilmiş nesiller bakımından batıya entegre edilmiş eğitim sistemi. Diğer açıdan pek çok çevreci yaklaşımın kökende toplumumuz kültüründe var olduğu, bizlerden batıya taşındığını da anlatmıştık çok yazılarımızda. Ak akçe kara gün için, gibi tutumluluğu aşılayan atasözleri gibi binlercesi, eskisi olmayanın yenisi olmaz, sakla samanı gelir zamanı, niceleri, oldukça naif ve hümanist bir kültürden geldiğimiz kanıtlarıdır. Tutumluluk, faydalı olmak, savurganlık yapmamak, çevreye zarar vermemek, gereğinden fazlasını tüketmemek gibi çok sayıda bilgi, kültürümüz belleğine kazılıdır. Depozitli kap, mümkünse cam şişede taşımak, Pazar filesi, hasır sepetler, daha sağlıklı ve daha çevreci kiremit kap kacak, testi ve bakırlar, eski eşyayı onarmak, israftan her anlamda kaçınmak, birçok ürünü dönüştürüp yeniden kullanmak, büyüğün kıyafetini küçüğün giymeye devam etmesi gibi saymakla bitmez özellikle son çeyreğe kadar gelmiş bir toplumdan bahsediyoruz. Dışkının dahi, gübreden tezek’e, kışlık yakacağa kadar türlü kullanım alanları var olan bir toplum. Toprağın, yeşilin, ağacın kıymetini bilen, ona saygı duyan, “yaş kesen, baş keser” sözlerini dillerine dolamış insanlar halen bu topraklarda ve yüz yıl öncesinde olduğu gibi yaşamlarını idame ettirmeye devam ediyorlar.