Ne zordur bir şeylere yeniden başlamak… Her şey gayet iyi giderken birden tepetaklak olmak… Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yeniden yola koyulmak… Sanki hiç yorulmamışız gibi kaldığımız yerden devam edecek gücü zor da olsa kendinde bulmak…

Öyle oluyor mu gerçekten? Gerçekten hayat alt üst olduğunda hiçbir şey olmamış gibi hareket edebiliyor muyuz? Ya da hareket edecek halimiz kalıyor mu? Düşünmeye bile mecal kalmamışken eyleme geçebilecek gücü kendimizde bulabiliyor muyuz?

Öyle oluyor mu bilmem ama öyle “olmalı” belirli bir süreden sonra… Çaba, azim, hiçbir zaman karamsarlığa düşmemek ne çok şey kazandırıyor insana… Tabi yürekli olup hatalarından ders çıkarana… Ya da hayalleri yıkılmış, hayatı alt üst olmuşken yeniden yola koyulana… Kolunu kaldıracak gücü bile kalmamışken diğer kolundan destek alıp tekrar ayağa kalkmaya çalışana…

Öyle ya, sen sana çare olmazken kim verecek o gücü tekrar sana? Bir düşmeyegör hayatın içinde, tekme vuran vurana… O yüzden sahip çıkman lazım sana ve senden olana, hayallerine, hayat yoluna…

Öyle anlar oluyor ki bazen, sanki hayatta bir tek sen varsın, kimse yok yanında. Yalan olmuş eş, dost, kardeş ve akraba… Kabuğuna çekiliyor insan bu durumlarda… Lakin o da sıkıyor belli bir zaman sonra. İnsan bu ya, toplum içinde yaşıyor eninde sonunda. O zaman da yanaşmak istiyor diğer insanlara. Fakat onlar da çekilmez oluyor daha sonra. 

Öylesine yakıp kavuruyor ki düştüğü zaman yalnız kaldığı gerçeği insan yüreğini, içinde patlayan volkanların lavları tüm ruhuna yayılıyor da yanıveriyor insan. Hem de alev alev… Nerede vakti zamanında yardım eli uzatılanlar, nerede sevgili, nerede eş dost? Sonra tekrar düşünüyor insan… Dünyaya gelirken de yoktu ki onlar… 
Özellikle de varken yok olan o “silüet insanlar”… En çok onlar üzüyor insanı. Silüet insanlar dedim evet, var gibi, yok gibi, varken yok onlar… Hani o iyi günümüzde bizimle yiyip içip kötü günümüzde ortadan kaybolanlar, evet, onlar…

Öyle hemen pes etmek de olmuyor tabi. Çünkü güçlü insan için düştüğünde kalmak elzemdi. Ne yani, kalmayacaktı da dostu düşmanı kendine mi güldürecekti? Asıl o zaman kendine olan saygısını ve sevgisini kaybetmez miydi?

Kalkacaktı tabi… hem de öyle güzel kalkışa geçecekti ki kimse onun kadar yükseklere uçamayacak, kimse ona yetişemeyecekti. Hem daha bitmemişti ki hayat, daha son cümleler kurulmamıştı ki… 

Belki de insan düşerken kurduğu cümlelerden en güzel şarkılarını söyleyecek, en güzel melodileri besteleyecekti. İşte o zaman düşerken yanında olmayanların karşısına geçip en güzel gülümsemesini gösterecekti. Hem, en güzel gülüşler, en acı düşüşlerden sonra olmuyor muydu ki?