Taa..1892’nin Brezilyası. Topun meşin, ayakkabıların krampon olmadığı zamanlar. Sao Paolo’nun arka sokaklarında serin bir kış günü dünyaya geldi. Alman bir baba ile siyahi bir annenin, melez oğluydu. Irkçılığın çirkin yüzü ile daha sokağa adım atar atmaz tanıştı. Beyaz çocuklarla oynaması yasaktı. Okula gitmesi, okuma yazma öğrenmesi yasaktı. Futbol oynaması? O da yasaktı. Bi kere o derisi beyaz olanların oyunuydu. Kimselere görünmeden kendi kendine top sektiriyor, boş arsalarda vakit geçiriyor gibi topa vuruyordu. Müthiş yetenekliydi de bilen, gören yoktu ki. 18’ine geldiğinde önüne bir fırsat çıktı. Alman göçmenlerin kurduğu Germania (Almanya) takımı oyuncu arıyordu. O’nun da babası Alman değil miydi? Soyunma odasına saatler önce gitti. Kıvırcık saçlarına özenle fön çekti. Yüzünü pudra ile boyadı. Beyaz gibi görünüyor muydu? Seçmelerde başarılı oldu. Takıma alınmıştı ama para almayacaktı. Olsun! Beyazlarla ilk kez yeşil sahada olsa bile eşit olacaktı. Sahalarda fırtına gibi esmeye başladı. Bir süre sonra kendi özel seyircisi bile oluştu. Siyahiler ve melezler sırf onun beyazlara gol atışını görmek için tribünleri saatler öncesinden dolduruyor, 90 dakika boyunca onun için tezahürat yapıyordu. Ne diyordu ünlü yazar Simon Kuper.
VURUN-YIKIN
Futbol sadece futbol değildi işte. Elbette herkes ona bayılmıyordu. Özellikle rakip kulüplerin sahipleri attığı her golünde adeta çileden çıkıyordu. O kim oluyordu da beyazlara gol atıyordu? Bak üstelik utanmadan bir de seviniyordu. Talimatlar kesindi. Vurun.. Yıkın. Sakatlayın. Eee.. Faul..? Tabi hakem de beyazdı canım. Ona faul yapmak serbest gibi bir şeydi. Baktı ki olacak gibi değil kendi kendine yeni top sürme teknikleri geliştirdi. Gelen tekmeden darbe almadan nasıl kaçılır? İkili sıkıştırmadan nasıl kurtulunur? Çift dalan adamın üstünden nasıl sıçranır? Futbolda o güne kadar olmayan çalımı keşfetti. Hatta geliştirdi. Baktılar ki sertlikle olmuyor, bu kez de kuralı değiştirdiler. Okuma yazma bilmeyen top oynamasın canım. Eee. Yani. Ama surda gedik açılmıştı bir kere. Yerli halk ayaklandı. Çarşı karıştı. Federasyon geri adım attı. Artur Friedenreich. sahalara döndü. 26 yıl Brezilya 1. Ligi’nde top oynadı. Her maça saçlarına fön çekip, yüzüne pudra sürerek çıktı. Kariyerinde (Pele’den 50 fazla) 1329 gol attı. Fakat hiçbir takımdan bir lira bile alamadı. Brezilya milli takımına 1 kez seçildi. Finalde gol atıp ülkesini Güney Amerika şampiyonu yapsa da, beyazların tepkisi sonucu kadrodan çıkarıldı. Dünyanın en golcü futbolcuları arasında adı asla geçmedi. Çünkü beyazlardan para alamadığı için hiç profesyonel sayılmadı. Gelelim bizim profesyonellere.. Onlar 90 dakika oynuyor, biz haftalardır tartışıyoruz. Sahtekar topçu. Hırsız hakem. Arsız yönetici. Eeee..Futbol ? Onu sorma canım. Derbiyi kazanda nasıl kazanırsan kazan. Kaybeden mi? O çoktan belli. Dostluk ve Fair Play. Belki de şampiyonu belirleyecek Galatasaray-Fenerbahçe derbisine günler kaldı.