Eczanede, markette, sosyal medyada her yerde aynı mesaj karşımıza çıkıyor. Daha enerjik, daha iyi uyku ya da daha genç görünmek için bir kapsül daha vitamin reklamı. Raflar vitamin kutularıyla dolu ancak kafa karışıklığı da rafların doluluğuyla daha fazla artıyor. Peki bu kadar çok vitamin varken bu kadar yorgun olmayı neden sorgulamıyoruz?
Eskiden vitaminler hastalık sonrası, doktor önerisiyle kısa bir süre kullanılırdı. Bugün ise her sabah avuç avuç vitamin alınıyor. Kahvaltıdan önce ayrı spordan sonra ayrı. Gece yatmadan uyku için bir başka. Kimsede neden diye sormuyor. Çünkü herkes kullanıyor. Sürekli yorgun hissetmemizin gerçekten sebebi bir vitamin eksikliği mi? Yoksa gece geç yatıp gün doğmadan uyanmamız mı? Gün boyu hareketsiz kalıp temel ihtiyaçlarımızı unutmamız mı? Stresi kronik hale getiren yaşam tarzımız mı? Yoksa ekrana kilitlenip geçen uzun saatler mi?

Bu soruların cevabı genellikle rahatsız edicidir. Çünkü bir hap yutmak kolaydır, ancak hayat tarzını değiştirmek zordur. Vitamin takviyeleri bu noktada kullanışlı bir çıkış yolu sunar. Bize “elimden geleni yapıyorum” hissi verir. Ne var ki, bu his her zaman gerçeği yansıtmaz.

TAKVİYE İLE DENGE

Sağlıksız besleniyoruz, ama bir multivitamin alarak telafi ettiğimizi düşünüyoruz. Uykusuz kalıyoruz, ama magnezyum takviyesiyle denge kurmaya çalışıyoruz. Kronik stres altındayız, ama B vitaminiyle sakinleşeceğimize inanıyoruz.Sorun şu; vitaminler eksikliği tamamlayabilir, ancak temel yaşam hatalarını düzeltemez. Yanlış bir yaşam düzeninin üzerine ne kadar takviye eklerseniz ekleyin, altta yatan sorun çözülmez. Ancak bu gerçek pek hoş karşılanmaz. Vitaminler genellikle “masum” ve risksiz olarak görülür. Oysa yağda çözünen bazı vitaminler vücutta depolanır. Gereğinden fazla alındığında kolayca atılmaz, birikir ve zamanla farklı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bu risk ise neredeyse hiç gündeme getirilmez. Çünkü “fazlası zarar verebilir” demek satış odaklı bir mesaj değildir. “Herkes kullanıyor” ifadesi çok daha ikna edicidir. Reklamlara dikkat edin. Nadiren “önce doktorunuza danışın” uyarısını görürsünüz. Daha sık duyulan mesaj şudur; “Eksik kalırsan hasta olursun.” Bu, sağlıktan ziyade korkuya hitap eder. İnsanlar hastalanmaktan, yaşlanmaktan, geride kalmaktan korkar. Vitamin endüstrisi bu korkuları çok iyi bilir. Bu nedenle raflar ürünlerle doludur ancak cevaplar net değildir. Toplum olarak, çoğunluğun yaptığı şeyi doğru kabul etme eğilimindeyiz. Oysa tarih bunun her zaman geçerli olmadığını defalarca göstermiştir. Herkesin yapması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Vitamin kullanımı tam da bu gri alanda yer alır. İhtiyacı olan için faydalı olabilir. Ancak ihtiyacı olmayan için sadece pahalı ve gereksiz bir alışkanlığa dönüşebilir. Asıl soru “Bu vitamini almalı mıyım?” değil,“Ben neden kendimi bu kadar eksik ve yorgun hissediyorum?” olmalıdır. Bu sorunun cevabı çoğu zaman bir kapsülün içinde değildir. Hayatın temposunda, günlük alışkanlıklarımızda, bize kendimizi unutturan önceliklerimizde saklıdır. Belki de gerçekten eksik olan vitamin değil, dengedir.