Sürekli bu sütunlarda istiyoruz, bekliyoruz, teşvik ediyoruz. 'Ey gençler, gelin hakem olun vakit varken. Sonra geç kalmış olmayın' diye de belirtiyoruz. Üstünü basa basa çize çize. Hakemlik bir yaşam tarzıdır, ekoldür, okuldur, yaşam tarzıdır. Küfür yemekten, işitmekten, sinirlenmekten ibaret de değildir. Beden eğitimi, insan tanıma, çevreyi görme de cabası. Hakaret eden aslında kendine eder. Sinirlenmeye, karşılık vermeye de hiç gerek yok. En iyisi susmak, en iyisi de karşılık vermemektir. Hakemlik bu sabrı verir. Söylediğim, yazdığım, özellikle de aradığım gençler hemen vazgeçiyor. 'Yok ben küfür yiyemem, anama bacıma ettirmem' deyiveriyorlar. Peki sen ediyorsun ya. Etmeyen yok mu, aslında. Saygı duyarım, ama katılmıyorum. Küfüre değil saygı, kendisine o da insan çünkü. Bir iki üç beş neyse sayısı önemli değil, bunlar yüzünden. Vazgeçmek de neyin nesi ? Bırakın 'elalem ne der' lafını filan. Hala mı hem de bu çağda? Çok biliyorlarsa onlar da hakem olsun, yakınlarını, sevdiklerini hakemliğe yönlendirsinler. Onlar da aynı şeyden muzdarip. 'Ya bana da ederlerse', devri daimdir yaşam. Yaşadım, küfür edeni günler sonra buldum, sordum. Unuttuğumu sandı, önce 'Ben değildim' dese de. Tribündeki yerini, yanındakini, hatta üstündeki montun rengi bile söyleyince, bir 'kal' geldi. Zekadan, hafızadan filan değil özellikle aklımda tuttum. Merak işte. Lafı değiştirdi ve açıldı birden. 'Ben sana etmedim ki, yardımcına ettim' deyiverdi. Kendi ağzıyla söyledi, anında U dönüşü. Aslında çok delikanlıdır, bilirim. 'İşte onlara da küfür edemezsin. Olduğun yerden ofsaytı görmen anlaman mümkün değil. Fiziki boyutlara aykırı. Kaldı ki kendi topuna giden adam nasıl ofsayt olur' dedim. O mahcup oldu, vazgeçmedim. Ayıbı günahı filan geçtim artık, kanıksandılar o ulvi kelimeleri. 'Gel hakem ol' dedim, Şaştı kaldı. 'Nasıl yani, kabul ederler mi ki' dedi. Benden başka bilen yok ki, resmi ceza da yok. Kursun yerini, şartlarını söyledim. Ücretsiz, kuralları da öğrenmiş olursun dedim ve de takip ettim. Gitti evet başladı. Tribünde sınıfta kaldı, sözüm ona 'forma aşkı yüzünden' ama. Yazılı ve koşu sınavlarını geçti. Hakem oldu, çıktı, sevdi. 'Söz ver, sana küfredene cevap vermeyeceksin' dedim, 'Duymuyorum ki' demesin mi. Oldu işte. Küfür bir zehir ise hakemlik panzehiridir. Adı ben de saklı, aramızda. Ailesini bile bilirim boşuna yazmıyorum, 45 yılın emeği, canlar bu. Sonra hakemliği sevdi, yükseldi, İzmir dışına gitti ama Türkiye çapında iyi bir hakem oldu. Ara ara görüştük. 'Allah razı olsun der' bana. Takipteyim bakıyorum da gayet sportmen, centilmen, yardımcı hakemini ezdirmiyor, cesur. Ha bu arada geçen bunca zamanda kimseye de insana, canlıya küfür etmemiş. Sigara bırakmış gibi, sanki. Siniri üzüntüyü yok etmenin, yok kötü laf değildir. Adaletten, haktan şaşmazsan yolun doğrudur. İşte o zaman da hakaret, iğrenç laflar da vız gelir tırıs gider. Alıcılarınızla oynamayınız. Vız ile tırıs küfür değildir, benzetmedir. Eşrefpaşalıyız malum her türlüsünü bilirim, ama etmem.

BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Üstteki örnek yazarken aklıma geldi, birden. İşte o yazıp, arayıp, not iletip hakemliğe özendirdiklerim içinde, yukarılara çıkma gayretinde olanlar var. Merak iyidir ama, bu grupta filan değil. Tee fi tarihinde, gözlemci artık. Şu an adlarını yazacaklarım dün ve bugün TFF Riva Tesisleri'nde koşu ve mülakat sınavındalar. Pek yakında daha büyük vitrine geçecekler. Yoksa siz hala küfür peşinde misiniz? Muğla'dan Ece Naz Ağace, Manisa'dan Cemile Atar, Elber Aslan, Denizli'den Fatma Gül Kılınç, Berke Ayça, Mustafa Özek, Osman Öztekin, Eşref Kurban, Aydın'dan Serpil Elban, Orhan Kıvrak, Mutlu Onur, Fatma Kılıç, Metehan Erkin, İzmir'den Rezida Gül Emiroğlu, Gönül Karasakal, Damla Tarkan, Fatma Özlem Tursun, Esra Toplu, Cem Kuşcu, Furkan Bora Altıntaş, Hakan Yüncü, Kerem Sinem, Mehmet Çağatay Lakot, Halil Alp Dağdelen, Arda Süzen, Muhammet Dağ, Murat Can Youmer, Kazım Tuna Demir, Nuri Tokmaz, Musa Eren, Nuri Can Balkaya, Berk Altan, Soner Acar, Orhun Ötü, Yiğit Yeksin, Başar Kalbinur, Muhammet Furkan Kara, işte bildiği doğrularla ilerleyen bugünlere gelen Ege Bölgesi'nin genç hakemleri. Hepsinin yolları açık olsun. Hakemliğe başlamak kolay da. Hakemlik yapmak, hakem kalabilmek hiç de kolay değil. Allah yar ve yardımcıları olsun. İzmir'den Akile Çama, Volkan Aymankuy, Ahmet Altunhan, Uşak'tan Özay Dönmez, Denizli'den Emrah Bayrakçı, Muğla'dan Halil İbrahim Akar, klasmana teklif edilen, hakemliğe veda etmiş gözlemcilik yapan isimler. Klasmana yükselmek için bir dizi sınavdan geçen gözlemciler. Profesyonel liglerde yapmaya hazırlanıyorlar. Bu kadar hengamenin arasında fark ettiniz mi, bilemiyorum. Süper ligdeki, cuma ve pazar mesaisinde iki kadın hakem düdük maç yönetti. İkisi de FİFA, futbolculuktan gelme. Asen Albayrak'ın ikinci görevi, Melek Dakan'ın İse ilk. Futbolu biliyor, hakemliğe çok yatkınlar. Diyalogları da olması gerektiği kadar, erkek hakemlerden daha iyi hatta. Karşılaştırmak değil benimkisi. Koşuları erkeklerden daha iyi. Erkek hakemlere konulan koşu barajını geçen, hatta aşanlardan Melek ile Asen. Aramızda kalsın erkek hakemleri bile geçiyorlar, maşallah. Sahada da ispatlıyorlar. 'Sırf kadın diye ağız burun kıvıranlar' var oluyor bu gibiler, çıkıyor. Erkek hakemleri de beğenmezler zaten. 'Evinde bulaşık, çamaşır yıka' filan demeyin gari. Demode laflar, çağdışı. Bulaşığı da çamaşırı da makine yıkıyor. Gün gelecek robotlar, drone filan maçları yönetecek. Üstte adlarını yazdıklarım da geliyor. Birkaç yıl sonra onlara da alışacaksınız. Peki siz 'Hala hakem olmadınız mı?' Sizden geçtiyse yakınınızı arkadaşınızı hakemliğe başlatın, çok geç olmadan. Vakit bu vakit, İzmir'de kurs açılacağını duydum, resmi karar henüz yok. Tam gününe denk geldi. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu, mutlu ve umutlu olsun. Haydi gençler maça, şimdi tam zamanı. Hakaret değil hareket zamanı...