Bir ilişkide insanı en çok ne yorar?

Sevilmemek mi?
Anlaşılmamak mı?
Yoksa sürekli güçlü kalmak zorunda olmak mı?

Bugün birçok insan ilişkilerde sevgisizlikten çok, sürekli yük taşıyan taraf olmaktan tükeniyor. Çünkü bazı ilişkiler zamanla bir paylaşım alanı olmaktan çıkıp görünmeyen bir “yük taşıma sistemine” dönüşüyor. Bir taraf sürekli düşünüyor. Hatırlatıyor. Toparlıyor. Duyguyu düzenliyor. Sorumluluk alıyor. İlişkinin devamı için çabalıyor. Diğer taraf ise çoğu zaman yalnızca ilişkiyi yaşıyor. İşte tam burada sevgi ile tahammül birbirine karışmaya başlıyor.

Toplumda özellikle kadınlara öğretilen görünmez bir ilişki dili vardır:
“Alttan al.”
“İdare et.”
“Yuvayı dişi kuş yapar.”
“Biraz daha sabret.”

TAHAMMÜL SEVGİ DEĞİLDİR

Kadın çoğu zaman ilişkinin duygusal yükünü taşıyan kişi olmaya hazırlanarak büyütülür. Erkek ise çoğu zaman duygularını konuşmadan, duygusal sorumluluk almadan, hatta kendi iç dünyasını tanımadan yetişebilir. Bu bir suçlama değil; öğrenilmiş roller meselesidir. Ancak sorun şu ki; yetişkin ilişkileri çocuklukta öğrenilen eksiklerle sürdürüldüğünde, bir taraf zamanla ebeveynleşmeye başlar. Partnerini sürekli toparlayan, yöneten, dengeleyen, sakinleştiren kişi olur. Ve bu durum ilk başta “fedakârlık” gibi görünse de uzun vadede ciddi bir ruhsal yorgunluk yaratır. Çünkü insan hayatın yükünü zaten taşıyor. İş hayatı, ekonomik kaygılar, çocuk, aile sorumlulukları, gelecek endişesi, sağlık sorunları… Hayat zaten başlı başına yorucu bir mücadele alanı. İnsan ilişkiye biraz da bu yüzden ihtiyaç duyar. Eve geldiğinde anlaşılmak, dinlenmek, omzundaki yükün biraz hafiflemesini ister. İlişkinin en temel ihtiyaçlarından biri duygusal güven ve yük paylaşımıdır. Fakat bazı ilişkilerde kişi zamanla şunu fark eder: “Ben bu ilişkinin içinde dinlenemiyorum.”

Çünkü sadece kendi hayatını taşımıyor; partnerinin taşıması gereken duygusal yükleri de sırtlanıyor. Birçok kişi bunu ilk başta fark etmez. Çünkü toplum tahammülü çok romantize eder. Sürekli anlayış göstermek, hep alttan almak, karşı tarafı idare etmek “iyi partner olmak” gibi sunulur. Oysa sağlıklı ilişkiler sürekli katlanma üzerine kurulmaz. Elbette her ilişkide zor dönemler olur. İnsan sevdiği kişiye bazen destek olur, bazen onu taşır. Ancak sağlıklı ilişkilerde bu yük geçicidir ve zamanla dengelenir. Sorun; yükün sürekli aynı kişinin omzunda kalmasıdır. Çünkü insan yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da tükenir. Ve çoğu zaman beden bunu sinyallerle anlatır: Çabuk sinirlenme, tahammülsüzlük, içe kapanma, sürekli gergin hissetme, duygusal uzaklaşma…

Bazı insanlar kendilerini “çok öfkeli” ya da “çok hassas” sanıyor. Oysa bazen mesele karakter değil; uzun süredir fazla yük taşıyor olmak. İlişkilerde en önemli sorulardan biri şudur: “Bu ilişkinin içinde ben hafifliyor muyum, ağırlaşıyor muyum?”

Çünkü gerçek yakınlık insanı sürekli yoran bir alan değildir. İnsan sevdiği kişinin yanında kendisi olabilmeli, dinlenebilmeli, duygusal olarak güvende hissedebilmelidir. Bir ilişkide yalnızca bir taraf büyüyorsa, yalnızca bir taraf sorumluluk alıyorsa, yalnızca bir taraf duygusal emek veriyorsa; zamanla sevginin yerini yorgunluk almaya başlar. Ve birçok ilişki aslında sevgisizlikten değil, eşitsiz yük dağılımından yıpranır. Bu yüzden ilişkilerde herkesin önce kendi yetişkinliğinin sorumluluğunu taşıması gerekir. Kendi duygusunu yönetebilen, kendi hayatına sahip çıkan, ilişkiyi bir “yük boşaltma alanı” gibi kullanmayan bireyler sağlıklı bağ kurabilir. Çünkü sevgi birini sırtlamak değildir. Sevgi, hayatın yükünü yan yana taşıyabilmektir.