Bir bebeğin eline baktığımızda beş parmağı görmek bize son derece sıradan gelir. Oysa bu görüntünün ortaya çıkabilmesi için anne karnında milyonlarca hücrenin belirli bir plan doğrultusunda hareket etmesi gerekli. Daha da ilginç olanı, bu planın yalnızca yeni hücreler üretmekten ibaret olmamasıdır. Bazı hücrelerin çoğalması gerekirken bazılarının da doğru zamanda ortadan kaldırılması gerekir. Örneğin birleşik parmak olarak bilinen sindaktili vakalarını ele alalım. Pek çok kişi bu durumu parmakların eksik gelişmesi olarak düşünür. Oysa biyolojik açıdan bakıldığında tablo biraz farklıdır. Embriyonik dönemde el yapısı başlangıçta perdeli bir görünüm gösterir. Daha sonra parmakların arasındaki hücreler programlanmış hücre ölümü adı verilen mekanizmalarla ortadan kaldırılır ve parmaklar birbirinden ayrılır. Eğer bu süreçte görev alan genetik veya moleküler sinyallerde bir değişiklik meydana gelirse, ayrılması gereken dokular korunabilir ve birleşik parmak görünümü ortaya çıkabilir.
ORGAN GELİŞİMİ
Bu örnek bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan vücudu yalnızca büyüyerek değil, aynı zamanda gereksiz yapıların ortadan kaldırılmasıyla da şekilleniyor. Benzer bir durum organ gelişiminde de karşımıza çıkıyor. Kalp, böbrek, akciğer veya beyin gibi organların oluşumu sırasında hücreler sürekli olarak birbirleriyle iletişim hâlindedir. Hangi hücrenin çoğalacağı, hangisinin farklılaşacağı ve hangi dokunun oluşacağı genetik programlar tarafından belirlenir. Bu karmaşık iletişim ağında meydana gelen küçük değişiklikler bile gelişim sürecinin yönünü değiştirebilir. Ancak mesele yalnızca doğum öncesi gelişimle sınırlı değil. Aynı moleküler mekanizmaların etkilerini yaşamın ilerleyen dönemlerinde de görüyoruz. Bir doku hasar gördüğünde vücudumuz onu onarmaya çalışıyor. Derimiz kesildiğinde yara kapanır, kemikler kırıldığında yeniden kaynar. Fakat her organ aynı onarım kapasitesine sahip değildir. Örneğin kalp kası ciddi bir hasar aldığında kaybedilen hücrelerin yerini çoğu zaman yeni kalp hücreleri değil, skar dokusu alır. Bu nedenle organın işlevi tam olarak eski hâline de dönemeyebilir.
REJENERATİF TIP
Günümüzde rejeneratif tıp alanındaki çalışmalar tam da bu noktada umut veriyor. Kök hücre teknolojileri, gen düzenleme yöntemleri ve doku mühendisliği uygulamaları sayesinde bilim insanları artık yalnızca hastalıkları tedavi etmeyi değil, hasar gören dokuları yeniden oluşturmayı da hedefliyor. Belki de gelişimsel anomalilere veya doku hasarlarına yalnızca bir sağlık sorunu olarak bakmak yeterli değildir. Bunlar aynı zamanda insan bedeninin nasıl inşa edildiğini, nasıl korunduğunu ve nasıl onarılmaya çalışıldığını gösteren biyolojik bulgulardır. Her birleşik parmak vakası, her gelişimsel farklılık ve her iyileşme süreci; yaşamın hücresel düzeyde ne kadar hassas bir denge üzerine kurulduğunu gösteren biyolojik birer örnektir.