Son günlerde sosyal medyada, dost meclislerinde ve günlük sohbetlerde tek bir tartışma öne çıkıyor: CHP mi, yeni parti mi? Ne yazık ki bu tartışmalar, fikir ayrılığının çok ötesine geçmeye başladı. Aynı ideallere yıllarca birlikte emek vermiş insanlar, bugün birbirlerine hakaret ediyor, aşağılayıcı ifadeler kullanıyor ve kırıcı sözlerle yılların dostluklarını zedeliyor. Bunu görmek beni gerçekten üzüyor.

Çünkü farklı siyasi tercihler olabilir; yollar ayrılabilir. Ancak birbirimizi inciten, ötekileştiren ve düşmanlaştıran bir dilin hiçbirimize kazandıracağı bir şey yok.

Bu nedenle bu haftaki köşe yazımda, haklı ya da haksız taraf aramaktan çok, hep birlikte düşünmemiz gereken bir konuya dikkat çekmek istedim. Lütfen bu satırları, öfkeyle değil; sakin bir zihinle ve empatiyle okumanızı rica ediyorum. Siyasette ayrılıklar olur. Yeni partiler kurulur. Farklı yollar tercih edilir. Demokrasinin doğasında bunların hepsi vardır. Ancak demokrasinin doğasında olmayan bir şey vardır; farklı düşündüğü için dün omuz omuza mücadele ettiğiniz insanları bir gecede "hain", "satılmış", "butlancı", "şerefsiz" "hırsız" ilan etmek...

Son günlerde CHP'de yaşanan ayrışmanın ardından sosyal medyaya yansıyan bazı paylaşımlar, ne yazık ki siyasi rekabetin çok ötesine geçmiş durumda. Dün aynı örgütte çalışan, aynı seçim kampanyalarında emek veren, aynı idealler uğruna mücadele eden insanlar, bugün tercihleri nedeniyle ağır hakaretlere maruz kalıyor.

Oysa herkesin unuttuğu çok önemli bir gerçek var. Türkiye'de kendisini sol, sosyal demokrat veya merkez sol olarak tanımlayan seçmenin toplam oranı yıllardır belli bir bantta seyrediyor. Bu nedenle, iktidar hedefleyen her siyasi hareketin sadece kendi tabanını koruması yetmez; ayrıca toplumun farklı kesimlerinden de destek alması gerekir. Yani seçimler, sadece kendi mahallende alkış almakla kazanılmaz.

Kararsızı ikna ederek, merkez seçmene güven vererek ve farklı siyasi görüşlerden insanlara ulaşarak kazanılır. İşte tam da bu nedenle bugün kullanılan dil, yarının siyasetini doğrudan etkiliyor. Bir an için düşünelim... Yarın cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin adayı ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan başa baş bir yarışın içinde olsun. İkinci turda veya kritik bir seçimde her oyun değeri altın kadar önemli hale gelsin. Bugün sosyal medyada "hain", "şerefsiz", "satılmış" "hırsız" dediğiniz insanlara ertesi gün hangi yüzle "Gelin, demokrasi için birlikte mücadele edelim." diyeceksiniz?

SÖZLER UNUTULMAZ

Siyaset hafızasız değildir. İnsanlar kendilerine söylenen sözleri unutmaz. Hakaretle kurulan cümleler, yarın kurulmak istenen ittifakların önündeki en büyük engellerden biri olur. Bu yüzden bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, öfkeyi büyütmek değil; siyasi olgunluğu büyütmektir. CHP, Türkiye'nin en köklü siyasi partilerinden biridir. Bu partide yetişen insanlar, farklı düşünseler de birbirlerine saygıyı, demokrasi kültürünü ve birlikte mücadele etmeyi öğrenmiş olmalıdır. Partiler değişebilir. Tercihler değişebilir. Yollar ayrılabilir. Ama siyaset ahlakı değişmemelidir. Eleştiri elbette olacaktır. Sert tartışmalar da olacaktır. Fakat hakaret, aşağılamak ve kişilik hedef alan ifadeler; ne demokrasiye katkı sağlar ne de muhalefeti büyütür. Tam tersine, toplumun umut bağladığı değişim iddiasını zayıflatır. Unutulmamalıdır ki siyaset, sadece rakibini yenme sanatı değildir. Aynı zamanda gerektiğinde yeniden yan yana gelebilme olgunluğunu gösterebilme sanatıdır. Bugün birbirine küfredenler, yarın aynı meydanda demokrasi, hukuk ve adalet adına omuz omuza durmak zorunda kalabilir.

İşte o gün geldiğinde, geriye yalnızca siyasi tercihler değil; söylenmiş sözler de kalacaktır. Bu nedenle herkes şunu aklından çıkarmamalıdır: Rakibinizi eleştirebilirsiniz. Kararını yanlış bulabilirsiniz. Hatta en sert siyasi mücadeleyi de verebilirsiniz. Ama insanları düşmanlaştırdığınız anda, sadece bir partiyi değil; yarın birlikte kurmak istediğiniz umudu da kaybetmeye başlarsınız. Çünkü seçimler sandıkta kazanılır; ama toplumsal güven, kullanılan dille inşa edilir. Ve son söz !!

Rakibimizin üstüne çıkmak için birbirimizin altında kalmamalıyız!