Venezuela’nın en kısa süren Devlet Başkanlığı; Romulo Gallegos

Romulo Gallegos, yirminci yüzyılın ve tüm zamanların en büyük Latin Amerikalı yazarlarından biri. Birçok romanı olmasına karşın, artık onun adıyla anılan ve defalarca filme çekilen, sahnelenen ‘Dona Barbara’ romanı Latin Amerikan edebiyatının klasiklerinden biri kabul edilir. Adına 1964 yılından beri roman ödülü verilen Gallegos, romancılığının yanı sıra darbeler ülkesi Venezuela’nın en kısa süreli devlet başkanı olmasıyla da tarihe geçmiş bir sanat adamıdır.

Resmi adı İspanyolca ‘República Bolivariana de Venezuela’ olan ve bizim kısa adıyla ‘Venezuela’ olarak bildiğimiz Güney Amerika ülkesi, 1821 yılında özgürlüğe kavuşmalarını sağlayan kurucu liderleri Simon Bolivar’a duydukları saygı nedeniyle,‘Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’ adını kullanır. Daha çok diktatörlüklerle anılan kanlı tarihinde, hem siyasi kişilikler hem de uluslararası sanat ürünleri veren sanat adamlarıyla bilinen Venezuela’nın belki de en ilginç insanlarından biri 2 Ağustos 1884’te doğup, 7 Nisan 1969 tarihinde ölen ünlü romancı Gallegos; tam adıyla söyleyecek olursak, Rómulo Ángel del Monte Carmelo Gallegos Freire’dir.

CARACAS’TA DOĞDU

Gallegos, Venezuela’nın başkenti olan Caracas’ta doğar. Çok küçük yaşta annesini kaybeden yazar, hukuk eğitimi almasına karşın okuduğu okulu bırakmak zorunda kalır. 1908 yılından beri Juan Vicente Gómez adlı bir diktatör tarafından yönetilen bu yoksul ülkenin kaderi, 1918'de Maracaibo Gölü yakınlarında petrol bulunmasıyla bir anda değişir. Emperyalist ülkelerin, örneğin Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ya da Hollanda’nın petrole göz dikmesi ve diktatör Gómez’in bu fırsatı değerlendirmesi sonucu Venezuela’nın sosyal ve ekonomik yapısı büyük bir değişime uğrar. Diktatör, sıkı pazarlıklar sonucu “yerel caudillo”lar (*askeri şefler) diye bilinen ülke içindeki otonom yapı üzerinde de söz sahibi olarak, diktatörlüğünü ölümüne kadar sürdürür. (Meraklısına Not; ‘Caudillo’ denen yapı, bizim ağalık sistemi gibi ama bölgesel, askeri bir baskı aracıdır.)

Bu üniformalı yaşam biçimi ülke tarihini belirlemiştir. Her şey bu zalim, bu eşitsizlik üzerinden var edilir. Halk yoksul ve sömürülendir, iktidarlar bencil ve adaletsiz... Gallegos bu sistemin içinde büyüyen biri olarak, ilk yazı denemelerini 1909 yılında arkadaşlarıyla çıkardığı bir dergide yayınlamaya başlar. 14 Şubat 1909 tarihli ‘La Alborada’ dergisinde ‘Idols’(Putlar) adlı bir yazısını görürüz Gallegos’un... Aslında ‘La Alborada’ ağırlıklı olarak bir tiyatro dergisidir. Gallegos’un da ilk ilgisini çeken şey tiyatro yazılarıdır. Sanayi devrimi sonrası değişen siyasi fikirlerin ilk olarak ve en etkili biçimde tiyatro sahnelerinden örgütlendiğini keşfetmiştir Gallegos ve arkadaşları. Diktatörlüğün ‘sınırlı ve daha çok milliyetçi / geleneği sürdürücü’ temalarına karşın, ilk kez çok iyi tanıdığı yoksul ve ilkel köylüler ve sömürücü, baskın ve adaletsizlik temalarını işlemeye başlar. Onun yazılarında her ne kadar köylü hikâyeleri

egemen görünse de o umutlu bir adalet güneşine inandığını ilk kez bu dergi yazılarında hissettirir. 1915 yılında, Salustio González adlı bir arkadaşına yazdığı mektupta, ‘Beklerken’ isimli bir oyun çevirdiğinden söz eder örneğin. Yıllar sonra roman olarak yazacağı ve onu dünya çapında bir üne taşıyacak ‘Dona Barbara’ dahil; ‘Canaima’ ya da ‘Trepadora’ romanlarının eskizleri de ilk kez diyaloglar olarak bu dergide yayınlanır.

1913 yılında Gallegos ilk kitabını yayımlar. Bu kitap bir anlatı, bir çeşit öykü kitabıdır; “Rómulo Gallegos Adventurers”... Gelenekçi ve geleneğin gerçekten daha üstte tutulduğu her toprak parçasında olduğu gibi, batıl, din ve diktatörlüğün elinde kıvranan yoksul ve cahil halk hikâyelerinden oluşan bu kitap, okuma yazma oranı çok düşük olan ülkede beklenen etkiyi yaratmaz. Belki de “zaten çok iyi bildikleri bu anlatılar, yoksul Venezuellalı insanlara neden heyecan versin ki” diye sorar Gallegos kendine? Bu heyecanı yaratan ilk kitap, 1920 yılında yayımlanan ‘Son Güneş’ isimli romanıyla gelir Gallegos’un... ‘Son Güneş’ artık bir şeylerin bir daha geri dönmemecesine değiştiğini anlatmaktadır. İncelemecilerin, Gallegos’un arkadaşı olduğunu tahmin ettikleri Enrique Soublette isimli birinin ağzından ya da onun aracılığıyla aristokrat bir ailenin düşüşü konu edilir romanda. Bu roman, günden güne, arasındaki uçurum açılan yoksul halkla ‘üst tabakanın’ bir araya gelemeyeceğinin ve bunun sonucunda bir isyanın, bir adalet arayışının sinyallerini verir gibidir. Ardından 1922 yılında yazdığı ikinci romanı ‘İsyan’ gelir. Gallegos’un bu romanı değişen sosyal yapının nasıl çatırdadığının fotoğrafı gibidir. Bu tahlil son derece doğru bir tahlildir; çünkü diktatör Gomez’in korkusu yüzünden bu ‘İsyan’ romanı yazıldığından tam yirmi sene sonra, 1942 yılında yayınlanacaktır. Yayınlandığında diktatör ölmüştür ve yerine geçen devlet başkanı parlamenter bir demokrasi için siyasi bir yapı değişikliğinden söz etmektedir. Bu sürecin değişimlerinin anlatıldığı ‘İsyan’ romanı, genç yazar Gallegos’un yüksek önsezisi ve ilericiliğine hayran bırakacaktır tüm ülkeyi.

Romulo Gallegos’un romanları aşağı yukarı üç tema üzerinden incelenebilir. En önemli tema; arı bir anlatıyla gerçeği arayan, barbarlık ve çağdaşlık savaşlarıdır. Bunun en iyi örneği ‘Dona Barbara’ romanında karşımıza çıkacaktır. Diğer temalar ise insan psikolojisindeki vahşet tutkusu, “normalin reddi” ve kültür farklılıklarının felaketle sonuçlanacağına dair temalardır. Gallegos, belki de bu temanın kültür farklılıklarına saygı çerçevesinde yaklaşılarak çözülebileceğini, bunun tek yolunun da demokratik, eşit bir dünya düzeniyle geleceğine inanmış olmasıyla Latin Amerika’nın en büyük romancısı kabul edilmektedir hâlâ, kim bilir?

Yazarın en tanınan eseri hiç kuşku yok ki, ‘Dona Barbara’ adlı romanıdır. Gallegos bu romanı 1929 yılında yayımlasa da romanın yazım aşaması iki yıldan fazla sürer. 1927 yılında Venezuella’nın yoksul kır yaşantısına gidip orada uzun süre yaşayan yazar, Dona Barbara’da, yolsuzluk, ihanet, despotizm, özgürlük, toprak sahiplerinin adaletsizliği ve cehaletin hüküm sürdüğü topraklardaki batıl inanışın ve büyücülüğün bilinçsiz köylülerde nasıl bir zulüm yarattığını avukat Santos Luzardo ve acımasız çiftlik sahibesi Dona Barbara’nın mücadelesi üzerinden anlatır. Bu roman öyle büyük bir etki yapar ki; çok geçmeden İspanyolca konuşulan tüm Latin Amerika ülkelerine ulaşır. Başka dillere çevrilir ve artık 45 yaşında olan yazarına

büyük bir ün sağlar. O kadar büyük bir ün sağlar ki hem de, diktatör Gomez’in bile dikkatini çekecek.

1908 yılından bu yana yönetimi elinde tutan diktatör, 1931 yılında Gallegos’a Apure kentinin senatörü olmasını emreder. Demokrasi düşleri kuran ve diktatörlüğün getirdiği adaletsiz, insanı ve hayatı aşağılayan bu teklifin anlamı Gallegos için apaçıktır; ‘Satın alınarak susturulma’... Gallegos bu teklifi reddetmenin sonuçlarını kestirecek yaşta ve deneyimdedir. Teklifi reddettiğini ülkeyi terk ederek bildirir. Bir faşist diktatörün senatörü olmak, bir sanat adamı için elleriyle ipi boynuna geçirmekten farksızdır; sanat adamı gerçek bir sanat adamının onurunu taşıyorsa eğer... Gallegos terk edip, önce New York’a, ardından 1932’de İspanya’ya gider. Ülkesine ancak diktatör Gomez’in öldüğü 17 Aralık 1935 tarihinden sonra dönebilecektir.

Gallegos’un 1936 yılında döndüğü ülkesinin başında şimdi daha ılımlı Elazar Lopez Contreras adlı bir yönetici vardır. Contreras, demokrasiye geçiş için gereken adımları atmaktadır. Grev hakkı ve daha insanca koşullarda çalışmayı öngören zorunlu sosyal güvenlik yasasını çıkarır önce. İfade özgürlüğü üzerindeki sansür yasalarını kaldırır. Aynı günlerde, Komünist Parti ve Venezuela Öğrenci Federasyonu kurulur. Hatta bu sürecin en etkili eylemi aynı yıl gerçekleştirilir; petrol işçilerinin grevi... Her ne kadar 43 gün sürdükten sonra, hükümet kararnamesiyle son bulsa da bu grev Venezuela siyaseti için bir demokrasi sınavı olur. Bu siyasi ilkbahar rüzgârında sürgündeki ünlü yazar da Milli Eğitim Bakanı olarak atanır. Milli eğitimde devrim nitelikli bazı girişimleri hükümet tarafından engellenince istifa etmek zorunda bırakılır. Gomez diktatörlüğüne karşı başlatılan bu demokrasi hareketi sırasında birçok parti kurulduğu gibi kapatılmış olan sendikalar yeniden açılır ve sınıf savaşımı adına önemli adımlar atılır. Gallegos bu süreçte, milliyetçi sol sayılabilecek ‘Partido Nacional Democratico’ (Ulusal Demokrasi Partisi) adına yapılan çalışmalara daha yakın bir görüntü verir. 1941 yılında yapılan parlamento seçimlerinde, sözde ‘sivil’ görünen ama asker kökenli hükümetin adayı Orgeneral Isaias Medina Angarita’ya karşı, partisinin simgesel de olsa önerdiği başkan adayı olmayı kabul eder. Ancak yapılan seçimleri Angarita ezici bir farkla kazanıp, yeni devlet başkanı olur. (Meraklısına Not; Seçimler, gerçek demokrasilerde olduğu gibi çoğunluğun iradesi halk tarafından değil de senatörler arasında yapılırdı o dönem. Bu seçimlerde Angarita 120 oy alırken, Gallegos 13 oy almıştır.)

Angarita her ne kadar diktatörlük kuralları işletmese de, asker kökenli oluşundan kaynaklı bir gizli kıyım başlatır ülkede. Farklı ve muhalif tüm siyasi tutsaklar öldürülür ya da kaybolur. Sürgünlerin ardı arkası kesilmez. Angarita’nın başında olduğu ‘Venezuella Demokrat Partisi’ (PDV) siyasi arenada rakipsizdir. Bu durumdan rahatsız olan insanlar, Gallegos’un başkanlığında, 13 Eylül 1941 günü, Accion Democratica’yı, (Demokratik Eylem Partisi) kurarlar. Bu parti ‘Partido Nacional Democratico’dan (Ulusal Demokrasi Partisi) milliyetçi sol vurgusu yerine evrensel eşitlik anlayışıyla ayrılmaktadır en çok.‘Demokratik Eylem Partisi’nin seçimlerde halk iradesi istekleri hükümet tarafından reddedilince 18 Ekim 1945 günü, Romulo Betancourt liderliğindeki bir askeri cunta Angarita hükümetini devirir. Yeni yönetim,

özgürlükçü demokrasinin güvencesini vererek Romulo Betancourt’u yeni devlet başkanı olarak selamlar. Betancourt’un yeni ‘Devrimci Hükümeti’nin en önemli atağı, 31 Aralık 1945 tarihinde yayımladığı bir kararname ile petrol sektöründe devlet katılımının "yüzde elli" olması gerektiği üzerine attığı adımdır. Son derece devletçi görünen bu anlayış, sömürgecilere karşı her ne kadar bir ulus bilinci yaratmış olsa da; gerek milli burjuvazi ve gerekse uluslararası petrol burjuvazisine karşı ödünler veren hükümet Aralık 1947 seçimlerinde, bu sözünü tutamadığı için büyük bir hezimete uğrar. Ardından başa geçen hükümet, evrensel insan haklarından söz etmekte ve uluslararası entegrasyondan yana tutumuyla diktatörlük geleneğinden kurtulmaya çalışan Venezuella’da gerçek bir devrimin adıdır. Bu yeni hükümet, ‘Demokratik Eylem Partisi’ (Accion Democratica) ve yeni devlet başkanı da büyük yazar Romulo Gallegos’tur.

Aralık 1947'de yapılan genel seçimlerin Venezuela siyaset tarihindeki en önemli özelliği, bu seçimlerin ilk kez halk tarafından yapılmış olmasıdır. Seçimler, Venezuela halkının gerçek demokrasiye nasıl susadığını tartışmasız bir şekilde ortaya koyar.Gallegos, 870 bin oy alırken, iktidar partisi ‘Venezuela Demokrat Partisi’ (PDV)’nin adayı Gustavo Machado’nun kazandığı oy sayısı sadece 262 bindir.

Romulo Gallegos, hükümeti 15 Şubat 1948 günü kurar. Halk tarafından Venezuela’nın en kısa süren devlet başkanlığı görevine getirilen Gallegos, 9 ay 9 gün süren başkanlığında, Venezuella’nın diktatörlükle yönetilme alışkanlığını kırmayı başaracaktır. Ancak petrol kokusunun başını döndürdüğü bazı çevreler, bu demokrasi girişimini de boğmakta gecikmez ve 24 Kasım 1948 günü Teğmen Carlos Delgado Chalbaud’in başında olduğu bir askeri darbeyle Gallegos hükümetini devirir. Devrilen, devletin pis ilişkilerine evrensel değerler katmaya çalışan bir sanat adamından çok Venezuella’nın demokrasi düşüdür.

Peki, sonra ne olur? Romulo Gallegos yine sürgüne gönderilir. Bu kez Küba ve Meksika’da kalır Gallegos. Ülkesinden uzakta, tam 9 sene sürgün yaşar... Ocak 1958 yılında, kısa süren diktatörlüğün ardından, 1950 yılında iktidara gelen ve sivil yönetim istikrarı sağlayan Marcos Pérez Jiménez yönetimindeki demokrasi sınavının sonucu, eski cumhurbaşkanı sıfatıyla Venezuella Senatosu'nda adına bir koltuk açılan Gallegos, ülkesi Venezuella’ya döner. Siyasete bir kez daha aktif olarak katılmaz. Uzun bir hastalık döneminin ardından 7 Nisan 1969 günü hayatını yitirir. 1960 yılında Nobel’e aday gösterilir ama o yıl ödülü Fransız şair Saint-John Perse kazanır. Adı birçok üniversite, cadde ya da şehre verilir. Venezuela devleti, seçkin romancısının çalışmalarını onurlandırmak ve İspanyolca konuşan yazarlar arasında yaratıcı sanatı yüreklendirmek amacıyla Cumhurbaşkanı Raul Leoni eliyle 1964 yılında Gallegos adına bir uluslararası roman ödülü organize eder. İlk ödülünü 1967 yılında veren bu organizasyon, Güney Amerika kıtasının en prestijli edebiyat ödülü kabul edilir hâlâ. ‘Latin Amerika Edebiyatı Romulo Gallegos Merkezi’ (CELARG) tarafından organize edilen ve 100 bin Euro para ödülü olan bu yarışmayı kazanan dünyaca ünlü yazarlardan en önemlisi Gabriel Garcia Marquez’dir. Marquez 1972 yılında ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ romanıyla bu ödülü kazanmıştır.