Ramazan ayı geldi çattı. Sabrın, iyiliğin, yardımlaşmanın, bereketin sembolü olan bu ayda "sakız çiğnemenin oruç bozup bozmayacağı" tartışmalarından ziyade; yalan söylememek, çalmamak, hak yememek, kalp kırmamak neden şart, bunlar anlatılmalı.
Toplumu ayakta tutan değerlerin körelmesiyle, tamiri zor çöküşlerin meydana geldiğini görüyoruz maalesef.
Özeni, itinayı sadece "kıyafet kombini" anlatırken değil; bir işi yaparken, işçiyle çalışırken, müşteriyle pazarlıktayken, dostla konuşurken, çocuk büyütürken, hayvan beslerken, meyve- sebze yetiştirirken, ağaç budarken, sıkışan trafikte beklerken, yaşlıya yardım ederken, gürültücü komşuyu uyarırken... Her an, her yerde kullanmak gerektiği izah edilmeli.
Muhakkak ki, kötü sözü, yalanı, zulmü bırakmayanın açlığından kimse fayda görmeyecek.
Velhasıl, sabahtan akşama aç acına gezmeyi değil, insan nefsini bir bütün olarak terbiye etmeyi amaçlar oruç. Bu nedenle Ramazan ayı, dayanabilenlerin açlığı ve susuzluğu olarak değil, düşünceye, davranışa, söze nizam verme dönemi olarak görülmelidir. Bu bağlamda herkes kendi iç hesaplaşmasını yapmalı, kendine çeki düzen vermelidir.
O halde birbirimizin açlığını sınamadan, oruçlunun tutmayana, tutmayanın oruçluya hoşgörülü olduğu, kalabalık iftar sofralarında şaşaayı değil, huzuru bulduğumuz bir ramazan dilerim.