İzmir’i anlatmak için artık “Ege’nin incisi” demek yetmiyor. Çünkü incinin üzerinde çizikler çoğalıyor.
Futbolda geriliyoruz. Ekonomide potansiyelimizi sonuca dönüştürmekte zorlanıyoruz. Turizmde yıllardır aynı cümleyi tekrarlıyoruz. Trafikte vatandaşın sabrı tükeniyor. Belediyelerde hizmet kadar mazeret de konuşuluyor.

Bütün bunların ortasında İzmir’in en büyük sorunu ortaya çıkıyor: Kimse aynaya bakmak istemiyor.
Herkesin bir açıklaması var. Ancak hesap sorulduğunda ortalık sessiz. O halde soruyu doğrudan sormak gerekiyor: İzmir’i yönetenler, temsil edenler ve İzmir adına karar verenler gerçekten sorumluluklarının karşılığını veriyor mu? Yoksa koltuklar görevden daha mı değerli hale geldi?

GÖZTEPE ÇOK ŞEY ANLATIYOR

Göztepe’nin futbol yapılanmasında Sport Republic’in yüzde 70, Mehmet Sepil tarafının ise yüzde 30 payı bulunuyor. Londra merkezli Sport Republic, farklı spor yatırımlarında da yer alan uluslararası bir yatırım şirketi.
Bu tabloya yalnızca futbol açısından bakmamak gerekiyor. Asıl soru şu: İzmir neden kendi değerlerini yeterince büyütmekte zorlanıyor?
Neden İzmir’in sermayesi, girişimcisi ve iş dünyası kendi spor markalarını Avrupa ölçeğinde büyütecek modeller kurmakta zorlanıyor?
Mesele yabancı sermaye değil. Asıl mesele, dışarıdan gelen sermayenin gördüğü fırsatı İzmir’in kendi sermayesinin neden aynı ölçekte değerlendiremediğidir.

İZTO, EBSO, TİCARET BORSASI: GÖREV Mİ, MAKAM MI?

İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası, kentin ekonomik aklının en önemli kurumları arasında. Bugün İZTO’nun başında Mahmut Özgener, EBSO’nun başında Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası’nın başında ise Işınsu Kestelli bulunuyor.
Peki sorumlulukları nedir? Toplantılar, Ankara ziyaretleri ve protokol mü? Yoksa gerçekten İzmir ekonomisini ileri taşımak mı?
Şu soruların sorulması herkesin hakkıdır: Kaç yeni yatırım geldi? Kaç fabrika kuruldu? Kaç genç istihdam edildi? Kaç ihracatçı büyüdü? Hangi lojistik ve sanayi sorunları çözüldü? Turizmde hangi yeni pazar açıldı?
Sanayici finansman arıyorsa, esnaf ayakta kalmaya çalışıyorsa, gençler iş arıyorsa, ihracatçı maliyet ve kur baskısıyla mücadele ediyorsa, turizmci müşteri arıyorsa yalnızca “potansiyel” demek yetmez.
Biz potansiyeli ezberledik. Artık sonuç istiyoruz.

TRAFİK VE BELEDİYELER: VATANDAŞ SONUÇ İSTİYOR

İzmir’in trafik sorunu artık yalnızca ulaşım sorunu değildir.
Trafik, iş insanının zamanını, çalışanın yaşam kalitesini ve kentin turizm gücünü doğrudan etkiliyor. Bir ambulansın trafikte kalması ise hayati bir mesele.
Belediyelerde vatandaşın beklentisi net: Sosyal medya paylaşımı değil, hizmet.
Temiz sokak, düzgün kaldırım, ulaşım, altyapı, park ve güvenli kent istiyor. En önemlisi de yöneticisini sahada görmek istiyor.
Özel hayat kişileri ilgilendirir. Ancak kamu görevi farklıdır. Yurt dışına gitmek de suç değildir; yatırım ve iş bağlantısı getiriyorsa değerlidir. Ama vatandaşın sorusu basit:
Gittin de İzmir’e ne getirdin?

TURİZMDE HÂLÂ “POTANSİYEL” DİYORUZ

İzmir’in turizm potansiyelini anlatmaya sayfalar yetmez. Ancak turist sayısını, geceleme süresini, turizm gelirini ve uluslararası marka gücünü konuştuğumuzda aynı özgüveni göremiyoruz.
Çünkü potansiyeli başarı sanıyoruz.
Potansiyel başarı değildir. Henüz kullanılmamış imkândır.
İzmir yıllardır imkânlarını anlatıyor. Artık sonuçlarını anlatmalı.

ANKARA’DA İZMİR’İN SESİ NEDEN KISILDI?

İzmir’in Ankara’da geçmişte daha güçlü bir ağırlığı vardı. Bugün ise İzmir konuşuyor, Ankara zaman zaman duymuyor. İzmir’in ortak talepleri siyasi rekabetin altında ezilirse Ankara’nın kenti daha az duyması şaşırtıcı olmaz. Milletvekili, genel merkezdeki koltuğunu korumak için değil, İzmir’in sorunlarını Ankara’da çözmek için vardır.

CHP’NİN İZMİR’İ DE DEĞİŞİYOR

Artık kimse “İzmir zaten bizim” rahatlığına kapılmamalı.
Seçmen daha sorgulayıcı.
Sandık günü sorulacak soru basit:
“Sen benim hayatımı kolaylaştırdın mı?”
Bu soruya cevap veremeyen herkes zorlanır.

İZMİR’İN ASIL SORUNU: HESAP SORULMAMASI

İzmir’de herkes birbirinden bir şey bekliyor. Belediye iş dünyasından, iş dünyası Ankara’dan, Ankara belediyeden, spor kulüpleri destekten, turizmci tanıtımdan, vatandaş hizmetten.
Ama kimse dönüp kendisine “Ben ne yaptım?” diye sormuyor.
İzmir’i gerileten şey biraz da bu.
Herkes sorumlu arıyor, kimse sorumluluğu üzerine almıyor.
Göztepe örneğine yeniden bakalım. Kulübün yüzde 70 hissesi uluslararası bir spor yatırım şirketinde, yüzde 30’luk pay Mehmet Sepil tarafında.
Buradan çıkarılacak ders açık: Sermaye korkulacak bir şey değildir. Doğru yönetildiğinde kalkınmanın yakıtıdır.
İzmir artık “Biz ne güzel şehiriz” diyerek kendisini alkışlama dönemini geride bırakmalı.
Şehirler kendilerini alkışlayarak büyümez. Çalışarak, üreterek ve yatırım çekerek büyür.
İZTO Başkanı, EBSO Başkanı, Ticaret Borsası Başkanı, belediye başkanı, milletvekili, spor yöneticisi…
Herkes aynı soruya cevap vermeli:
“Bu şehir için aldığım sorumluluğun karşılığında ne ürettim?”
Cevap rakamlarla verilemiyorsa ortada ciddi bir problem vardır.
Çünkü İzmir’in artık güzel cümlelere değil, güzel sonuçlara ihtiyacı var.
Yıllardır “İzmir’in potansiyeli çok büyük” diyoruz.
Evet, potansiyeli büyük.
Ama vatandaşın sabrı küçük.
Ve o sabır tükeniyor.
İzmir geriliyor mu?
Belki asıl soru bu bile değil.
Asıl soru şu:
İzmir gerilerken kimler hâlâ koltuğunda rahat oturuyor?
İşte o sorunun cevabını artık İzmir’in kendisi vermeli.