"Deveye sormuşlar; 'Neden boynun eğri?' Deve cevap vermiş; 'Nerem doğru ki?'"
Asırlardır anlatılan bu söz, bugün sadece bir deyim değil; toplumun aynasına dönüşmüş durumda. Ne tarafa baksak başka bir yara, hangi kapıyı aralasak başka bir skandal... Bir zamanlar örnek gösterilen isimler bugün mahkeme koridorlarında... Alkışlananlar bugün kelepçeyle haber oluyor. Rol model gösterilenler uyuşturucu operasyonlarında... Kulüp başkanları, yöneticiler, menajerler ve spor dünyasının önemli isimleri bahis soruşturmalarında... Belediye başkanları, belediye yöneticileri ve kamu görevlileri hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturmaları... Siyasetin farklı kademelerinde açılan davalar... Gazetecilik mesleğini temsil etmesi gereken bazı kişilerin para karşılığı haber yaptığı veya etik dışı ilişkiler kurduğu yönündeki soruşturmalar... Toplumun güvenini sarsan olaylar peş peşe yaşanıyor. İnsan ister istemez o eski sözü hatırlıyor:
"Neremiz doğru ki?"
Ancak burada asıl mesele kirlenmenin varlığı değil... Asıl mesele bu kirlenmeyle mücadele edilip edilmediğidir. Çünkü hiçbir toplum suçtan tamamen arınmış değildir. Önemli olan suç işlenmesi değil, suçun cezasız kalmamasıdır. Bugün Türkiye'de spor dünyasında, belediyelerde, kamu kurumlarında ve farklı alanlarda yürütülen soruşturmalar gösteriyor ki devlet, hukuk mekanizmasını işletmeye çalışmaktadır. Kim olursa olsun... Makamı ne kadar büyük olursa olsun... Siyasi görüşü ne olursa olsun... Hukukun karşısına çıktığında hesap vermek zorundadır. İşte hukuk devletinin temel ilkesi budur. Uzun yıllar boyunca "dokunulmaz" sanılan isimlerin soruşturulması bile başlı başına önemli bir mesajdır. Bu mücadele elbette kolay değildir. Çünkü kirlenme yalnızca siyasetin sorunu değildir. Kirlenme; sporun içine de girmiştir. Sanat dünyasının içine de... Medyanın içine de... Sosyal medyanın içine de... Hatta günlük hayatın içine kadar sızmıştır. Kolay para kazanma hırsı... Şöhret tutkusu... Makam sevgisi... Lüks yaşam arzusu... İnsanları ahlaki değerlerden uzaklaştırabiliyor. Bugün milyonlarca gencin idol olarak gördüğü bazı isimlerin uyuşturucu, yasa dışı bahis veya benzeri suçlarla gündeme gelmesi yalnızca adli bir olay değildir. Bu aynı zamanda ciddi bir toplumsal alarmdır. Çünkü gençler başarıya değil, kolay kazanca özendirilmektedir. Aynı şekilde futbolda yaşanan gelişmeler de düşündürücüdür. Milyonlarca insanın tutkuyla bağlandığı sporun; yasa dışı bahis, şike iddiaları veya mali usulsüzlüklerle anılması, sadece kulüpleri değil toplumun ortak değerlerini de zedelemektedir. Belediyeler ise vatandaşın vergisiyle hizmet üretmek için vardır. Kim görevini kötüye kullanıyorsa, kim kamu kaynaklarını kişisel çıkarına dönüştürüyorsa hukuk önünde hesap vermelidir. Bu yaklaşım sadece muhalefet ya da iktidar ayrımı gözetilerek değil, herkes için eşit uygulanmalıdır. Devletin gücü de buradan gelir. Son yıllarda farklı alanlarda yürütülen soruşturmalar, devletin denetim mekanizmalarının çalıştığını göstermesi bakımından önemlidir. Hukuk süreçlerinin adil, şeffaf ve delile dayalı şekilde yürütülmesi hem vatandaşın devlete olan güvenini artıracak hem de kamu yönetiminde hesap verebilirliği güçlendirecektir. Çünkü adalet yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir. Adalet aynı zamanda suçsuzu korumaktır. Bu nedenle her soruşturmanın sonucunu mahkemeler belirlemeli; suç isnat edilen herkes hakkında masumiyet karinesi korunmalıdır. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı, kirlenmeyi görmezden gelmek değil; temizlenme iradesini büyütmektir. Siyasette... Sporda... Medyada... Sanatta... İş dünyasında... Kısacası hayatın her alanında etik değerlerin güçlenmesi gerekir. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında güçlü Türkiye hedefi; sadece ekonomik kalkınmayla değil, aynı zamanda güçlü hukuk, şeffaf yönetim ve sağlam ahlaki değerlerle mümkündür. Devletin suçla ve yolsuzlukla mücadelesi, kimliği ne olursa olsun herkes için aynı kararlılıkla sürdürülmelidir. Çünkü güçlü devlet, suçluyu koruyan değil; hukuku üstün tutan devlettir. Ve belki de artık o eski sözün devamını değiştirme zamanı gelmiştir. "Deveye sormuşlar; neden boynun eğri?" Bugün bizim cevabımız şu olmalıdır: "Eğrileri düzeltmek için mücadele ediyoruz."
İşte o zaman toplum olarak "Neremiz doğru ki?" sorusunun yerine, "Doğruyu birlikte çoğaltıyoruz." diyebileceğiz.