Hava sıcak mı sıcak… Evden çıktınız, bir yerden bir yere gideceksiniz. Eğer aracınız yoksa, toplu ulaşımı kullanacaksınız mecburen. Ama grev var, kentin bir yarısında ne metro ne de tramvay çalışıyor…
Duraklar tıklım tıklım. Grev nedeniyle Büyükşehir tedbirini almış. Metro ve tramvay hatlarını otobüslerle takviye etmiş. Herkes sıcağın alnında otobüs bekliyor. Homurdananlar çok… “Bu sıcakta nedir bu insanların çektiği”, “Grev yapacak tam zamanı buldular…”, “Yeter ama bu İzmir’in çektiği…” şeklinde yakınmalar…
Ben burada kimin ne dediğine bakmadan, İzmir halkını haklı bulurum. Kimsenin bu halka eziyet çektirmeye hakkı yoktur. Hele hele tam da konfora alışmışken… Kimseyi suçlamıyorum ama sırasıyla bu işin sorumluları kimler onlara bir göz atalım…
Öncelikle işin patronu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer. Maalesef belediyelerde toplu iş sözleşmeleri ile öyle ücretler verildi ki, şimdi çalışanlar, eşit işe eşit ücret diye tutturuyor. Hani haksız da değiller. Tabii çalışanlar bunu örgütlü üyesi bulundukları sendikalar vasıtası ile yapıyorlar. Yüksek rakamlar sendikanın da işine gelince anlaşma tıkanıp kalıyor.
Bu noktada tüm belediye başkanlarına tavsiyem, işçiye hak ettiği ücreti verin vermesine de dengeyi de sağlayın. İster oy kaygısı, isterse politik nedenlerle emekten yana şirin görünmek için rakamlara gözü kapalı imza atarsanız olacağı budur. Sonunda isteklerin önünde duramaz, bütçenizin çoğunu işçiye ayırır, hizmet yapamaz hale gelirsiniz ki, bu da sonun başlangıcı olur.
Gelelim işçiyi peşine takıp, astronomik rakamlar isteyen sendikalara. Biraz insaflı olmak gerekmiyor mu? Kim istemez insanlar, bugünkü hayat şartlarında 30’ar, 40’ar bin lira ücret almayı. Ama bu rakamları tahsil edeceğiz diyerekten, grev ilan edip, “Anlaşmam da anlaşmam” diyerek ayak diretmek de neyin nesi Allah aşkına. Bu ekonomik darboğaz, bu sıkıntılı günlerde toplumsal barışı tehlikeye düşüren bu hareketlerden kaçınmak gerekmiyor mu?
Milyonlarca insanın asgari ücrete mahkum olduğu, devletin emekliyi asgari ücretin çok altında bir gelire mahkum ettiği bu ülkede, neredeyse üç asgari ücret tutarında maaş istemek, hem o insanlara haksızlık hem de insafsızlık olmuyor mu? Pekala herkes refah seviyesini yükseltecek bir gelire sahip olmak ister. Ama bu ülkede insanın her istediğini elde etmesi ne mümkün. Bu durum yıllardır böyle değil mi?
Ben biraz da yangına körükle giden siyasetçilere bir çift laf etmek istiyorum. Evet, İzmirliler grev nedeniyle perişan. Bu sıcakta metro ve tramvay çalışmadığı için de yollarda rezil oluyorlar. Ama bunu muhalefet yapacağım diye köpürtmek mi gerekiyor yoksa çözüm üretmek mi? Ne zaman insan yaşamını siyasete alet ederek hedefe ulaşmaktan vazgeçeceğiz. Çözüme ortak olmak, yol göstermek gerekmiyor mu?
Yoksa birilerini, hele de bu kenti yönetmek gibi sırtında yumurta küfesi olan Başkanı yerden yere vurmak, ne kadar doğru? Evet, Büyükşehir idarecileri krizi iyi yönetememiş olabilir. Bunun sonuçlarına yarın sandık ortaya konduğunda katlanacaklardır. Bu onların bileceği iş. Kaldı ki zaman zaman yakınmaları bu kentte herkes duyuyor ve biliyor. Cumhurbaşkanına kadar mektuplar da yazıldı. Sonucun ne olduğunu bu kent merak ediyor.
Kısacası, bu kente eziyet çektirmek kimseye zevk vermesin. Sonuçta herkes bu çukurda yaşıyor. Bugün bana yarın sana…