Kanseri çoğunlukla tanı konulduğu anda fark ederiz. Bu bir görüntüleme sonucu, patoloji raporu ya da doktor görüşmesi sonrası oluyor. Oysa hikâye çok daha önce, henüz ortada görülebilir bir tümör yokken başlar. İnsan vücudu, kanserleşme potansiyeli taşıyan hücresel değişikliklerle yaşam boyunca karşılaşır ve bunların önemli bir bölümüne karşı zaten savunma mekanizmaları kullanır.

İlk kontrol noktası DNA

Her hücre bölünmesinde milyarlarca DNA harfinin kopyalanması gerekir. Bu sırada hatalar oluşabilir; ayrıca radyasyon, bazı kimyasallar, oksidatif stres ve hücrenin normal metabolizması DNA hasarına yol açabilir. Hücre ise bu değişikliklere karşı savunmasız değildir. DNA hasar yanıtı adı verilen sistemler, genomdaki bozulmaları algılar ve gerektiğinde hücre döngüsünü durdurur. ATM ve ATR gibi proteinler bu yanıtın önemli düzenleyicileridir. Böylece hücreye DNA’sını onarması için zaman kazandırılır.

Onarım yetmezse hücre kendini durdurabilir

Hasarın onarılamadığı durumlarda daha sert bir karar gündeme gelir. Burada kanser biyolojisinin en önemli proteinlerinden biri olan p53 öne çıkar.p53, ciddi DNA hasarı bulunan hücrenin çoğalmasını engelleyebilir; uygun koşullarda hücreyi apoptoz adı verilen programlanmış hücre ölümüne yönlendirebilir. Bunun önemi büyüktür: Genetik açıdan tehlikeli hâle gelmiş bir hücrenin çoğalmasının önüne geçilmesi, tümör gelişimine karşı temel koruyucu mekanizmalardan biridir.

İkinci savunma hattı bağışıklık sistemi

Bazı anormal hücreler bu hücre içi kontrollerden kaçabilir. Bu noktada bağışıklık sistemi devreye girebilir.Kanserleşme sırasında ortaya çıkan mutasyonlar, normal hücrelerde bulunmayan değişmiş proteinlerin oluşmasına neden olabilir. Bunlardan kaynaklanan bazı parçalar, yani neoantijenler, hücre yüzeyinde bağışıklık sistemine sunulur. Sitotoksik T hücreleri bu işaretleri tanıyarak anormal hücreleri ortadan kaldırabilir. NK hücreleri de özellikle belirli stres sinyalleri taşıyan veya normal tanınma özelliklerini kaybetmiş hücrelerin yok edilmesine katkı sağlar.

Peki kanser neden yine de gelişiyor?

Çünkü kanser yalnızca hızlı çoğalan hücrelerden ibaret değildir; aynı zamanda değişebilen ve seçilime uğrayan hücre topluluklarından oluşur. Bağışıklık sisteminden kaçabilen tümör hücreleri zamanla avantaj kazanabilir. Bazıları bağışıklık sisteminin kendilerini tanımasını zorlaştırırken bazıları T hücrelerinin etkinliğini baskılayan sinyaller oluşturabilir. Tümörün çevresindeki mikroçevre de bağışıklık yanıtını zayıflatabilir.

İşte modern onkolojinin önemli hedeflerinden biri tam burada ortaya çıkıyor: Vücuda tamamen yeni bir savunma sistemi vermek yerine, zaten var olan savunmanın üzerindeki moleküler frenleri anlamak ve uygun hastalarda bu frenleri kaldırmak.

Kanser, insanlığın karşısındaki en zorlu sağlık sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Ancak onu her geçen gün biraz daha iyi tanıyoruz. Çünkü kanserle mücadelede atılan en önemli adımlardan biri, korktuğumuz bu hastalığı anlamak. Unutmayalım; erken farkındalık ve düzenli kontroller hayatımızda büyük bir fark yaratabilir. Kendinize ve bedeninize iyi bakın, sağlıkla kalın.