Kışın en sessiz ama en inatçı misafirlerinden biri vardır: soğuk egzaması. Bir bakarsınız elleriniz kızarmış, çatlamış, kaşınıyor. “Daha dün iyiydi” dersiniz ama nafile. Çünkü soğuk hava affetmez. Soğuk egzaması genelde ellerde, parmak aralarında, bazen yüzde ve dudak çevresinde ortaya çıkar. Hava soğur, rüzgâr eser, bir de üstüne sık sık el yıkama eklenir… Cildin koruyucu kalkanı bozulur. Sonrası malum: kuruluk, gerginlik, kaşıntı, çatlaklar. İşin kötüsü, biz bu durumu çoğu zaman “Bir şey olmaz, geçer” diye hafife alırız. Üzerine sıcak suyla yıkar, kolonya döker, çatlaklara rağmen deterjanla temizlik yaparız. Sonra da “Bu egzama niye geçmiyor?” diye şaşırırız. Aslında egzamanın derdi basit: Nem kaybı. Cilt susuz kalıyor, biz de fark etmeden onu daha da susuz bırakıyoruz. Kışın cilt yazınki gibi davranmaz. Yazın idare eden krem, kışın yetmez. Daha yoğun nemlendirici, daha nazik temizlik ister. Ellerimizi yıkayacağız tabii ki ama kaynar suyla değil. Ilık su, sabun yerine yumuşak temizleyiciler… Ve en önemlisi: El yıkadıktan hemen sonra krem. “Birazdan sürerim” yok. O “birazdan”, egzamanın en sevdiği aralıktır. Bir de işin alevlenme kısmı var. Kızarıklık artmışsa, kaşıntı dayanılmaz olmuşsa, çatlaklar can yakıyorsa… İşte o zaman sadece nemlendirici yetmez. Doktorun verdiği kısa süreli tedavi kremleri devreye girer. Burada ölçü çok önemli: Ne fazla, ne uzun süre. Ve eldiven… Kışın eldiven takmamak, yağmurda şemsiye taşımamak gibi bir şey. Soğuk havada çıplak elle dolaşıp sonra “Egzama azdı” demek çok da sürpriz değil. Soğuk egzaması nazlıdır ama bakımla sakinleşir. Cildinle kavga etmezsen, onu kurutmazsan, ihtiyacını zamanında verirsen… O da seni rahat bırakır.