Orhan Kemal’in İstanbul’u

orhan-kemalin-istanbulu
Mazlum VESEK
2 Haziran 2020

Türk edebiyatının usta kalemlerinden Orhan Kemal, 50 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Onun anısına büyük yazarın romanlarındaki İstanbul’u derledik ve kentleri nasıl ele aldığını anlattık

Orhan Kemal 2 Haziran 1970’te aramızdan ayrılalı yarım asır oluyor. Onun kitapları arasında gezinirken, kalemindeki zenginliği bir çok açından bir daha gördüm. O, insanlara olduğu kadar şehirlere de duyarlılıkla yaklaşan bir kalemdi. Yazarlığında Adana’dan sonra belirleyici olan ikinci kent olan İstanbul, kahramanlarının serüveninde de belirleyici bir unsurdur.

Gurbet Kuşları’nda İstanbul’a iş ve ekmek umuduyla gelenlerin gözünden şöyle anlatır İstanbul’u:

“İstanbul da bir İstanbul’du. Dil ile tarifi mümkünsüz. O taksiler, o dolmuşlar, o tramvaylar, otobüsler, vapurlar….”

1950’lerin İstanbul’unu anlatan romanın önemli bir kısmında 6-7 Eylül 1955’te yaşanan olaylar anlatılır. Anadolu’nun iki farklı şehrinden gelen işçilerin sohbetine konu olur bu olay. İstanbul’un semtlere göre sınıfsal yapısı da bu olaya dahil edilir.

İSTANBUL GÜZELLEMESİ

Aynı romanda bir başka İstanbul güzellemesi vardır:

“Dışarıda yıldız dolu gök, göğün altında bir türkü, yumuşak bir türkü gibi uzanan İstanbul…”

Sokakların Çocuğu da mekanı İstanbul olan romanlarındandır. Eski İstanbul’a dair anlatılanlar bir kartpostalı anlatıyor sanki:

“Sağda solda yıkıldım yıkılacak, tahtaları kararmış evler. Eski İstanbul’un saçakları oymalı, kırmızı kiremitli evleri. Saçaklarında kocaman nalların sallandığı, pencereleri saksılı, saksıları çiçekli, çiçeklerin bağlandığı tahta parçalarına yumurta kabukları geçirili evler.”

Orhan Kemal’in şöhret olma hayaliyle İstanbul’a gelenlerin hikayesini anlattığı Kötü Yol romanında da en hüzünlü sahnelerden birinde çarpıcı bir kent tarifi vardır:

“Islak kirpikleriyle gece yansından sonraki İstanbul’a dalgın dalgın baktı: Evet, büyük, güzel, çok güzel bir şehirdi İstanbul. Uçurum kenarlarında bitmiş göz alıcı çiçekler gibi. İnşam kendine çekiyor, sonra da uçuruma yuvarlanışına sadece bakıyordu.”

Bir çok romanı gibi adı üstünde olan romanlarından biri olan “Avare Yıllar”da İstanbul’a futbol ve bir parça da “hürriyet” amacıyla gelen genç arkadaşların da bir İstanbul’u vardır:

Eşi yoktur İstanbul’un ama toprağına altmışar kuruşla ayak basan delikanlılara n’etsin İstanbul, n’eylesin?”

Güzel bir gelecek hayali kuran Aynur ve Mustafa’nın romanı “Devlet Kuşu”nda da canlı bir İstanbul vardır:

“Kol kola Taksim’e yürüdüler. Büyük afişleri, çeşitli reklam lambalarıyla sinemalar, tellerde mavi şimşekler çaktırarak gelip geçen insan yüklü tramvaylar, taksiler, gene taksiler, sonra insanlar, insanlar, insanlar…”

Yoksul semtin iki gencinin baş başa İstanbul’u izlediği bir an:

“Aynur’un kafasında “İstanbul’un fethi!”. O günler kafasından sinema şeridi gibi geçiyordu ama sinema kadar net değil. Bulanık, sisler gerisinde, hayal, rüya gibi. Sanki o günlerde yaşamıştı. Sanki şu ayaklarının altında, aşağılarda, çok aşağılarda harita gibi serilmiş yatan çizgilerin beş yüz yıl öncesinde. Bütün Bizans papazları kiliselere dolmuş, halkı toplamışlar, hep bir ağızdan kalın, bulanık bir koro halinde göklere yakarıyorlardı.”

İstanbul’dan Çizgiler, Orhan Kemal ve Ferit Öngören’in ortak çalışmasıdır. Usta yazar Öngören’e şöyle der ve kitabın serüveni başlar:

“Benim bir İstanbul çalışmam var. Sen de İstanbul’u çiziyorsun. Bir kitap çıkaralım. Yazıları benden, çizgileri senden. Adı da İstanbul’dan Çizgiler olsun. Var mısın?”

ÇİZGİLER EŞLİĞİNDE

İstanbul, gecekonduları, kira arayan yeni sakinleri, işçileri, pavyonları ve tüm keşmekeşiyle kitap boyunca çizgiler eşliğinde anlatılır.

Orhan Kemal’in kayıp romanlarından olan Yüz Karası da ilginç İstanbul manzaraları sunar. Büyük futbolcu olma derdinde bir kahramanımız var. O da stadyumuyla bir İstanbul hayal eder. Ama dikkat, yıl 1950’lerdir ve İnönü Stadyumu’nun adı Mithatpaşa oluvermiştir.

Yıllar yılı sinemada gördüğü, zaman zaman İstanbul’a dair İstanbul’a gidip gelen arkadaşlarından işittiği İstanbul resimleri kafasında kaynaşmaya başladı. Büyük büyük apartmanlar, kaldırımlarında insanlar kaynaşan Beyoğlu, mavi deniziyle Boğaziçi, bütün bunların üstünde de heyecanlı maçların yapıldığı Mithatpaşa Stadı. İlle de bu. (…) Bir gün İstanbul’a gitmek, o kocaman stattakileri alabildiğine coşturan bir futbolcu olmak!”

Bir Filiz Vardı romanında kısa bir otobüs paragrafında kentin an an değişen yüzü nasıl da güçlü anlatılır:

“Langa-Nişanca yolunun parkelerinde sallana sallana ilerleyen otobüs, Aksaray’a doğru asfalta düşünce hızlandı, ciddileşti adeta. Aksaray’da yeni bir erkenci memur, işçi saldırısı. Sonra Laleli üzerinden Üniversite, Beyazıt, Çarşıkapı…”

Mısır Çarşısı romanda esnafı, laf atması ve tüm renkleriyle yaşar ve o bölüm şöyle tamamlanır:

“Güneş dolu caddeler, sokaklar. Mısırçarşısı’nın en sıcak günlerde bile serin alacasında yavaşladılar. Bütün sıcak yollar böyle olmalıydı. Camekanlar dolusu kumaşlar. Renk renk kumaşlar, mavili, sarılı, kırmızılı, pembeli basmalar, poplinler…(…) Gerçekten de sağlı sollu dükkanlarında alların, morları, yeşil, sarı, eflatun, mavilerin köpük köpük, türkü türkü kabardığı dükkanlar.”

Bunların dışında da Orhan Kemal’in İstanbul’da geçen Suçlu, Küçücük, Yalancı Dünya, Evlerden Biri gibi romanları mevcut. Sadece İstanbul güzellemesi söz konusu değil, gerçeğiyle, en can acıtan yanıyla da İstanbul anlatılır. Orhan Kemal, şehirleri insanlarıyla beraber yaşar ve yaşatır.

Ölümünün 50’nci yılında usta anlatımıyla bu coğrafyanın hafızası olmaya devam ediyor…

ya-hep-ya-da-hic

Ya hep ya da hiç

bu-guzel-sehir

“Bu Güzel Şehir…”