Zaman zaman gerçekten aç olmasak da yemek yeriz. Saatin gece yarısı olması ya da hiçbir açlık belirtisi olmaması önemli değil. Elimizde olmadan mutfağa gider dolabın kapağını açarız. Bazen çikolata, cips ya da ekmek arası…O an aslında midemiz değil de ruhumuz aç ve bunun adı da asında duygusal açlık. Bu durum midemizin değil de duygularımızın doymaya çalıştığı anlardan biri.

Çoğu zaman stres, yorgunluk ve başka başka duygular bu olguyu tetikleyebiliyor. İnsan aklında ödül merkezi olarak kazınan sistem mutsuzluk anlarında hızlı bir rahatlama arayabiliyor. Bu anlarda yemek yemek ya da karbonhidratlı gıdalar kısa sürelide olsa mutluluk hormonu salgılayabiliyor. Birkaç dakika içerisinde her şey yolundaymış gibi hissedilse de aslında bu duygu geçici olabiliyor.

Fizyolojik açlık ile duygusal açlık arasındaki ayrım oldukça belirgindir. Fizyolojik açlık kademeli olarak gelişir, herhangi bir besinle tatmin olur ve doygunluk hissedildiğinde sona erer. Duygusal açlık ise ani ve yoğundur, genellikle şekerli, yağlı veya işlenmiş gıdalara yönelir ve fiziksel ihtiyaç giderilse bile yeme eğilimi sürer. Çünkü buradaki temel motivasyon beslenmek değil, duygusal bir boşluğu doldurmaktır.

Uzmanlar, özellikle kent yaşamının yoğun temposunda, stresli çalışma koşullarında ve duygularını ifade etmekte zorlanan bireylerde duygusal yeme davranışının daha sık gözlemlendiğini belirtiyor. Günlük hayatın baskıları altında ezilen, hislerini dışavurum fırsatı bulamayan insanlar için yemek, bir sığınak haline geliyor. Kimi zaman kaygının, kimi zaman yalnızlığın, kimi zaman da hayal kırıklığının geçici çözümü olarak görülüyor. Ancak bu kısa süreli "rahatlama" hissi, uzun vadede hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı olumsuz etkiliyor.

KISIR DÖNGÜ

Peki bu kısır döngü nasıl kırılabilir? İlk adım, farkındalık kazanmaktır. Yeme dürtüsü hissettiğiniz an, kendinize "Şu an gerçekten aç mıyım, yoksa bir duyguyla baş etmeye mi çalışıyorum?" diye sormak önem taşır. Eğer sebep duygusal ise, yemek yerine başka bir aktiviteye yönelmek etkili olabilir. Biraz temiz hava almak, birkaç derin nefes egzersizi yapmak, su içmek, sevdiğiniz bir şarkıyı dinlemek veya bir arkadaşınızla sohbet etmek... Beyin, duygusal ihtiyacı karşılayacak başka bir kaynak bulduğunda, yeme isteği doğal olarak azalacaktır.

Psikolojik araştırmalar, duygusal yemenin altında yatan temel nedenin, hisleri bastırma eğilimi olduğunu gösteriyor. İnsanlar genellikle üzüntü, öfke veya boşluk hissi gibi zor duygularla yüzleşmektense, onları geçici olarak susturmanın yolunu arıyor. Yemek yemek ise kolayca erişilebilen bir sakinleşme yöntemi. Ancak hiçbir içsel sıkıntı, yemek tabağında çözüme kavuşmaz. Bastırılan her duygu, er ya da geç farklı bir biçimde kendini gösterir. Bu nedenle duygusal açlığın üstesinden gelmenin en kalıcı yolu, kendi iç sesimize kulak vermek ve duygularımızla yapıcı bir şekilde baş etmeyi öğrenmektir. "Şu an içimde neler oluyor?" sorusunu sormak bile, farkındalık yolculuğunda atılmış değerli bir adımdır.

Duygusal yeme alışkanlığından kurtulmak bir gecede gerçekleşecek bir dönüşüm değildir. Ancak her farkındalık anı, bu zinciri zayıflatan bir halka işlevi görür. Kendinize karşı sabırlı ve şefkatli olmanız gerekir. Çünkü çoğu zaman ihtiyacımız olan, bir paket bisküvi veya bir dilim pasta değil; biraz anlaşılma, biraz dinlenme ve biraz sevgi görme ihtiyacıdır.