Dijital devrim dünyamıza girmeden televizyon karşısında aynı saatte aynı diziyi izlemek zorundaydık. Zayıf internet bağlantıları, internetten dizi, film ve müziğe erişebilmek için gösterdiğimiz çabalar ise çok değil yakın geçmişten unutulmaz hatıralar.

Günümüzde cebimizde taşıdığımız telefonlarla dünyanın herhangi bir köşesindeki yapımı birkaç saniyede açabiliyoruz. Dijital platformlar izleme alışkanlıklarımızla birlikte kültürel tüketim biçimimizi, şehir ekonomilerini, yaratıcı sektörleri ve hatta gündelik konuşma dilimizi bile değiştirdi.

Türkiye’de bunun en görünür örneklerinden biri ise hiç kuşkusuz Netflix oldu. Platform, Türkiye’deki 10. yılını geçtiğimiz günlerde oldukça kapsamlı etkinliklerle kutladı. Organizasyonun profesyonelliği, davet yönetimi, içerik sunum biçimi ve marka iletişimi aslında bir yıl dönümü kutlamasının ötesindeydi. Bu etkinlikler bize artık dijital platformların sıradan bir 'film-dizi-içerik izleme uygulaması' olmadığını, devasa bir kültür ve ekonomi endüstrisine dönüştüğünü gösteriyor.

Günümüzde bir dizinin yayınlandığı gün sosyal medyada gündem değişiyor. Bir karakterin kullandığı cümle sokak jargonuna dönüşüyor. Dizide görülen bir kahve dükkânı turist akınına uğruyor. Hatta bazı şehirler yalnızca diziler sayesinde uluslararası görünürlük kazanıyor. Türkiye’nin son yıllarda dizi ihracatında yakaladığı ivmenin dijital platformlarla birlikte farklı bir seviyeye taşındığını görmek gerekiyor.

Eskiden yalnızca televizyon kanalları üzerinden yürüyen sektör artık çok daha küresel bir yapıya sahip. Dijital platformlar sayesinde Türk oyuncular, yönetmenler, görüntü yönetmenleri ve senaristler dünya çapında görünür hale geliyor. Yerel hikâyeler dünyanın başka ülkelerinde karşılık bulabiliyor. Bu açıdan bakıldığında platformların Türkiye’ye ekonomik ve sektörel katkısını görmezden gelmek mümkün değil.

Özellikle prodüksiyon tarafında ciddi bir hareketlilik oluştu. Kamera ekiplerinden sanat yönetimine, kostüm tasarımından ulaşım sektörüne kadar yüzlerce alt sektör bu büyümeden pay alıyor. Çekim yapılan şehirlerde oteller doluyor, restoranlar hareketleniyor, yerel esnaf ekonomik katkı hissediyor. Bir dizinin çekildiği mahalle bazen başlı başına turistik destinasyona dönüşebiliyor.

KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM

Dijital platformları günümüzde yalnızca içerik üreten mecralar olarak değerlendirmek yanlış olur. Bu platformlar aynı zamanda yeni bir yaşam biçimi, yeni bir tüketim alışkanlığı ve yeni bir kültürel bakış açısı da yayıyor. Tam da bu yüzden yıllardır 'kültür emperyalizmi' tartışmaları bitmek bilmiyor.

Bir platformun önerdiği içerikler, öne çıkardığı karakterler, normalleştirdiği yaşam tarzları toplum üzerinde doğrudan etki yaratıyor. Özellikle genç kuşakların tükettiği içerikler artık yalnızca eğlence değil; aynı zamanda bir kimlik inşası alanı haline geliyor. İnsanlar nasıl giyineceğine, nasıl konuşacağına, hangi müziği dinleyeceğine hatta nasıl ilişki kuracağına bile bu içeriklerden etkilenerek karar verebiliyor.

Dünyanın her yerinde dijital platformlar ülkelerin 'yumuşak gücü' haline dönüşmüş durumda. Amerika bunu yıllardır Hollywood üzerinden yapıyordu. Güney Kore son dönemde K-Pop ve dizilerle bunu başka bir seviyeye taşıdı. İspanya’nın bazı şehirleri diziler sayesinde yeniden turizm merkezi haline geldi. Dijital içerik artık ülkelerin görünmez diplomasi araçlarından biri.
Türkiye’nin burada dikkatli ama vizyoner bir yerde durması gerekiyor.

Sürekli yasaklarla, korkularla veya reflekslerle yaklaşmak çözüm değil. Çünkü dijital dünya artık hayatın merkezinde. Gençler içerik izlemeyi bırakmayacak. Platformlar Türkiye pazarından çekilmeyecek. Asıl mesele, bu alanın içerisinde ne kadar güçlü yer alabildiğimiz.

Kendi hikâyelerini anlatabilen ülkeler kültürel olarak ayakta kalabiliyor. Yerel yapımların güçlenmesi, Anadolu’nun farklı şehirlerinin hikâyelerinin anlatılması, kültürel çeşitliliğin korunması bu yüzden önemli. Eğer sadece dışarıdan gelen içerikleri tüketen bir toplum haline gelirsek kültürel üretim gücümüz zayıflar. Ama kendi hikâyelerimizi küresel dile çevirebilirsek işte o zaman dijitalleşme bir tehdit değil fırsat olur.

Türkiye artık yalnızca içerik tüketen bir ülke değil; aynı zamanda içerik üreten, ihraç eden ve küresel dijital rekabette söz sahibi olmaya çalışan bir ülke haline geliyor. Bu dönüşümün ekonomik tarafı kadar kültürel tarafını da konuşmak zorundayız. Çünkü artık savaşlar yalnızca sınırda değil, ekranlarda da yaşanıyor. Kültür dediğimiz şey artık sadece müzelerde veya kitaplarda değil; algoritmalarda, öneri listelerinde ve izleme alışkanlıklarında şekilleniyor.