Yaz mevsimi geldiğinde tatil yapmak için tüm yıl bekleyen büyük bir kitlenin gündemi bir anda değişiyor.İzinler ne zaman başlayacak, bu yıl hangi sahil daha hareketli olacak, Ege mi Akdeniz mi tercih edilecek, yurt dışı seçeneklerini mi değerlendirsek, bu yaz tatili nasıl ekonomik hale getirebiliriz gibi sorular sıklıkla soruluyor.
Son birkaç yıldır bu sohbetlere yeni gündemler de eklendi, olay bambaşka bir tartışmaya dönüştü. Artık insanlar gidecekleri yeri seçmeden önce hesap makinesini eline alıyor. Üstelik yapılan hesap yalnızca Türkiye’deki tatil bölgeleri arasında değil. Bodrum’un karşısına Mısır, Çeşme’nin karşısına Yunan adaları, Antalya’nın karşısına Balkan şehirleri konuluyor.
Birkaç yıl öncesine kadar 'Yurt dışına çıkmak çok pahalı' düşüncesi hâkimken bugün aynı insanlar 'Yurt dışı daha hesaplıya geliyor' demeye başladıysa, bunun üzerinde durulması gereken ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız.
DÖVİZ KURU
Elbette bunun tek nedeni döviz kuru değil. Hatta bana göre mesele artık dövizin çok ötesine geçmiş durumda. Türkiye’de konaklama maliyetlerinden yeme içmeye, ulaşımdan plaj işletmelerine kadar uzanan fiyat artışları öyle bir noktaya geldi ki vatandaş, kendi ülkesindeki tatilin bütçesini hazırlarken alternatif olarak yurt dışını değerlendirmeye başladı.
Özellikle erken rezervasyon dönemlerinde satılan paket turlar incelendiğinde Mısır’ın Kızıldeniz kıyılarındaki her şey dahil otellerin, bazı Yunan adalarının ya da Balkan şehirlerindeki konaklama seçeneklerinin Türkiye’nin popüler tatil merkezleriyle benzer hatta zaman zaman daha düşük maliyetler sunduğunu görmek artık şaşırtıcı gelmiyor.
Mısır bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Şarm El Şeyh ya da Hurghada gibi destinasyonlar uzun yıllardır Avrupalı turistlerin uygun fiyatlı deniz tatili tercihleri arasında yer alıyordu. Son iki üç yılda aynı destinasyonlar Türk tatilcinin de radarına girdi. Bunun nedeni Mısır’ın olağanüstü ucuzlaması değil, Türkiye’deki sahil destinasyonlarının çok hızlı pahalılaşması.
Bir aile, Bodrum ya da Çeşme’de birkaç günlük konaklama, yeme içme ve plaj harcamasını hesapladığında, aynı bütçeyle uçak bileti dahil yurt dışı paketlerine ulaşabildiğini görüyor. Böyle olunca tercihlerin değişmesi de kaçınılmaz hale geliyor.
Benzer bir durum Ege’nin iki yakasında da yaşanıyor. Sakız, Midilli, Samos ya da Rodos gibi adalar son yıllarda yalnızca günübirlik ziyaretlerin adresi olmaktan çıktı. Kapı vizesi uygulamasının da etkisiyle binlerce kişi tatil planını bu adalara çevirdi. Bunun tek nedeni farklı bir ülke görmek değil. Aynı denizin iki kıyısında oluşan fiyat algısı da bu tercihi etkiliyor.
Elbette Yunanistan’ın her noktası ucuz değil, her restoranın ya da her otelin fiyatı Türkiye’nin altında değil. Ancak genel tabloya bakıldığında birçok tatilci, ödediği ücret karşılığında daha öngörülebilir bir tatil deneyimi yaşadığını düşünüyor ve bunu da açıkça dile getiriyor.
BALKANLARA KAÇIŞ
Balkan ülkeleri ise son dönemde bu denklemin başka bir parçası haline geldi. Saraybosna, Üsküp, Ohrid, Tiran, Belgrad ya da Budva gibi şehirler artık sadece kültür turu yapmak isteyenlerin değil, ekonomik bir tatil planlayanların da seçenekleri arasında yer alıyor. Kısa uçuş süreleri, vizesiz seyahat kolaylığı, ulaşılabilir otel fiyatları ve yeme içme maliyetleri bu destinasyonları cazip hale getiriyor.
Üstelik insanlar sadece birkaç fotoğraf paylaşarak dönmüyor; dönüşte ilk söyledikleri şey çoğu zaman 'Türkiye’den daha ucuza geldi' oluyor. İşte üzerinde düşünmemiz gereken nokta tam da burası.
Turizm sektörü doğal olarak maliyetlerin arttığını söylüyor. Elektrik, gıda, personel giderleri, kira, vergi ve işletme maliyetlerindeki yükselişin fiyatlara yansıdığını ifade ediyor. Bu tespitin yanlış olduğunu söylemek mümkün değil.
Ancak ortaya çıkan sonuç da görmezden gelinemez. Türkiye, dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biri olmasına rağmen kendi vatandaşının tatil yaparken yurt dışını daha ekonomik bulduğu bir noktaya geldi. Bu durum turizm sektörünü ilgilendiren ticari bir mesele olarak ele alınmamalı,bu aynı zamanda sosyal hayatı ve yaşam kalitesini de ilgilendiren bir konu.
Günümüz dünyasında tatil artık lüks olarak görülmemeli. Bir yıl boyunca çalışan insanların ailesiyle birkaç gün dinlenebilmesi, çocuklarını denizle buluşturabilmesi, yaşadığı şehirden uzaklaşarak nefes alabilmesi temel bir ihtiyaç. Eğer insanlar bunu kendi ülkelerinde gerçekleştirebilmek için sürekli bütçe hesabı yapmak zorunda kalıyor ve sonunda çözümü başka ülkelerde arıyorsa, burada yalnızca vatandaşın tercihlerini konuşmak yeterli olmaz. Bu tabloyu ortaya çıkaran ekonomik koşulları ve turizm politikalarını da aynı açıklıkla değerlendirmek gerekir.
Kimsenin yurt dışına gitmesine itiraz edilemez. Dünyayı görmek, farklı kültürleri tanımak elbette önemli. Ancak asıl sorgulanması gereken, Türkiye’nin sahip olduğu doğal güzelliklere, sahillerine ve turizm altyapısına rağmen kendi vatandaşının 'Bu yaz Bodrum yerine Mısır daha hesaplı, Çeşme yerine Yunan adası daha ekonomik' demesini normal karşılamaya başlamış olmamızdır. Turizm başarısı yalnızca yabancı turist sayısıyla ya da elde edilen döviz geliriyle ölçülmez.
O başarının önemli göstergelerinden biri de bu ülkenin insanlarının kendi kıyılarında, kendi şehirlerinde tatil yapabilme imkânına sahip olup olmadığıdır. Biraz da bu konu üzerine yoğunlaşsak mı?