Devletin parasıyla yapılmış, vatandaşın vergileriyle finanse edilmiş, yıllarca kamu tarafından işletilmiş bir ülkenin yollarını düşünün.
Sonra bir gün çıkıp deniliyor ki:“Bunları özelleştiriyoruz.”
Peki, gerçekten neyi satıyoruz? Sadece asfaltı mı? Sadece gişeleri mi? Sadece köprüleri, tünelleri ve yolları mı? Otoyol dediğiniz şey, sıradan bir ticari işletme değildir. Bir ülkenin ulaşım damarlarıdır. Ekonominin damarlarıdır. Üretimin, ticaretin, turizmin ve insan hareketliliğinin ana yollarıdır. Bu nedenle meseleye sadece “Hazine ne kadar gelir elde edecek?” sorusuyla bakmak büyük bir eksiklik olur.
Asıl soru şudur:
Devlet bugün elde edeceği gelir karşılığında yarının hangi değerinden vazgeçiyor? Özelleştirme tartışmalarında genellikle ilk söylenen şey ekonomik kazanç oluyor. “Devlete gelir gelecek.”Peki sonra? O yolu kullanan vatandaş ne ödeyecek? Geçiş ücretleri nasıl belirlenecek? Bakım maliyetleri nasıl karşılanacak?-Yatırım yapılacak mı? Yapılacaksa kim karar verecek.
Ve en önemlisi
Kamu yararı ile şirket kârlılığı karşı karşıya geldiğinde hangisi kazanacak? İşte asıl mesele burada. Çünkü özel sektörün temel amacı kar etmektir. Devletin görevi ise kamu hizmetini sürdürülebilir biçimde sunmaktır.
İŞÇİ MESELESİ
Türk-İş İzmir 3. Bölge Temsilcisi Hayrettin Çakmak’ın dikkat çektiği nokta burada oldukça önemli. Otoyollarda yalnızca gişede çalışan insanlar yok. Bakım ekipleri var. Asfalt ustaları var. Dozer operatörleri var. Greyderciler var. Teknik personel var. Yılların deneyimini taşıyan insanlar var. Bunların her biri, bir otoyolun güvenli ve işler halde kalması için gerekli. “İşçiye bir şey olmayacak” demek kolay. Ama hangi koşullarda çalışacak? Ücretleri ne olacak? Sendikal hakları korunacak mı? Kadro yapısı değişecek mi? Taşeronlaşma artacak mı? Emeklilik ve sosyal hakları ne olacak? Bunların cevabını vermeden “işçiye bir şey olmayacak” demek, sadece iyi niyet temennisidir.
Bence en büyük hata, otoyolları yalnızca beton ve asfalt olarak görmek. Otoyol;üreticinin ürününü pazara ulaştırdığı yoldur. Kamyoncunun ekmek kapısıdır. Turistin ulaşım güzergahıdır. İhracatçının lojistik hattıdır. Ambulansın hastaneye ulaşma yoludur. İnsanların ailesine, işine, evine ulaşmasını sağlayan kamu hizmetidir. Dolayısıyla otoyolun sahibi değiştiğinde sadece bir mülkiyet değişikliği yaşanmaz. Vatandaşın günlük hayatına dokunan bir sistemin yönetim biçimi değişir. Devletin gelir elde etmesine elbette kimse karşı çıkamaz. Ekonomik kaynak yaratmak gerekir. Ancak kamu varlıklarını satarken şu soruyu sormak zorundayız: Bir defalık gelir mi daha değerli, yoksa yıllarca kamuya hizmet edecek bir varlık mı? Bugün kasaya girecek para için yarının gelirinden vazgeçiyor olabilir miyiz? Eğer cevap “hayır” ise bunu rakamlarla ortaya koymak gerekir. Eğer cevap “evet” ise o zaman vatandaşın karşısına çıkıp bunun nedenini açıkça anlatmak gerekir. Çünkü kamu malı, yöneticilerin kişisel malı değildir. Kamu malı, toplumun ortak malıdır. Bu nedenle otoyolların satışı, “kaç milyar lira gelir elde edilecek?” sorusundan çok daha büyük bir sorudur. Çünkü bazı şeylerin fiyatı hesaplanabilir. Ama kaybedilen kamu değerinin bedeli yıllar sonra anlaşılır.