Günlük hayatta eskiden daha kolay tolere edilen birçok konuya bugün daha büyük tepkiler verebiliyoruz. Trafikte yaşanan anlık bir olay, telefona gelen bir mesaj ya da iş yerindeki bir sorunu eskiden geçiştirebilirken bugün daha farklı tepkiler verebiliyor. İnsanlar artık bazı ufak tefek şeylere daha çabuk sinirlenebiliyor ya da daha hızlı tepkiler verebiliyor. Artık neden hayatımızda sakin kalmak daha zor bir konu haline geldi? Bu sorunun kökeninde, modern yaşamın dayattığı yoğun tempo yatmaktadır. Gün boyunca zihnimiz neredeyse hiç durmaz; sürekli yeni bir şey düşünmek, bir yere zamanında yetişmek veya bir görevi tamamlamak zorundayızdır. Beyin bu yoğun akış içinde kendine dinlenme alanı yaratamaz. Dinlenmeyen bir zihin ise zamanla daha kırılgan ve hassas hale gelir. Bu durumda en küçük dış uyaran bile normalden çok daha büyük bir duygusal tepkiyi tetikleyebilir. Bir diğer kritik etken ise sabırsızlıktır. Gündelik hayatın ritmi hızlandıkça, insanların beklentileri de aynı oranda hızlanmıştır. Her şeyin anında olmasını, hemen sonuç almayı arzularız. Yavaş ilerleyen her süreç, geciken her cevap rahatsızlık kaynağına dönüşür. Oysa sakin kalabilmek, bir anlamda beklemeyi ve bazı durumları olduğu gibi kabullenmeyi de gerektirir. Bu sabır becerisi zayıfladıkça, verdiğimiz tepkiler de orantısız olabilir.
UYKU DÜZENİ
Uyku düzeni ve fiziksel bitkinlik de bu denklemde göz ardı edilmemelidir. Yeterince dinlenmemiş bir beden, duygusal olarak çok daha savunmasız olur. Uyku eksikliği, stresle başa çıkma kapasitesini doğrudan düşürür. Bu durumda kişi, normal şartlarda sakin karşılayabileceği bir olaya bile çok daha yoğun ve sert tepki verebilir. Stres, tüm bu tablonun tam merkezinde yer alan bir unsurdur. Günlük sorumlulukların ağırlığı, ekonomik kaygılar, iş hayatının baskısı ve toplumsal beklentiler insanı sürekli bir gerilim hali içinde tutar. Bu gerilim zamanla birikir ve en ufak bir tetikleyicide dışa vurulur. Çoğu zaman asıl sorun, o an yaşanan küçük aksilik değil, birikmiş olan bu duygusal yüktür. Sakin kalmak, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Tepki vermemek, duyguları yok saymak veya bastırmak olarak algılanır. Oysa gerçek sakinlik, yaşanan duygunun farkında olup onu kontrol edebilme halidir. Bu beceri doğuştan gelmez; zamanla ve pratikle geliştirilir. Ancak günümüzdeki hızlı yaşam tarzı, bu beceriyi beslemek yerine köreltmektedir. Sonuç olarak, sakin kalmak bugün çok daha zor hale gelmiştir çünkü hayatın kendisi hızlanmış, daha karmaşık ve daha fazla uyaranla dolmuştur. Zihin sürekli çalışırken, beden yeterince dinlenemezken ve beklentiler katlanarak artarken, duygusal dengeyi korumak da giderek güçleşmektedir. Belki de bu yüzden modern çağda sakin kalabilmek, artık kendiliğinden oluşan bir durum değil, bilinçli bir şekilde korunması ve üzerinde çaba gösterilmesi gereken bir denge haline gelmiştir.