28 Kasım Cuma günü Danıştay’ın önünde yalnızca bir sendikanın değil, Türkiye’de yerel demokrasiye ve emek mücadelesine inanan herkesin sesi yankılandı. Tüm Yerel Sen olarak, şube başkanlarımız ve yöneticilerimizle birlikte Sosyal ve Çalışma Bakanlığı’nın yerel yönetimlere gönderdiği “Sosyal Denge Tazminatı yüzde 120’yi geçemez” talimatına karşı bir araya geldik; basın açıklamamızı yaptık ve davamızı açtık. Bu, sıradan bir sendikal refleks değil; ülkenin yönetim anlayışına, yerel özerkliğe ve sosyal devlet ilkesine yönelik müdahalelere karşı çok net bir siyasi duruştur.

Çünkü görüyoruz ki, merkezi idare bir süredir yerel yönetimlerin alanını daraltma arayışında. Görevleri, yetkileri, bütçeleri ve karar mekanizmaları giderek Ankara eksenli kontrol altına alınmak isteniyor. Bu talimat da aynı sürecin bir parçası: Belediyelerin kendi çalışanlarıyla yaptığı toplu sözleşmelere, yani hem anayasal hem demokratik bir hakka doğrudan müdahale. Bunu başka türlü tanımlamak mümkün değil. Bu, yerel yönetimlerin özerkliğine vurulan bir darbedir; üstelik bunu emeğin üzerinden yaparak daha da ağır bir hata içine düşmektedirler.

Sosyal Denge Tazminatı bir lütuf değil, çalışanı ayakta tutan, hizmeti güçlendiren, yerel yönetimlerin mali kapasitesine göre belirlenen bir haktır. Merkezin, belediyelerin kasasına ne gireceğini ve oradan çalışanlara ne kadar verileceğini belirlemeye kalkması, yalnızca çalışma hayatına değil, halk iradesine de müdahaledir. Çünkü belediyeleri yönetenler halkın oyuyla seçilmiştir. Onların çalışanlarıyla kurduğu sözleşme ilişkisinin merkezden düzenlenmeye çalışılması, aslında seçilmiş yöneticilere parmak sallamaktır.

Danıştay’ın kapısına bu nedenle gittik: Çünkü bu karar, masada müzakere edilen bir toplu sözleşmeyi masadan alıp bir genelgeyle yok saymak anlamına gelmektedir. Bu, işçi-işveren ilişkisini demokratik bir müzakere olmaktan çıkarıp talimatla yönetilen bir düzene dönüştürmeyi hedeflemektedir. Böyle bir yaklaşımın adı ise bellidir: Vesayet.
Bugün Sosyal Denge Tazminatıyla başlayan bu sınırlama yarın başka haklara, başka sözleşmelere, başka alanlara uzanacaktır. Bu nedenle, meselenin yalnızca ekonomik bir kesinti olmadığını her fırsatta vurguluyoruz. Bu, siyasi bir tercihtir: Yereli güçsüzleştirme, çalışanı değersizleştirme ve merkezi iradeyi ülkenin her yerine hâkim kılma tercihi.
Danıştay önünde yaptığımız açıklamada altını çizdik: Yerel yönetimler, merkezden gelen talimatlarla yönetilecek kurumlar değildir. Belediyeler halkın kurumudur, bürokratik vesayetin değil. Eğer bugün buna ses çıkarmazsak, geleceğin belediyeleri yalnızca tabela kurumlarına dönüşecektir. Buna razı değiliz, olmayacağız.

Çalışanın ekmeğine göz dikmek, ekonomik krizin faturasını belediye emekçisine kesmek, sonra da bunu “tasarruf” diye sunmak kabul edilemez. Tasarruf etmek istiyorlarsa, önce ülkenin kaynaklarını çarçur eden politikalara baksınlar. Emekçinin cebinden tasarruf olmaz. Bu ülkede en son dokunulacak kesim, yıllardır şehrin çöpünü toplayan, yolunu yapan, suyunu dağıtan, parkını düzenleyen, halkın her ihtiyacına koşan belediye emekçisidir.

Biz Tüm Yerel Sen olarak bu gerçeğin farkındayız ve görevimizi biliyoruz. Bu nedenle hukuki mücadelemizi başlatırken aynı zamanda siyasi bir mesaj verdik: Bu ülkenin geleceği yerel yönetimlerin güçlenmesinde, çalışanların hakkını aldığı bir çalışma düzeninin kurulmasında ve sosyal devletin gerçek anlamda hayata geçmesinde yatmaktadır. Dayatmalarla, tavan sınırlarıyla, genelgelerle bu gerçeği değiştiremezler.

Bu dava, yalnızca sendikamızın değil, Türkiye’de yerel yönetimlere inanan herkesin davasıdır. Bu dava, halkın iradesine sahip çıkma davasıdır. Bu dava, emeğin onurunu koruma davasıdır. Ve biz bu davayı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Kimse bizden geri adım beklemesin. Sosyal Denge Tazminatı’nı kısıtlamaya çalışan her düzenlemenin karşısında olacağız. Yerel yönetimlere müdahale eden her adımı teşhir edeceğiz. Emeğin hakkını korumayan her politikanın karşısında duracağız. Bu bir sendika mücadelesinden daha fazlasıdır; bu bir demokrasi savunusudur.
Danıştay önünde başlattığımız bu süreç, yalnızca bir dava dilekçesiyle sınırlı değildir. Bu, iktidarın yerel yönetimleri ve çalışma hayatını denetim altına alma girişimlerine karşı verilmiş bir mücadele ilanıdır. Ve biz bu mücadeleyi kazanmaya kararlıyız. Çünkü haklıyız. Çünkü emeğin yanındayız. Çünkü yerelin ve halkın iradesini savunuyoruz.
Bir kez daha söylüyoruz: Bu mücadele sürecek. Ve sonunda, birlikte kazanacağız.