Devlet, vatandaşlarına olduğu kadar kendi çalışanlarına karşı da adil olmak zorundadır. Çünkü kamu hizmetinin temelinde güven vardır. Kamu görevlisi, yıllarca devlete hizmet ederken yalnızca bugünü için değil, yarını için de çalışır. Emeklilik, bir memur için sadece çalışma hayatının sonu değil; aynı zamanda uzun yıllar verilen emeğin karşılığının alınacağı dönemdir. Ancak bugün kamu kurumlarında sessizce büyüyen ve henüz tam anlamıyla fark edilmeyen çok büyük bir adaletsizlik bulunmaktadır. Bu adaletsizliğin adı, 2008 sonrası memurların emeklilik sorunudur. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile birlikte devlet memurları sosyal güvenlik bakımından iki ayrı gruba ayrılmıştır. Bu tarihten önce göreve başlayan memurlar 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olmaya devam ederken, sonrasında göreve başlayan memurlar ise tamamen farklı bir sisteme dahil edilmiştir. Belki ilk bakışta bu durum teknik bir düzenleme gibi görülebilir. Ancak meselenin özüne inildiğinde ortada ciddi bir hak ve adalet sorunu olduğu açıkça görülmektedir. Bir kamu kurumunda yan yana çalışan iki memur düşünelim. İkisi de aynı sınavlardan geçmiş olsun. Aynı diplomaya sahip olsun. Aynı görevi yapsın. Aynı amire bağlı çalışsın. Aynı sorumlulukları taşısın. Hatta aynı maaşı alsın.

SADECE 24 SAAT

Fakat bu iki memurdan biri 30 Eylül 2008 tarihinde, diğeri ise 1 Ekim 2008 tarihinde göreve başlamış olsun. Aralarındaki fark yalnızca bir gündür. Sadece 24 saat. Ancak emeklilik dönemine geldiklerinde karşılaşacakları tablo arasında ciddi uçurumlar bulunmaktadır. Bir gün önce göreve başlayan memur, emeklilikte daha yüksek aylık alabilirken; bir gün sonra göreve başlayan memur çok daha düşük bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda kalacaktır. Peki bunun haklı ve vicdani bir açıklaması var mıdır? Aynı devlete hizmet eden, aynı vergiyi ödeyen, aynı riskleri taşıyan ve aynı fedakârlığı gösteren insanlar arasında yalnızca göreve başlama tarihine göre böylesine büyük farklılıklar oluşturmak hangi adalet anlayışıyla bağdaşmaktadır? Bugün 5510 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan yüz binlerce kamu görevlisi, belki henüz emekliliği uzak bir gelecek olarak görmektedir. Çünkü memurların emeklilik hakkını elde edebilmesi için uzun yıllar çalışması gerekmektedir. Bu nedenle sorun kamuoyunda yeterince tartışılmamakta, hatta birçok kamu çalışanı tarafından bile tam olarak bilinmemektedir. Ancak gerçek şudur ki önümüzdeki yıllarda yüz binlerce memur emeklilik sürecine girdiğinde bu adaletsizlik çok daha görünür hale gelecektir. Çünkü yeni sistemde emekli aylığı hesabı büyük ölçüde prime esas kazanç ve ortalama aylık gelir üzerinden yapılmaktadır. Buna karşılık makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı gibi kamu hizmetine özgü birçok unsur emeklilik gelirine yeterince yansımamaktadır. Sonuç olarak kamu görevlileri, aktif çalışma hayatlarında sahip oldukları gelir düzeyinin çok altında bir emekli aylığıyla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Bu durum aynı zamanda çalışma barışını tehdit eden ciddi bir sosyal sorundur. Çünkü bir kurum içerisinde aynı işi yapan çalışanlar arasında geleceğe ilişkin böylesine büyük farklılıklar bulunması aidiyet duygusunu zedelemektedir. Kamu çalışanları, yıllarca omuz omuza görev yaptıkları meslektaşlarıyla aynı şartlarda emekli olamayacaklarını gördüklerinde sisteme olan güvenleri de sarsılmaktadır. Sosyal devlet anlayışının temel amacı, vatandaşları ve çalışanları arasında adaletli bir denge kurmaktır. Sosyal güvenlik sistemi yeni mağduriyetler üretmek için değil, insanların geleceğini güvence altına almak için vardır. Elbette sosyal güvenlik sistemleri zaman içerisinde değişebilir. Ekonomik koşullar yeni düzenlemeleri zorunlu kılabilir. Ancak yapılan düzenlemeler, aynı statüde çalışan insanlar arasında kalıcı eşitsizlikler doğurmamalıdır. Bugün yapılması gereken şey son derece açıktır. 5510 sayılı Kanun, devlet memurları açısından yeniden değerlendirilmelidir. Emeklilik maaşı ve emekli ikramiyesi konusunda ortaya çıkan hak kayıpları giderilmeli, aynı görevi yapan kamu görevlileri arasında hakkaniyet esasına dayalı ortak bir sistem oluşturulmalıdır. Çünkü devletin kapısından bir gün önce ya da bir gün sonra girmiş olmak, insanların emeklilikteki yaşam standartlarını belirlememelidir. Adalet, takvim yapraklarına göre değişmez. Adalet; aynı emeğe, aynı fedakârlığa ve aynı hizmete eşit karşılık vermektir. Unutulmamalıdır ki, kendi çalışanına adalet sağlayamayan bir sistemin topluma adalet dağıtması da her geçen gün daha zor hale gelecektir.