Bu hafta köşemde alıştığınız konuları değil, hayatımın en kıymetli meselesini yazmak istedim. Sendikal mücadeleyi, emeğin onurunu, adaleti ve haksızlıkları her hafta kaleme alıyorum. Ama bugün başka bir yerden sesleniyorum: Bir babanın kalbinden.

Bugün kızım Alya 8 yaşında.

Sekiz yıl önce bir çocuğun doğumu, sadece bir ailenin sevinci değildir; bir insanın yeniden doğuşudur. O gün sadece bir bebek dünyaya gelmedi. Ben de yeniden doğdum. Hayata bakışım değişti, önceliklerim değişti, korkularım ve cesaretim değişti.

Onu her izlediğimde şunu düşünüyorum: Çocuklar aslında bize ait değil, biz onların geleceğine emanet edilmiş insanlarız. Sekiz yaşındaki bir çocuğun gözlerine baktığınızda saf bir vicdan görürsünüz. Hesapsız bir adalet duygusu, sorgusuz bir merhamet, karşılıksız bir sevgi…

Ve insan ister istemez şunu soruyor: Biz nasıl bir ülke bırakıyoruz bu çocuklara?

Ben yıllardır emek mücadelesi veriyorum. Çünkü biliyorum ki adalet sadece bugünün meselesi değildir; yarının teminatıdır. Eğer bugün haksızlığa ses çıkarmazsak, yarın çocuklarımızın sessizliğine mahkûm oluruz. Eğer bugün emeğin hakkını savunmazsak, yarın onların alın teri daha doğmadan değersizleşir.

Alya 8 yaşında. Hayatın henüz başında. Ama gözlerindeki o kararlılık bana hep şunu hatırlatıyor: Çocuklar bizden daha cesur. Onlar dünyayı daha temiz görüyor. Kirletilmiş kavramlarla değil, yalın gerçeklerle yaşıyorlar.

Bir çocuğun doğum günü aslında takvimde bir tarih değildir. Bir muhasebedir. “Geçen yıl ne yaptım?” sorusudur. “Bu çocuğun geleceği için neyi değiştirebildim?” sorusudur.

Onu siyah elbisesi içinde, pembe örgüleriyle karşımda dimdik dururken gördüğümde gurur duydum. Ama gururun yanında ağır bir sorumluluk da hissettim. Çünkü her baba bilir: Çocuğunun gözünün içine bakarken verdiği söz, hiçbir kürsüde verilen sözle kıyaslanamaz.

Ben kızıma şunu öğretmek istiyorum: Güçlü ol ama adil ol. Sesini yükselt ama haksızlık karşısında yükselt. Başarıyı hedefle ama vicdanını kaybetmeden.

Bugün çocuklarımızı konuşurken sık sık gelecekten söz ediyoruz. Oysa gelecek soyut bir kavram değil. Gelecek, sekiz yaşında bir çocuğun gözlerindeki ışıktır. O ışığı söndürmemek bizim görevimiz.

Bizler yetişkinler olarak çoğu zaman siyasetle, makamla, güçle meşgul oluyoruz. Ama bir çocuğun dünyasında en büyük güç sevgidir. En büyük makam güven duygusudur. En büyük siyaset adalettir.

Sekiz yıl önce kalbime düşen o ilk ağlayış, bana şunu öğretti: İnsan dünyayı değiştiremese bile, bir çocuğun dünyasını değiştirebilir. Ve belki de gerçek devrim tam olarak budur.

Bu yüzden bugün köşemi kızımın doğum gününe ayırdım. Çünkü bazen en büyük söz, en sade cümlede saklıdır: İyi ki doğdun.

İyi ki hayatıma anlam kattın.
İyi ki bana sorumluluğun ne demek olduğunu öğrettin.
İyi ki vicdanımı her gün yeniden hatırlattın.

Sekiz yaşında bir çocuğun babası olarak şunu biliyorum: Mücadele sadece bugünü kazanmak için değil, yarını utandırmamak içindir.

Ve ben, kızımın gözlerine her baktığımda, daha adil bir ülke için yazmaya devam edeceğim.

Doğum günün kutlu olsun Alya.
Sekiz yaşında bir çocuğun kalbi kadar temiz bir dünya umuduyla…